PİYASALAR

  • BIST 10095.734-0.87%
  • ALTIN271.249-0.54%
  • DOLAR5.5630.14%
  • EURO6.170.05%
  • STERLİN6.7740.6%
  1. YAZARLAR

  2. Abdullah Öztürk

  3. Gençlerimizi kazanalım
Abdullah Öztürk

Abdullah Öztürk

Turuncu Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Gençlerimizi kazanalım

A+A-

Bu milletin genleri  ve geleneklerine olan bağlılığı; kaybolmasına, yok olmasına, ziyan olmasına İzin vermeyecek kadar temiz ve bir o kadar da baskındır.

Hepimizin eleştirdiği gibi gençlerimiz uçurumun kenarından düşme eşiğine gelmiş olarak görünse de vakti geldiğinde genlerinin ve geleneklerinin gereğini yapacak kadar iman sahibidir.

Türk milleti var edildiği günden bu yana büyük badireler atlatmış; büyük yıkımlardan yara almış olsa da özünü kaybetmeden bu sıkıntılardan kurtulmayı bilmiştir.

Sosyal medyanın hayatımıza girmesiyle büyük bir savaşın içerisinde olduğumuz aşikardır fakat bu savaştan da yenilmeden, ziyan olmadan, yokluğa karışmadan galip geleceğimize inananlardanım.

Gençlik her dönem bir önceki dönem tarafından eleştirilmiş, çoğu zaman gençliğin hali için endişe duyulmuş “ne olacak bu gençliğin hali” sorusu her dönem dile getirilmiştir.

Bize düşen gençlerimize inanmak, onların dünyasının değiştiğini kabul etmek ve onları anlamaya çalışmaktır.
Bu millet tüm bireyleriyle karşısındaki düşmana boyun eğmek yerine canını seve seve vermeyi tercih eden bir millettir ki bu durumun en büyük sebebi de Allah inancıdır.
Bu inancın tezahürü de Çanakkale savaşındaki  şehitlik ve gazilikle mükafatlandırılan genç kahramanlarımızdır.
Hayal edin; 17 yaşındasınız, üzerinizdeki üniforma küçük bedeninize büyük geliyor, üniformanızın kollarını iki defa kıvırmışsınız.
Tayın dağıtan onbaşının gözlerinin içine bakıyorsunuz, bir fazla tayın daha verse karnınız tümüyle doyacak fakat diğerleri gibi sizin de karnınız tam doymuyor, karnınızın aç olmasına alışmışsınız çünkü buraya karnınızı doyurmak için değil, İslam’a savaş açanlara karşı siper olmak için gelmişsiniz.
Abdestinizi alıp öğle namazınızı kılıyorsunuz , yüceler yücesi Rabbinize gözyaşları içerisinde dualar ediyorsunuz.
İmanınız o kadar sağlam ki hiç korkmuyorsunuz, koca koca zırhlıların gelecek olması değil de köyünüzde bıraktığınız ananızın hasreti ciğerinizi yakıyor.
Çanakkale içinde bir uzun selvi 
Kimimiz nişanlı 
Kimimiz evli
Oy gençliğim eyvah.
Bu nasıl bir imandır ki az sonra öleceğinizi bildiğiniz halde gözünüzden bir damla yaş akmasına bile izin vermiyor çünkü bedeninizin sizin değil İslam’ın olduğunu biliyorsunuz.
Gemilerden atılan bombalar kardeşlerinizi, tertiplerinizi, inandığınız güvendiğiniz komutanlarınızı parçalıyor; hepsinin yüzünde acı bir tebessüm fark ediyorsunuz, tebessümün sebebi şehit olmaları, acının sebebi de gerilerinde bıraktıkları için endişe duymalarıdır.
Birkaç adım öteye gidiyorsunuz; Oğuz onbaşının ciğerini evlat acısı sarmış, köyünde bıraktığı Mustafa’sını düşünüyor, bir daha göremeyeceğinden emin olduğu için aceleyle mektup yazıyor, oğluna tembihatlarını sıralıyor, anasına ve kız kardeşine iyi bakmasını, büyüdüğünde onlara sahip çıkmasını yazıyor. Mustafa henüz 13 yaşında olmasına rağmen Oğuz onbaşı ona inanıyor, ne de olsa Mustafa’dan başka ailesini emanet edebileceği kimsesinin kalmadığını biliyor.
Cephede bu iman hakikati yaşanırken yakın köylerde davul zurna sesleri var; köyün içinde toplanan kalabalık, yaşlı muhtarın okuduklarını dinliyor, tüm köylü ölüm sessizliğinde… Olacak olanı herkes bildiği halde hiçbir ana gözyaşı dökmüyor, İslam için, vatan için şehit olanlara Fatihalar okunuyor.
Mustafa’nın anası Hatice kadın cephedeki iki oğlunu ve kocası Oğuz onbaşıyı düşünüyor ve dua ediyor. Bir tek Mustafa’sı kalmış yanında, Mustafa’nın ellerini sıkı sıkı tutuyor ve cepheden gelen haberleri dinliyor.
Mustafa’nın yanında olmasına sevinse de iki oğlu ve kocası cephede şehit olmayı bekliyor, Mustafa henüz 13 yaşında ama boyu da posu da yerinde. Hatice Kadın evine döndükten sonra sabah namazına kadar düşünüyor, bu milletin evlatları şehit olurken, oğlundan ayrılmak istemeyişinden ar ediyor ve şehit anası olmayı yeğliyor.
Sabah namazından sonra, cephede tayın ve üzüm hoşafından başka bir şey verilmediğini biliyor, Mustafa için komşudan istediği yumurtayı haşlıyor, ne olur ne olmaz diye sakladığı çökelekleri çıkartıyor, evladıyla son kahvaltısını yapıyor ve gözünden tek damla yaş akmadan oğlunu dualarla cepheye uğurlarken Mustafa’ya diyor ki ;
Gavurun elinde kepaze olacağıma evlat acısı çeker, ekmeğime kan doğrarım, gözün arkada kalmasın oğul, babana ve abilerine selam et.
Çanakkale içinde aynalı çarşı 
Ana ben gidiyom düşmana karşı 
Oy Gençliğim Eyvah.
Mustafa anasının elini son kez öpüyor, ona sarılıyor, kokusunu içine çekiyor ve arkadaşlarıyla cepheye doğru yola çıkıyor.
Cephede hiçbir kitapta yazılmayanlar, hiçbir filmde olmayanlar yaşanmaya devam ediyor.
Namlularından ateş kusan zırhlılar Mehmetlerimi toprağa karıştırıp göğe fırlatıyor. Davudi sesiyle Hafız Osman Kuran-ı Kerim okuyor, o ses ki koca zırhlıların seslerini bastırıyor, tam o sırada bir mermi mühimmat deposuna denk geliyor, civardaki Mehmetlerim göğe savruluyor fakat şehadet şerbetinin tadı onları gülümsetiyor.
Havranlı Seyidim etrafına bakıyor, tüm gardaşları yerde kanlar içinde bazıları feryat ediyor bazıları gülümsüyor; kollar, bacaklar, kafalar etrafa savrulmuş, kimi bacağını arıyor kimi kolunu, bazıları da olduğu yerde azrail ile sohbet ediyor, yüzlerindeki nur etrafa ışık olmuş; Çanakkale bu ışıkla aydınlanıyor. Onbaşı Seyidin köydeki pehlivanlıkları aklına geliyor, gözlerindeki yaşlara aldırış etmeden kaplan pençesi gibi ellerini 215 kiloluk mermiye tutuşturuyor.
Ya ALLAH Ya Mevlam.
Gözleri yuvalarından çıkmış Seyit onbaşının sanki tüm kemikleri çatırdıyor, yüzü tan yerinin ağardığı gibi ağarmış, sırtlıyor koca mermiyi, yanı başındaki Edremitli Halil, dualar ediyor yaradanına  "Allah’ım sen güç kuvvet ver Seyit Onbaşıma "
Seyidim içindeki iman kuvvetiyle adım atıyor, bacakları titriyor, tüm vücudu sırılsıklam olmuş. Biliyor ki o mermiyi verirse topun ağzına, koca dünyaya “Bu millet yenilmez” diye haykıracak. Dilinden eksik olmuyor “Allah’ım sen yardım et” duası, titredikçe bacakları sabır çekiyor, Rabbinden yardım diliyor.
Yarab, sen nelere kadirsin .
Seyidim, koca zırhlıyı batırıyor.
Çanakkale içinde vurdular beni 
Ölmeden mezara koydular beni 
Oy Gençliğim Eyvah.
Çanakkale bir savaş değildir. Çanakkale savaşı; Allah’ın dini İslam’ın sancağının yere düşmemesi için bu milletin kanıyla yazdığı bir destandır.
O savaşta şehit olan atalarımızın torunları elbet gaflet uykusundan günü geldiğinde uyanacaktır. Gençlerimizi eleştirmek yerine onları getirdiğimiz bu halin sebebini sorgulamamız gerekir; eleştirdiğimiz, yargıladığımız gençleri yetiştiren insanların bizler olduğunu unutmadan onları kazanmak için çözümler üretmeliyiz.
Bizler, gençlerimize fikir tohumları ekmeliyiz ki onlar da ekilen tohumları sulasınlar, yeşertsinler, fikir ağaçlarının gölgesinde bu milletin insanlarının asilliğinden, zarafetinden, inancından bahsedebilsinler.
Bu milletin gençlerini kazanmak için uğraş veren inanan ve gençlere güvenen herkese selam olsun.

Bu yazı toplam 1049 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.