28 ŞUBAT’IN YENİ VERSİYONLARI
28 Şubat Postmodern darbesinin üzerinden tam 29 yıl geçti. Her ne kadar darbenin izleri silinmiş olsa da neden olduğu mağduriyetler ve acılar nedeniyle o karanlık günler toplumsal hafızada hâlâ tazeliğini korumakta.
Toplumun belirli kesimlerinin tehlikeli olarak kabul edilip kamusal alandan dışlanması amacıyla kurulan Batı Çalışma Grubunun faaliyetleri neticesinde yaklaşık 6 milyon kişinin fişlenmesinin yanı sıra Başörtüsü yasağı, İkna odaları, 12 yaşın altına Kur’an öğrenimi yasağı ve Katsayı zulmü gibi çok ciddi mağduriyetlere ve toplumsal tahribata yol açan uygulamalara şahit olduk ülkemizde.
Orgeneral Hüseyin Kıvrıkoğlu'nun MGK toplantısında sarfettiği "28 Şubat bin yıl sürecek" şeklindeki iddialı sözlerine rağmen, askeri vesayetin etkisi ve alınan kararların ömrü şubat ayı kadar kısa olacaktı.
28 Şubat'ın baskıcı ve yasakçı uygulamalarının tümü 2010 yılında dönemin Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın imzasıyla yayınlanan genelge ile yürürlükten kaldırılmıştı. 28 Şubat darbesinin önde gelen 21 ismine verilen müebbet hapis cezalarıyla birlikte darbecilerle bir ölçüde hesaplaşılmış olurken darbeyi mümkün kılan sosyolojik dinamiklerin tamamen ortadan kalktığını söylemek ise bugün için bile çok gerçekçi olmayacaktır.
Aradan geçen onca seneye rağmen darbe sürecinin arkasındaki sosyoloji ve zihniyetin izleri, dönem dönem farklı biçimlerde kendini göstermeye devam etmekte. Başörtülü hakimi laikliğe aykırı olduğu gerekçesiyle reddeden avukatta ya da Diyanet İşleri Başkanlığı'nın okul öncesi Kur'an kursu projesi için “Ortaçağ zihniyeti” yakıştırması yapan CHP’li Özgür Özel’in sözlerinde 28 Şubat ruhunun izlerine rastlamaktayız.
Metroda işine gitmekte olan bir bayanın sırf tesettürü nedeniyle çirkin bir saldırıya maruz kalması, muayene olmak için sıra beklediği esnada bir doktorun ya da girdiği mülakatta başörtüsü nedeniyle bir akademisyenin hakaretine uğrayan adayın mağduriyeti 28 Şubat uygulamalarının güncel versiyonları gibi.
1997 yılı bağlamında askeri ve bürokratik müdahalelerle biçimlenen 28 Şubat uygulamaları günümüzde ise form değiştirerek varlığını sürdürüyor. Günümüz Türkiye’sinde bazı özel sektör kuruluşlarında tesettürlü personel istihdam edilmemesi, yine bazı turistik tesislerin muhafazakâr aileleri kabul etmemesi ya da “AK Partiye oy verenlerle arkadaş olmam” diyen zihniyetin sosyal medyada bunu aleni bir şekilde gündem haline getirdiği benzeri faaliyetler 28 Şubat’ın değişen yüzünü göstermekte.
28 Şubat 1997'de darbeci zihniyetin "Senin hayat tarzın, benim ölçüme uymuyorsa kamusal alanda olamazsın." düşüncesi zamanla değişerek "Benim gibi düşünüp yaşamıyorsan hayatımda olamazsın" halini aldı. Bu dönüşüm, büyük ölçüde kamu gücünün kaybedilmesinden kaynaklanıyor. Eskiden elindeki kamu gücüyle toplum mühendisliği yapan tek tipçi anlayış; siyasal, askeri ve bürokrasi alanında etkisini yitirdikten sonra özel alanına çekildi ve uygulamalarını burada sürdürüyor. Ancak, ileride tekrar bir imkan bulup iktidara gelirse neler yapabileceğini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Bu yüzden 28 Şubat tamamen bitti ya da sadece “geçmişte kaldı” diye geçiştiremeyiz. Biten sadece uygulanan yöntemlerden biriydi. Zihniyet ise yerli yerinde duruyor imkan bulduğunda dayatmalarını yapıyor, ötekileştiriyor ve dışlıyor, koşullara göre ise kendini yeniliyor.
Siyasal iradenin verdiği yetkiyle 28 Şubat darbesini gerçekleştirenlerle hesaplaşsak da onu mümkün kılan zihniyetle henüz samimi bir şekilde yüzleşemedik. Ve yüzleşilmeyen her anlayış fırsat bulduğunda yeni uygulamalarla tekrar ortaya çıkacaktır.


YAZIYA YORUM KAT
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.