PİYASALAR

  • BIST 100104.8280.82%
  • ALTIN271.2770.43%
  • DOLAR5.748-0.45%
  • EURO6.329-0.51%
  • STERLİN7.4120.5%
  1. YAZARLAR

  2. Fatma Karaman Süslü

  3. TARİHİYLE, YOKUŞLARIYLA İSTANBUL KOPYASI BİR ŞEHİR: LİZBON
Fatma Karaman Süslü

Fatma Karaman Süslü

Turuncu Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

TARİHİYLE, YOKUŞLARIYLA İSTANBUL KOPYASI BİR ŞEHİR: LİZBON

A+A-

Lizbon denince akla; tepeler, eski ve yeninin içiçe olması, deniz havası, grafitiler, sokaklardaki Fado dansı, tramvaylar ve yardımsever Portekizliler gelir. Lizbon’u nefessiz kalmanıza neden olacak yokuşları ve tarihiyle İstanbul’a çok benzetilir. Ayrıca Lizbon Avrupa’nın ucuz şehirlerinden biri olması nedeniyle de kendini sevdirir. Peki bu güzel şehirde nereleri gezilmeli, hangi lezzetleri tatmalı?

 

Fatma KARAMAN SÜSLÜ

fatmaskaraman@gmail.com

 

İstanbul’da yaşayanların Avrupa’ya tatile gidip döndüğünde çok söylediği bir vardır: “Amaaan Avrupa çok güzel ama bir İstanbul değil. Dünyada hiçbir yer İstanbul gibi değil vallahi” diye… Doğru. İstanbul bu dünyanın adeta gözbebeği. Fakat size Avrupa’da İstanbul’dan hallice bir şehrin olduğunu söylesek? Şehrin içinden geçen nehri, yokuşlu yolları, Balat’taki evlere benzeyen yapıları, evler arasında asılmış çamaşırları, keşmekeşin dibini de her sokaktan fırlayan turistleri de görebileceğiniz türden bir yerden… Nereden mi bahsediyoruz? Portekiz’in başkenti Lizbon’dan elbette!

 

SÖMÜRGECİ GEÇMİŞ

 

Adeta kaşifler diyarı olan Lizbon, 1147 yılında Portekiz kralı I. Alfonso önderliğinde Fransız, İngiliz, Alman ve Portekiz şövalyelerinden oluşan birliklerle kuşatılmış ve şehir Arapların elinden alınmış. Bu tarihten sonra şehir Hristiyanların egemenliğine geçmiş. Orta çağın sonlarına doğru oldukça genişleyen şehir, Avrupa ve Akdeniz’de önemli ticaret merkezlerinden biri haline gelmiş. Coğrafi keşifler döneminde 15 ve 16’ncı yüzyıllarda altın çağını yaşamış. 1531 ve 1755 yıllarında yaşanan depremlerde şehir neredeyse yok olmuş ancak tekrar tekrar inşa edilmiş. Bir zamanların meşhur sömürgeci ülkesi olan Portekiz’in özellikle Lizbonlu kaşifleri ise Özellikle Güney Amerika keşifleriyle ülkenin zenginliğine zenginlik katmış. Bugün ise sömürünün gözle görüldüğü ülkeyi Brezilya olarak dillendirebiliriz.

 

ÜÇ BÖLGEDEN OLUŞUYOR

 

Bu klasik ancak bilinmesi gereken bilgilerden sonra gelelim Lizbon’da nereler gezilir, ne yenir kısmına…

Lizbon üç bölgeden oluşuyor: Baixa, Bairro Alto ve Alfama. Baixa bölgesi merkezde, şehrin kalbi Rossio Meydanı’da burada. Praca do Comercio ve Rossio yani ticaret meydanı olan iki meydan merkezi oluşturuyor. Burada pek çok alışveriş ve eğlence mekanları var bu sayede günün her saati hareketli yerler.

Alfama Lizbon’un en eski ilçesi… Ayrıca Fado’nun da doğduğu yer! Alfama’da, Arnavut kaldırımlı sokaklarda dolaşırken futbol oynayan çocuklar, camdan cama sohbette olan komşular, şarkı söyleyen kadınlar. Sanki Avrupa’da değilmişsiniz gibi!

Bairro Alto’da ise yerel restoranlarında harika yemeklerin tadını çıkarabilirsiniz. Çok gürültülü, hareketli bir bölge olduğu için burada kalmak pek tercihiniz olmayabilir. Gece hayatının saat 1 ve 2 de başladığını hatırlatayım. Sabahlara kadar gençlerin sesi rahatsız edebilir…

 

SOKAK SOKAK GEZİ

 

Praça do Rossio (Rossio Meydanı): Rossio Meydanı aynı zamanda IV. Pedro Meydanı olarak da biliniyor. 19. yüzyıla kadar şehrin eğlence merkezi olmuş ama geçmişte pek de renkli değilmiş. Orta çağ’dan beri şehrin ana meydanı olan Rossio, ayaklanmalara ve direnişlere ev sahipliği yapmış. İdam cezalarının infazının ve boğa güreşlerinin düzenlendiği kanlı bir meydanmış.

 

Castelo de São Jorge (Sao Jorge Kalesi): Şehrin en yüksek tepesinde bulunan kale adını Kapadokyalı bir azizden alan Sao Jorge Kalesi’nin tarihi vizigotlara kadar uzanıyor. 1755 yılındaki depreme kadar tiyatro, ceza evi ve silah deposu olarak kullanılmış ve depremden sonra uzun süre haraba halde kalmış. Günümüzde ağaçların arasından kaleye ulaştığınızda muhteşem bir şehir manzarası sizi bekliyor.

 

Torre de Belém (Belem Kulesi): Lizbon şehrinin sembollerinden biri olan kabul edilen Belem Kulesi. Portekiz krali I. Manuel, 1520 yılında Tejo nehrinin kıyısında bir kale olarak inşa ettirmiş. Rivayetlere göre şehirdeki büyük depremden önce bu kule nehrin ortasındaymış ve deprem sonrası sahille birleşmiş. 1983’te Unesco tarafından Jeronimos Manastırı ile birlikte dünya kültürel mirası listesine alınmış. Gezi planınızda erken saate burayı alırsanız zaman kaybetmemiş olursunuz.

 

Mosteiro dos Jerónimos (Jerónimos Manastırı): Jerenimos Manastırı, Portekiz’in altın çağı olan keşifler döneminin en muazzam örneklerinden biri. Adını denizcilerin yol göstericisi olduğuna inanılan Aziz Jerome’dan almış. Binanın mimarisi gotik ve rönesans tarzlarının karşımından oluşan manuelin döneminin tipik bir örneği olarak kabul ediliyor. Lizbon’da keşiflerin etkisiyle ortaya çıkan manuelin mimarili pek çok esere rastlayacaksınız. Denizcilik ve tropikal bitki motiflerinin de olduğu binanın dışında hemen her yapının üzerinde koni şeklinde yapılara dikkat edin.

 

Rua Augusta Arch (Rua Augusta Takı): Sahile inen Rua Augusta yolu turistleri ve mağazaları ile İstanbul’un İstiklal Caddesi’ni anımsatıyor. Yolun sonundaki zafer takıyla süslenmiş tarihi kapının olduğu yerden saray meydanı da denilen ticaret meydanına çıkaracaksınız.

 

Elevador de Santa Justa (Santa Justa Asansörü): 1900’lü yıllarda Baixa ve Bairro Alto’yu birbirine bağlamak için kurulan asansördür. Aynı zamanda “Carmo Lift” olarak da biliniyor. Neo-gotik mimarideki Santa Justa Asansörü, Paris’teki Eiffel Kulesi’ni yapan Gustav Eiffel’in öğrencisi Raul Messner tarafından yapılmış. Asansörle Barrio Alto bölgesine çıktığınızda yukarıda muhteşem Lizbon manzarası sizi bekliyor. Bulunduğunuz yerden Rossio ve Baxia bölgelerini ve karşı tepedeki Sao Jorge Kalesi’nden sahile kadar uzanan bölgeyi izleyebilirsiniz.

 

Sé de Lisboa (Lizbon Katedrali): İki çan kuleli Se Katedrali, şehrin en eski kilisesi. Aslında 11. yüzyıla kadar bu yapı bir camiymiş. Daha sonra şehir Hristiyanların eline geçince cami yıkılarak onun kalıntıları üzerine Lizbon katedrali yapılmış. Santa Maria Maior kilisesi olarak da biliniyor, giriş ücretsiz. Yolu biraz yokuşlu, yorulmadan geleyim derseniz 28 nolu sarı tramvayı kullanabilirsiniz. Görülmeye değer.

 

PEKİ NE YENİR?

 

Biz Müslümanlar için Lizbon’da yemek çok sıkıntı değil. Çünkü bir deniz kıyısı şehri olan Lizbon’un deniz mahsulleri oldukça çeşitli. Hemen hemen her yerde taze balık bulabileceğiniz şehirde fiyatlar da biz turistler için o kadar da can yakıcı değil.

Size spesifik yemek yiyebileceğiniz bir restoran önermiyoruz ama tatlı ve kahve içeceğiniz mekânı önermek için sabırsızlanıyoruz!

Lizbon’un Belem semtinde bulunan bir pastaneyi takdim etmek istiyoruz: Pastéis de Belém!
Dışarıdan bakınca çok da albenisi olan bir yer değil açıkçası, şanını bilmeseniz dikkatinizi çekmez önünden geçerken... 1837’den beri hizmet veren Belem Pastanesi, sadece Lizbon veya Portekiz’de değil; lezzet düşkünleri ve seyahat severler için dünyaca meşhur bir yer. Çünkü burada mucizevi lezzetteki Belem turtaları üretiliyor! Bu öyle bir turta ki, ünlü gurme dergileri tarafından sık sık ‘Ölmeden önce tadılması gereken 20 lezzet’ listelerine alınıyor. “Nasıl bir şeymiş bu?” derseniz çıtır çıtır ince milföy hamuruyla yapılmış, kremalı bir turta diyebiliriz. Üzerine tarçın dökülerek yeniliyor... Yanına da mükemmel bir kahveyle çok güzel bir öğün geçirmiş oluyorsunuz.

 

KUTU KUTU

BİR MASALDAYMIŞ GİBİ SANKİ…

Lizbon’da vaktiniz bolsa ziyaret edebileceğiniz birçok yakın alternatif bölge mevcut. Eğer hava yüzmeli güneşlenmeli aktivitelere müsaitse Cascais’e, masallardan fırlamış güzellikte bir yer görmek istiyorsanız sizi Sintra’ya alalım. Lizbon’a trenle 40 dakikalık bir mesafede olan Sintra, bizce kesinlikle ziyaret edilmesi gereken yerlerden.  1800’lü yıllarda kral ve kraliçenin yazlık sarayı olarak kullanılan, orta çağ stiliyle döşenmiş bu görkemli şatoya bayılacaksınız. İçindeki mobilyalara, duvarlarındaki kabartmalı çinilere, kral ve kraliçenin yaşadığı odalara ve tabii ki teraslarından görülen muhteşem manzaraya hayran kalmamak elde değil. Dünyanın en güzel 10 şatosu içinde yer alan Pena’ya bayıldık!

 

KUTU KUTU

İPUÇLARI!

 

*28 numaralı tramvay ile tüm şehirde turistik bir yolculuk yapabilirsiniz. Şehirde eğlenceli ve nostaljik bir gezinti yapılmış oluyor. Tramvayın gittiği yerlere yürüyerek gitmek çok zor. Dik yokuşlar ve uzun mesafeler var. Tramvay ağır aksak gittiği için yürümüş kadar keyif alıyorsunuz. Açık camlarından etrafı seyrederken, evlerin duvarlarını adeta yalayarak geçen bu araçta kendinizi 1950’lerde hissedeceksiniz. 15 numaralı tramvayla ise Belem bölgesine yolculuk yapabilirsiniz.

 

*Lizbon’a THY’nin direct uçuşuyla 4,5-5 saatte ulaşabiliyorsunuz. Saat farkının 2 saat olduğunu da hatırlatalım.

 

*Fadonun başkent, Lizbon’a gitmişken Fado dinlemeyi sakın unutmayın! Eğer Fado dinlemek istiyorsanız Bairro Alto’da onlarca minik, sevimli, lokal&turist karışık Fado restoranı bulunuyor.

 

*Gitmeden önce Lizbon’dan çıkmış en önemli isimlerden Fernando Pessoa’yı ve Jose Saramago’yu okursanız iyi edersiniz.

Bu yazı toplam 4101 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.