PİYASALAR

  • BIST 100104.8280.82%
  • ALTIN271.2350.41%
  • DOLAR5.748-0.45%
  • EURO6.329-0.51%
  • STERLİN7.4110.49%
  1. YAZARLAR

  2. Gülay Kurt

  3. BİR SEMT-İ VEFA
Gülay Kurt

Gülay Kurt

Öğretim Görevlisi Yüksek Mimar
Yazarın Tüm Yazıları >

BİR SEMT-İ VEFA

A+A-

Vefa, adının hakkını veren bir semttir. Neden derseniz, Bizans’tan bugüne kadar her daim ilimin irfanın yuvası olarak günümüze kadar gelen ender semtlerden biridir. Ama biz aynı vefayı bu semte gösterebildik mi orası meçhuldür. Gerek içindeki ahşap ve taş evleri, gerekse anıtsal dini ve ilim yapılarıyla eşsiz bir semttir Vefa. Peki adını nereden nasıl almıştır sorularına yanıt ararken tarihçesine değinip içinde bulunan yapılara da kısaca değinelim.

 

KÜLTÜR MERKEZİ

 

İstanbul Sur içi diye tabir edilen Tarihi Yarımada’da bulunan eski bir semttir Vefa…

Fatih (1930-2009 arası Eminönü) sınırları iç Vefa, Fatih’e bağlı Beyazıt Nahiyesi’nde kurulu, bir tarafında Süleymaniye, bir yanında Küçükpazar, bir yanda Unkapanı Atatürk Bulvarı, bir yanda Şehzadebaşı ve Saraçhane ile çevrili alan içerisindedir. Semt, kuzeyinde bulunan Şehzadebaşı Camii mimarı Mimar Sinan tarafından belirlenen eski İstanbul'un orta yerinde yer almaktadır. İdari olarak ise Molla Hüsrev Mahallesi olarak bilinir.

Tarihi İstanbul yarımadasının önemli bir parçası olan Vefa, bugün pek çok problemle yüz yüze. Tarihi ve turistik bir öneme sahip olan Vefa, Bizans ve Osmanlı dönemlerindeki konumu; kilisesi, camileri, kütüphane, han hamam, hazire ve çeşmeleri; manevî mimarı olan ve aynı zamanda isim babası olan Şeyh Vefa’nın ilmî, tasavvufî ve edebî kişiliği, sivil mimari örnekleriyle bir kültür merkezi durumunda.

Hac görevini yerine getirmek için memleketi Konya’dan Antalya’ya, oradan da Mısır’a geçmek için gemiye binen Şeyh Vefa, kız kardeşiyle birlikte Rodos korsanları tarafından esir düşürülür. Olayı duyan Karaman Emiri İbrahim Bey fidye karşılığında Şeyh Vefa ve kız kardeşini esirlikten kurtarır. Olayın ardından İstanbul’a yerleşen Şeyh Vefa, burada ibadetle meşgul olur. Fatih Sultan Mehmet de Şeyh Vefa adına semte bir çeşme ve çifte hamam yaptırır. Herkesin şeyhi çok sevdiği semt, kısa süre sonra Vefa adıyla anılmaya başlar ve günümüze kadar gelir.

 

TÜRKLEŞMENİN MERKEZİ

 

Süleymaniye’ye yakınlığı dolayısıyla Süleymaniye Medresesi’nin ve o devrin ulemasının toplu olarak yaşadığı ve aynı zamanda geçmiş mahalle olgusunun yaşatılabilmesi için korunması gereken yerlerin başında gelir. Vefa, sur içi İstanbul’un en ruhaniyetli ve kutsal merkezlerinden biridir. Esası fetihle beraber başlamıştır. O bakımdan İstanbul’un Türkleşmesi konusunda önemli bir merkezdir. Yakınındaki Süleymaniye Medresesi ile özellikle o devrin ulemasının toplu olarak yaşadığı bir yerdir. Bu doku 19’ncu yüzyıla kadar gelmiş, 19’ncu yüzyılda da burada bazı devlet adamları için konaklar yapılmıştı.

 

KALBURÜSTÜ ZÜMRENİN MERKEZİ

 

Vefa’nın, İstanbul kent tarihi ve kültürü içinde önemli bir yer edinmesinin en önemli sebebi, Roma ve Bizans dönemlerinde, tarih yarımadanın üçüncü tepesinde bugünkü Beyazıt Meydanı alanında Tauri Forumu içinde bulunmasıdır diyebiliriz. Roma döneminde Tarihi Mese yoluna kurulan yerde soyluların konakları bulunurdu. Kentin prestijli konut alanları ve dini ziyaret mekânları buradaydı. Kısaca o dönemin sosyete, kalburüstü diye tarif edebileceğimiz halkı Vefa’nın bulunduğu yerdeydi. Bizans döneminde ise bu durum aratarak devam etmiş, Osmanlı döneminde hem ilmi hem de içtimai konuların yer aldığı tarihi merkezlerin konumu olarak cumhuriyet dönemine kadar önemini sürdürmüştür. Semtin Şehzade ve Süleymaniye camilerine komşu olması dini konumunu daha da arttırmıştır.

 

TAHRİP EDİLDİ

 

Vefa’daki en önemli eser, camiye dönüştürülmüş olan Molla Gürani Camii veya diğer adıyla Vefa Kilise Camii’dir. Bu cami aynı zamanda Bizans mimarisinin Vefa’daki temsilcisidir. 1918’deki ‘Büyük Fatih Yangını’yla birlikte Vefa da kül olmuş ve sonra semtin bilinen çoğu özellikleri kaybolmuştur.

  1. bulunan diğer önemli eser ise Vefa semtinden geçen esası Roma çağına ait olan fakat Osmanlı döneminde restore edilen ve İstanbul’a gelen su yolunun üzerinden geçirildiği tespit edilen ‘Bozdoğan (Valens) Kemeri’dir. Bin metre uzunluğundadır. İmparator Valens zamanında (364-378) yapılmıştır. Bizans yapılarından Valens (Bozdoğan) Su Kemeri; şehrin su ihtiyacını gideren en önemli su yolunun üzerinde kurulmuştur. Su yolunun üzerinde bulunduğu için Vefa’da birçok sarnıç bulunmaktadır. Bu sarnıçlar Osmanlı zamanında da onarılmak kaydıyla kullanılmaya devam edilmiştir. Sarnıçların çoğu son yüzyılda yapılan inşaatlar sonucunda tahrip olmuş az bir kısmı günüme ulaşmıştır. Şehitler (Azizler) Sarnıcı park haline getirilmiştir. İMÇ blokları yapıldıktan sonra izi yok olmuştur. Unkapanı’nda olan diğer sarnıç da Manifaturacılar Çarşısı yapılırken yok olmuştur. Bugün en iyi durumdaki sarnıç Molla Gürani Camii altındaki sarnıçtır.

 

PEK ÇOK YAPI ZARAR GÖRDÜ

 

İlber Ortaylı’ ya göre bu semtin en büyük sorunu İstanbul Üniversitesi’nin yabancı diller bölümünün buraya yapılmış olmasıdır. Bu okul kilise, cami ve etrafına zarar vermiştir. Ünlü Kâtip Çelebi’nin mezarı da bugün Manifaturacılar Çarşısı’nın içinde sembolik bir mezar olarak bulunmaktadır. Yine Konstantin’in mezarının da Vefa’da olduğu söylenmektedir.

Bugünkü Vefa ise sadece bölgenin simgesi haline gelen tarihi boza içeceğinin bulunduğu yer olması dışında maalesef ziyaretlerde hak ettiği yeri bulamayan semtlerden biri haline geldi. Vefa, geçmişten günümüze birçok kez yapısal anlamda değişime uğramıştır ancak bu değişimlerin bir kısmı yapıları korumak amaçlı iken bir kısmı ise eski yapıları yıkıp yerine yenilerini yapma amacı taşımıştır.

 

BAKIMSIZLIK HALA BAKİ

 

Semtte bulunan yapılar, imarsız, tarihi dokuya uymayan bir şekilde yapılmış olan taş ya da tuğladan konutlarla dolmaya başlamıştır. 1930’lu, 1940’lı ve 1950’li yıllarda Laleli, Fatih, Beyazıt, Aksaray gibi semtlerin arka mahallelerinin geçirdiği evrimi, Vefa da geçirmiştir. Günümüzde Vefa’yı gezdiğiniz zaman özellikle arka mahallelerde harabe hali ve ilgisizlik göze çarpmaktadır. Bu olumsuz değişimler ve bakımsızlaşmayla birlikte diğer arka semtlerin yoksullaşması, Vefa’yı da içine dâhil etmiştir.

1950’li yıllarda yaşanan göç sırasında başlayan bekâr evleri ve metruk evler varlıklarını günümüzde hala devam etmektedir. Bakımsızlıktan yıkılan ahşap veya taş evlerin yerini ya otoparklar yapılmış ya da kâğıt toplayan, tinerci adı verilen kimsesiz insanların mekânı durumundadır.

Bu yazı toplam 4159 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.