PİYASALAR

  • BIST 10096.6041.81%
  • ALTIN242.6370.26%
  • DOLAR6.269-1.28%
  • EURO7.324-1.11%
  • STERLİN8.2280.13%
  1. YAZARLAR

  2. Büşra Çakır

  3. Anne(M) Benım
Büşra Çakır

Büşra Çakır

Turuncu Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Anne(M) Benım

A+A-

Anneliğe Giriş
1.Perde
Sahne 1
Doğumdan az evvel…


Doğuma çok az bir zaman kalmıştı. O akşam sevdiğiniz bir restoranda , bebeğiniz için faydalı olduğunu düşündüğünüz yemeğinizi yerken aniden içinizde bir dalgalanma hissettiniz. İlk başta pek aldırmadınız ama sonra bu dalgalanma ardı arkası kesilmeden devam etti. Evet, doğru. Artık bebeğiniz geliyordu. Apar topar masadan kalktınız. Kendinizi kontrol ettiniz. Henüz tehlikeli bir durum yoktu. Restoran personeli dahil herkes bu şahane ana tanık olmanın heyecanıyla birlikte aynı zamanda tatlı bir panik halindeydi.  Kendinizi, eşiniz dostunuz ile birlikte caddede buldunuz ve yükselen bir ıslık! Köşedeki taksi hemen yanaştı. Şansınızdan, taksi şoförü hayatı boyunca doğum yapmak üzere olan bir kadını hastaneye yetiştirmek için beklemiş biriydi.  İşte o an gelmişti!

Sahne 2
Doğum anı!

İlk sahne pek çoğunuz için benzer özellikler taşısa da ikinci sahne için bugüne kadar doğum yapmış ve yapacak olan her anne için bambaşka hikayeler yazılabilir. Yani buraya benim yazacağım hiçbir şey bir annenin bebeğini doğururken deneyimlediği maddi ve  manevi duyguları tarif edemez. Her anne tam burada biriciktir ve bundan sonra da öyle devam edecektir. 

Sahne 3 
Bebeğinizle Baş Başa Bir Ömür 


İşte her şeyin başladığı nokta aslında tam da burası değil midir? Anne olduğunuzu anlamaya başladığınız ilk anlar… Bebeğiniz kucağınızda, onunla tanıştınız; göz göze, ten tenesiniz. Artık önünüzde hep beraber olacağınız bir ömür var. Bebeğinizle geçirdiğiniz o muazzam anlardan itibaren, bugüne kadar kazandığınız tüm kimlikleriniz anlamsız kalır. O sizin ne kadar önemli biri olup olmadığınızla, ne kadar para kazandığınızla ya da aslında kim olduğunuzla ilgilenmez. Onun için önemli olan, ne kadar yanında olduğunuzdur.

Pek çok anne adayı, hamileliği süresince daha kendi bedeninde ne gibi ruhsal ve fiziksel değişimler olduğunu idrak etmeden, bebeğine nasıl bakım vereceği hakkında bilgi bombardımanına maruz kalmaktadır. Doğumdan önce bebek bakımına dair bir kütüphane yutmuş dahi olsanız, her şeyi bilmek zorunda olmak baskısı sizi kuşatabilir ve kendinizi yetersiz hissetmenize neden olabilir. Bu baskının da etkisiyle birlikte kendinize ona bakmaya hazır olmadığınıza dair sinyaller gönderebilirsiniz. Bu birçok anne için olağan bir durumdur. 


Halbuki ilk adım, önce her yönüyle kendinizi tanımak olmalıdır. Anne adayı hamileliği süresince duygularının, düşüncelerinin, fiziksel değişiminin ne kadar farkında olursa o kadar kendini güvende hissedecektir. Aslında bir anneyi bebeği için hazır hissettirmeyen, yalnızca bebeği için hazırlık yapmış olmasıdır. 
Peki aslında bir bebeği dünyaya getirmek sizin için ne anlama geliyor?
Bu bebekten hayatınızdaki bir boşluğu doldurmasını mi bekliyorsunuz?
Daha önce yaptığınız hiçbir şeyde başarılı olmadığınızı düşündünüz ve artık bu bebek sizin için bir başarının göstergesi mi? 


Yoksa gerçekten bilerek ve isteyerek mi gelmesi için dua ettiniz? 


Bundan sonraki süreçte, bebeğinize, bu gibi soruların sizdeki cevapları yönünde davranışlar göstereceğiniz aşikardır. Bebeğinizi bilinçli olarak istiyor da olsanız annelik bir dönüşümdür. Yeni bir kimlik kazanımıdır. Bu kimliğin getireceği sorumlulukları almak ya da alamamak sizi bir sürece itecektir elbette. Bu durumla doğumdan sonra birden karşı karşıya kalmak pek çok anne icin şok etkisi yaratabilir. O yüzden hamilelik döneminde yalnızca alacağınız elbiseleri, süsleyeceğiniz odaları, geçireceğiniz güzel anları düşünmek toplumsal bir cazibeye kapılmak olarak adlandırılabilir. Bunun yerine bir anne adayı olarak, hamilelik süresince önce kendinizi tanımak ve yeni kimliğinize adapte olmaya başlamak, doğumdan sonra karşılaşacağınız aslında pek süslü olamayacak olan diğer sorumluluklara da sizi hazırlar ve yeni doğanla uyum içinde olmanıza katkı sağlar. 


Doğumdan sonra anne ve bebek arasında kurulacak iyi bir ilişki, çocuğun hayat boyu varoluş azmini destekler. Desteklenen çocuk topluma dokunur. Annenin çocuğa sevgi, emek, şefkat gibi değerlerle yoğurarak yaptıgı her bir küçük yatırım topluma etki eder. Hiçbir anne ve hiçbir çocuk içinde yaşadığı toplumdan bağımsız düşünülemez.

Bugün, eğer siz bebeğinizle güzel bir ilişki içersindeyseniz, muhtemelen sizde annenizle benzer bir ilişkiye sahiptiniz. Anneliğin bilinçaltında öğrenilen bir davranış olduğuna dair araştırmalar var. Bu araştırmaların birinde iki grup fare ailesi üzerinde çalışma yapılmış. Bir gruptaki anne fare yavru fareleri yalayarak temizlerken, diğer gruptaki anne fare, yavrularına  herhangi bir fiziksel temasta bulunmamaktadır. Daha sonra fiziksel temasta bulunulmayan yavrulardan biri, yavrularını yalayarak temizleyen anne farenin yanına verilir ve kendisinin anne olduğunda nasıl bir davranış sergileyeceği gözlemlenir. Bu araştırmanın sonucuna göre, daha sonra yalayarak temizleyen anne farenin yanına verilen yavru fare, yalayarak temizleyen anne fareye dönüşür. Yani biyolojik annesinin yalayan bir fare olmamasına rağmen, yalancı annesinden yalamayı öğrenmiştir ve kendi yavrularını yalamıştır. Muhtemelen kendi yavruları da anne olduklarında yavrularını yalayacaktır.


Bunu insanlarda düşündüğümüzde anneliğin aslında kuşaktan kuşağa aktarılan bir olgu olduğunu da söyleyebiliriz. Bugün anne olarak çocuklarımıza katacağımız her türlü davranış yarın bir uygarlığın kalbi olabilir. Annelik bu yüzden kutsaldır, her anne aslında bir toplum yetiştirmektedir.

Peki ya zor koşullarda anne olmak nasıldır?


Yalnızca bir gün için değil her gün, her saat zorluklarla mücadele ettiğinizi düşünün. Bir savaşın tam ortasındasınız ya da Burundi’nin bir köyünde açlıkla baş başasınız… Genç yaşınızda çoktan birkaç çocuk sahibi olmuşsunuz bile. Yarın ne yiyeceğinizin, hatta yaşayıp yaşamayacağınızın bile garantisi yokken siz nasıl bir anne olurdunuz? Bugün çocuklara sevildiğinin hissettirilmemesinin dahi bir ihmal olduğu düşünülürken, bu annelerin evlatları nasıl bir ihmal içerisindedir?


Savaşın, fakirliğin en sert, acı veren yüzü muhakkak her zaman çocuklardır. Ne mutlu ki toplumun antioksidan insanları, bu çocuklara yardım etmek için daimi bir çaba içerisindeler. Fakat yalnızca çocuklara yardım ederek onları kurtaramayacağımız aşikardır. Çocuklara makinalar değil aslında anneleri yardım eder. O yüzden bir çocuğa yardım etmek istiyorsak  önce annesinden başlamamız gerekir. 

Bunun gerçekten böyle olduğuna inanan Suriye’li bir araştırmacı savaş mağduru ailelerin olduğu kamplarda yaptığı bir saha araştırmasında gözlemlerine, görüşmelerine dayanarak şu sonuca ulaşmıştır: Savaş içinde de olsa, açlıktan can çekişir durumda da olsa bir anne her zaman çocuğunun iyiliği için yaşar. Kamplardan aldığı bilgilere göre anneler, yaşadıkları travmalardan dolayı geceleri kabuslar gören, alt ıslatma problemleri yaşayan, konuşamayan, oynayamayan çocuklarına tüm varlıklarıyla yardım etmek istiyorlar. Bunun için nasıl bir yol izleyebileceklerine dair bilinçlendirilmek istiyorlar. Fakat kamp ortamında her anneyi tek tek bilgilendirmek çok zor. O yüzden araştırmacı ve ekibi ailelere dağıtılan ekmek poşetlerinin içine çocuklarına nasıl yardımcı olabileceklerinin anlatıldığı bir broşür koyarak bir yol buluyor. İlerleyişin nasıl olduğunu gözlemlemek için de bir anket ekliyorlar. Sonuç son derece umut verici. Dağıtılan anketlerin %60’ı araştırmacıya geri gönderiliyor ve sadece annelerin bilinçlendirilmesiyle birçok çocukta düzelme gözlemleniyor.

Bu araştırmayı okuduğumda benim  aklıma şu inanılmaz olay gelmişti. Amerika’da herkesin bildiği Ölüm Vadisi adında bir yer vardır. Burası ölüm ismini hakedecek kadar çorak ve kuraktır. Fakat 2004 yılında imkansız olduğu düşünülen bir olay gercekleşmiştir. Ölüm Vadisi'ne bir gün boyunca yağmur yağar ve sonucunda 2005 yılında vadinin tüm yüzeyini çiçekler kaplar. Yani bizim ölüm dediğimiz yerden yaşam fışkırır. Toprağın altında sebebini bekleyen ihtimal tohumları, o yıl bir süreliğine de olsa ölüm vadisine can olur.

Bir de diğer taraftan doğa olaylarının değil, insanların kendi elleriyle öldürdüğü topraklarımız var. Onlarda çiçek açmak için yağmurunu bekliyorlar. 
Yağmur yağdığında önce anneler hissedecek, önce onlar çiçekten taçlar giyecekler. 
Sonra çocuklar, eşler…
Ve  “Bir çocuk doğduğu anda, bir anne doğmuş olacak.”
Bir anne doğduğu anda ise dünya yeniden doğacak. 

Sevgilerimle…
 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.