PİYASALAR

  • BIST 100119.196-0.32%
  • ALTIN314.6840.65%
  • DOLAR6.0830.45%
  • EURO6.5620.17%
  • STERLİN7.86-0.35%
  1. YAZARLAR

  2. Şeyda Betül Kılıç

  3. Üveyliği Kim Çıkardı?
Şeyda Betül Kılıç

Şeyda Betül Kılıç

Yazarın Tüm Yazıları >

Üveyliği Kim Çıkardı?

A+A-

Çocukken izlediğimiz Türk filmlerinde hep kötü mü kötü bir üvey anne veya baba olurdu. Genellikle evde huzur bırakmayan bu kişiler aileye tehdit oluştururlardı. Üvey babalar zalimdi. Annelerse acımasızdı. Yıllarca hem filmler hem de çizgi filmler yoluyla farkında olarak veya olmayarak üveylik statüsüne düşman yetiştik.

FARKLI TARİFLER

Türkiye veya diğer dünya ülkelerinde boşanmanın bu kadar hızlı ve kolay hale gelmesine paralel olarak kolektif bilincimizde hep aynı korku hâkim; ‘Çocuklarıma üvey baba veya üvey anne istemiyorum.’ Normal şartlarda sağlıklı her anne veya baba elbette çocuğunu kan bağı ve gönül bağı esasına dayalı olarak beraber büyütmeyi ister. Peki ya bu mümkün değilse? Önceki yıllarda savaşlar nedeniyle babasız büyüyen nesiller vardı. Anneler hem anne hem de baba olmak zorundaydılar. Erkeklerin nüfusça azlığıyla baba rolü hayali bir kahramandan öteye geçememişti. O zamanlar babanızla ilgili övünülecek hikâyelerinizin olması kâfi sayılabilirdi. Gelelim Z jenerasyonunun baba algısına. Baba… Babasızlık… Her biri öylesine farklı tarif ediliyor ki artık. Eve gelmeniz, arada üst baş alıyor olmanız ve hatta kan grubunuzun çocuklarınızla aynı olması size babalık unvanını kalpten, gönülden vermiyor. Siz o eve giren bir erkek figüründen öteye geçemiyorsunuz. Baba? O halde baba nedir? Kelimenin epistemolojisi, baba; saygın, muhterem, yaş almış kişi diyor. Baba kelimesi için literatür kan bağını mevzunun ana damarı saymamış. Neden?

BABALI ‘BABASIZ’ ÇOCUKLAR

Baba güç ve irade imgelemleriyle zihinsel aynamıza düşer. Güçsüz baba olmaz sanki. Güçsüz derken, öz veya üvey mi demek istiyoruz, hayır. Çalıştığım danışmanlık merkezinde babası olduğu halde baba yoksunluğundan yakınan o kadar çok vaka ya şahit oldum ki… Babalı babasızlığın, gerçek babasızlık halinden daha yıpratıcı olduğundan artık eminim. Üveylik deyince her ne kadar tatsız ve düşmanlık içeren bir düşük statü gelse de gerçekten baba gibi hissetmek veya gerçekten babalık yapmak için kan bağının önemi sandığımız kadar büyük değil, kutsal hiç değil.

BOŞANMA DURUMU

Dünyada savaşlar ve savaşlar kadar büyük bir yıkıcılıkla devam eden kazalar ve boşanmalar varken babasız çocuklarımız da bu dünyanın naif çiçekleri değil mi? Bozulmuş bir ilişkiyle ayakta duramayan evlilik kurumu için her durumda boşanma kapısı aralıktır. Boşanma çoğu halde bir tercihten de öte zaruret olarak önümüze çıkıyor. Hatta boşanmamanız için önce ilişkinin bütün kaynaklarını kullanmalarına yardım ediyoruz. Buna rağmen kimse kimseye boşan veya boşanma diyemez, dememelidir.

ÇOCUKLARDAN BOŞANMA

Şiddetin bir dile dönüştüğü sözde evlilik paranoyasında baba veya anne her hâlükârda sentetik bir kimlikle hayatlarına devam ederler. Çünkü gerçek olabilecek kadar enerjileri ve sevgileri kalmamıştır. Meslek hayatım boyunca her seferinde anlamakta zorlandığım konuysa şu oldu; erkek kadından boşanır ve adeta çocuklarından da boşanır. Aramak sormak, çocukları boşanmanın saldırgan hukukundan korumak konusunda gerekenler hep karşıdan beklenir. Öz baba veya öz anne olmak oldukça itici bir tanıma dönüşmek üzeredir.

ÖZ’ KAVRAMI

Şimdi mevzunun şaşırtıcı kısmına gelelim. Çocuklarım sırf üvey anne veya babayla büyümesinler diye bağımlılıkları olan, ailesini bırakın korumayı, her an riske sokacak kararlar alan, en temel ihtiyaçları bile sorumluluk listesine dahil etmeyen, şefkat ve koruyuculuk gibi konularda eksik hatta zalim kişilere ‘Öz’ derken siz de şaşırıyor musunuz? Öyleyse özlük sıfatına yüklediğimiz haksız anlam sayesinde kişiler, nasılsa öz babayım tabii ki istismar edebilir, dövebilirim diyebiliyorlar.

ZİNCİRLENMİŞ KADINLAR

Biraz araştırınca Peygamberimizin ve diğer birçok sahabenin de ‘Üvey’ baba olduklarını ve bunun gündemde sarsıcı bir etki bırakmadığını okudum. İslam hukuku kan ve nikâh veya süt yoluyla insanları birbirine kenetliyor, daha da önemlisi sevgiyi her fırsatta tavsiye ediyordu. Ne olmuştu da biz kan bağına böylesi bir tutuculukla saplanıp kalmıştık. Irkı koruma, azınlıkların yok olmaya karşı aldıkları önlemler, globalleşirken yok olmaktan duyulan kaygı ve daha birçok nedenle üveylik karalanmalıydı. Öyle de oldu. Özellikle Musevi dininin ayrılığı reddetmesiyle beraber mevzu dünyanın kabulüne enjekte edildi. Kadın boşanmak istese bile Yahudi erkek ona bu konuda asla izin vermeyebilirdi. Sistem esaret kabulüyle yürütülüyordu. Eşinin izin kâğıdını beklediği için ve alamadığı için bekleyen sayısız Yahudi kadın için üveylik şişirilip aşağılanmalıydı. İbranicede ‘Aguna’ deniyor bu kadınlara, yani ‘Zincirlenmiş kadın’. Yahudi olduğu için, istese de evliliğinden kendisini kurtaramayan bir kadın oluyor. Kadının kendini zarar gördüğü veya gönüllü olmadığı bir ilişkide kalmak istemeyişi anlaşılamaz. Bu garip esaret bağı için çocuklar üveyliği korkuyla karşılamak anlamına geliyor. Oysa bizim topraklarımızda baba bir nedenle yoksa anne başka bir hayat kurabilir. Halen bazı yöre ve kişilerde garip karşılansa da kadın ikinci kez evlenebilir. Bu durumda çocuklar üvey denilen ve kolayca zalimlikle yaftalanan baba tarafından öz baba gibi müşfik olsa bile toplum için şaşırtıcıdır.

ÜVEYLİK BİLMİYORUZ

İlk eşimi kaybettiğimde toplum bana da aynı tehdidi savurmuştu: “Çocuklarının başına üvey baba getirme!” Babamız hiç beklenmedik şekilde ölmüştü ve bunun şaşkınlığını anlatacak kelimeyi ben hala bilmiyorum. Aradan geçen zaman ve çocuklarımın üvey babalarına alışmaları arasındaki o kısa zamanda, gönül ve şefkat bağının kan bağı gibi kuşatıcı olabileceğini gördüm. Ne zaman çocuklarımın ve benim mutluluğunu görseler yavaşça yanıma yaklaşıp fısıldayan kirli zihinler oldu, dediler ki: “Şeyda, hiç öz baba gibi olur mu?” Biz rahmetli babamızı hep özlemle ve övgüyle anacağız. Ama şunu bileceğiz, şefkat tek dil ve dileyen kalbini şefkatle bezeyebiliyor. Biz ailemizde üveylik (Kötü atfedilen anlamıyla) bilmiyoruz. Üvey baba peygamberler, üvey baba sahabeler veya nice bilgeler sayabilirim ki, birbirlerine karşı çok daha yargısızdılar. Bu toplumda öz ebeveyni tarafından zarar görmüşlere dönüp; baban sonuçta dövecek tabii, bağıracak tabii, küçük düşürecek tabii vs. ön kabullerini duydukça Yahudi dininin boşanmayı haram saymak için yaşattığı üveylik tedirginliğinin film ve masallarla içimize, kültürümüze nasıl yansıdığını anlıyorum.

ÖZEL BİR YETENEK

Ne annelik içgüdüsel ki öyle olsaydı, çocuğunu çöpe atan, yaralayan anne olmazdı, ne de babalık içgüdüsel. Gerçek tek bir şey var ki; emek ve sevgiyi bir araya getirenlerden çok huzurlu ve vefalı insan oluyor. İnsan olabilince de yeri geliyor anne, yeri geliyor baba oluyorsunuz. Sevebilmek özel bir yetenektir. Yargılamadan sevebilmekse erdemdir. Kendinize iyi eşler seçin ama önce çocuklarınıza iyi babalar seçin.

Bu yazı toplam 618 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar