PİYASALAR

  • BIST 100100.237-0.1%
  • ALTIN280.081.64%
  • DOLAR5.7340.63%
  • EURO6.3130.2%
  • STERLİN7.142-0.28%
  1. YAZARLAR

  2. Rukiye Karaköse

  3. ŞEB-İ ARÛS NE DEMEKTİR?
Rukiye Karaköse

Rukiye Karaköse

Yazarın Tüm Yazıları >

ŞEB-İ ARÛS NE DEMEKTİR?

A+A-

Şeb-i Arûs (veya Şeb-i Urs) “gelin gecesi”, “düğün gecesi”, “gerdek gecesi” anlamlarına gelen; Hz. Mevlânâ’nın vefat gecesini ve bu gecenin yıl dönümlerinde yapılan töreni ifade eden bir Mevlevi terimidir. Bu gece, âşık sevgilisine, dost dostuna kavuştuğu için gerdek gecesine benzetilir.
Mevleviler, Hz. Mevlânâ’nın (ks) eserlerinde, özellikle de gazel ve rubailerinde açıkladığı ölüm anlayışına istinaden, onun vefât gecesini, dünyadan ayrılık gecesi olarak değil, Cenab-ı Hakk’a kavuşma gecesi olarak nitelendirdiler. Bunun için de o geceyi Şeb-i Arûs olarak adlandırdılar ve törenler düzenlediler.
Hz. Mevlânâ’nın vefatının kendisinden sonra Şeb-i Arûs terimiyle adlandırılmasında, Hz. Mevlânâ’nın “Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür” sözü ile, oğlu Sultan Veled’in, “Aşıklara ölüm, düğündür” sözünün açık etkisinin olduğu düşünülebilir.
Hz. Mevlânâ’nın Ölüm Anlayışı
Hz. Mevlânâ, ölümü; ten kafesine mahkûm edilmiş, Allah’a ait özellikler taşıyan, bir nefha-i ilâhî olan ruhun[ tekrar aslına dönmesi’, ‘dünyadan ukbâya göç’, ‘âşık ile mâşuğun kavuşması’, ‘ikinci doğum’ olarak nitelemiştir:
“Şu dünya yüzündeki hayat, aslında bir ölümden ibarettir. Bizi korkutan ölüm de hakikatte, hayattır! Bunu ters düşünmek, yani ölümü, bir başka âleme doğmak değil de yok olup gitmek gibi sanmak imansızlıktır! Eğer Hak, ten hanesini yıkarsa, sakın inleme, şikâyet etme! Şunu iyi bil ki aslında sen, ten zindanında mahpussun; ölüm gelip de orası yıkılınca kurtulacaksın!”
“Ölümde insaf ehline ve din ehline bir başka hayat vardır. Ölümden temiz ruhlara huzur ve sükûn gelir. Ölüm Hakk’a kavuşmadır; cefa etmek, kin gütmek değildir. Fakat adam olmayan, ölmeyeceğim diye boyuna ölür durur; işte dert buradadır.”
“Bizim ölümümüz her ne kadar sana matem olursa da, aslında, Hak’la buluşma vakti olduğu için bizim en neşeli, en mutlu zamanımızdır. Çünkü bu dünya bizim zindanımızdır. Zindanın harap oluşu, yıkılışı, zindandakileri sevindirir. Yani bizim bedenimiz, ruhumuz için bir zindan kesilmiştir. Ölüm, bedeni yıkınca, toprağa düşürünce, ruh zindandan kurtulacak, Hakk'a kavuşacaktır.”
“Kuşa, kafesi bırakıp uçmak nasıl hoş, tatlı gelirse, bana da ölmek ve bu yurttan göçmek öyle hoş, öyle tatlı geliyor.”“Ben ölürsem, sakın bana “Öldü!” demeyin. Aslında ben ölü idim, dirildim; dost aldı, götürdü beni.” 
 “Bizim ölümümüz, ebedî bir düğündür. Onun sırrı nedir? "O tek bir Allah'tır." Aslında ölüm, Allah'ın nuru ile diri olan kişinin ruhuna, beden zindanından kurtuluş yardımıdır.”
Âşığın bedeni bir define gibi yere indi mi, âşıklar göğünde yüzlerce pencere açılır." (Divan-ı Kebir, İstanbul 2007, IV, 46, beyit: 330-331)
 “Ey ruh âleminden bu dünyaya doğup gelenler! Ölüm gelince ürkmeyin, korkmayın! Bu, ölüm değil, bu ikinci bir doğumdur; doğun, doğun!” 
 Mevlânâ, Mesnevi’sinde Bilal-i Habeşi’nin ölüm anlayışını örnek vermiş, ruhun dünya gurbetinden vatanına dönmesini, Allah’a kavuşmayı sağlayan ölümün neşe ile karşılanması gerektiğini belirtmiştir:
Hz. Mevlânâ, vefatına yakın günlerde yakınlarına şu gazeli söylemiş; ölüm anlayışını ve ölümünün sevenlerince nasıl karşılanması gerektiğini ifade etmiştir:
“Öldüğüm gün tabutum götürülürken, bende bu dünya derdi, gamı var, dünyadan ayrıldığına üzülüyorum sanma.
Sakın, benim için ağlama, “Yazık oldu! Yazık oldu!” deme. Eğer nefse uyup şeytanın tuzağına düşersen, işte o zaman hayıflanmanın sırasıdır.
Cenazemi görünce “Âh ayrılık! Âh ayrılık!” deme. O vakit benim ayrılık değil, visal ve mülakat (kavuşma ve görüşme) vaktimdir.
Beni kabre indirdikleri zaman sakın “Elveda! Elveda!” deme. Çünkü kabir, öteki âlemin, can topluluğunun perdesidir.
Batmayı, gözden kaybolmayı gördün ya, bir de doğmayı gör (düşün). Güneş ve aya gurub etmekten (batmaktan) hiç ziyan gelir mi?
Bu hal sana batmak, kaybolmak gibi görünse de, aslında bu hal doğmaktır, yeniden hayata kavuşmaktır. Mezar insana hapishane/zindan gibi görünse de, orası ruhun kurtulduğu yerdir.
Hangi tohum yere ekildi de bitmedi? Niçin insan tohumu bitmeyecek diye şüpheleniyorsun?

Hz. Mevlânâ’nın Vefatı ve Cenaze Töreni
Hz. Mevlânâ, 5 Cemâziyelâhir 672 (17 Aralık 1273)’de, Pazar günü, güneş batarken vefât etti. Ertesi sabah cenazesini Mevlevi imamı Mevlânâ İhtiyareddin yıkadı. Cenaze törenine her dinden, mezhepten, milletten, yaştan, statüden insan katıldı. Mevlânâ’nın daima üstünde taşıdığı ferâcesine sarılı olan tabutu dışarıya çıkartıldığı zaman, tabutu taşımak için halk o derece hücum ediyordu ki memurlar kılıçlarla, sopalarla halkı men etmek zorunda kalıyordu. Herkes tabutun önünde ardında ağlaya ağlaya dönüp duruyordu. Ana cadde adam almıyordu. Bilginler, sufiler, ahiler, fütüvvet erleri, rindler, hükümet ricali ve Hıristiyanlar, Hıristiyan papazları, Yahudiler ve hahamlar, bütün insanlık Mevlânâ’yı baş üstünde taşıyordu. Sadece Müslümanlar değil, Hıristiyanlar ve Musevîler de bu vefattan son derece üzüntü içindeydiler. 
Nefirler, neyler, rebablar çalınıyor, mazharlar (zilsiz defler) dövülüyor, zillerin, kudümlerin sesleri, çalgıların nağmeleri, hıçkırıklarla boğuluyordu. Naralar atıp sema edenler, feryatlar edip bayılanlar vardı. Tabut ilerleyemiyordu. Evden sabahleyin çıkan tabut, pek yakın olan musallaya akşama yakın varabildi. Hz. Mevlânâ’nın nâşı Konya’da, babasının ve Selâhaddîn-i Zerkûbî’nin de defnedildiği yere defnedildi. Konya’da kırk gün yas tutuldu. Kırk gün onun kabrinden ziyaretçi eksik olmadı. “Yeşil Türbe” denilen türbe, Sultan Veled ile III. Gıyaseddin Keyhusrev’in emirlerinden Alameddin Kayser’in gayreti ve Emir Pervane’nin eşi (Sultan II. Gıyaseddin Keyhüsrev’in kızı) Gürcü Hatun’un yardımıyla Çelebi Hüsameddin zamanında yapıldı. Türbenin mimarı Tebrizli Bedreddin’dir. 
Hz. Mevlânâ’nın Sevenlerine Mesajları
Hz. Mevlânâ, vefatından sonra kendisini ziyaret etmek isteyenlere şöyle seslenmiştir: 
"Kardeşim! Benim mezarıma sakın defsiz gelme! Çünkü Allah’ı sevenlere, O’nun huzurunda olanlara dertli olmak, kederli olmak yaraşmaz." Mevlânâ’ya atfedilen bir beyitte ise o şöyle demektedir:
“Vefâtımızdan sonra mezarımızı yeryüzünde arama
Bizim mezarımız âriflerin gönüllerindendir.”
 Yukarıdaki sözlerine göre; Konya’daki türbesini ziyaret edecek olan kişinin Hz. Mevlana’nın ölüme yaklaşımını hatırlaması ve vefatı sonrası kavuştuğu manevi nimetleri düşünmesi, böylece üzüntülü değil, neşeli bir haletiruhiyede olması gerekir. Ancak yine Mevlânâ’ya göre, türbesini ziyaretten daha da önemli olan, onu sevip tam manasıyla örnek almış ârifleri arayıp bulmak, onları ziyaret edip sohbetlerinden istifade etmektir. Asıl yapılması gereken, kişiye asıl faydası dokunacak olan da budur.
 

Bu yazı toplam 17588 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.