PİYASALAR

  • BIST 1002.4431.6%
  • ALTIN972.2060.19%
  • DOLAR16.7370.27%
  • EURO17.451-0.18%
  • STERLİN20.233-0.44%
  1. YAZARLAR

  2. Senem Dinç

  3. SAHTEKÂRLIK SATIŞLARINDA ARZ TALEP EĞİRİSİ
Senem Dinç

Senem Dinç

Yazarın Tüm Yazıları >

SAHTEKÂRLIK SATIŞLARINDA ARZ TALEP EĞİRİSİ

A+A-

Yıllar önce gençlere yönelik bir skeç yazmıştım. Konu büyü idi. Aslında bir hadis-i şerif üzerinden yola çıkmıştık ve zamanın büyülerini konu edinmiştim. Çok zevkli bir oyundu. Sahnede bir harikaydı. Karakterler oldukça renkliydi. Oyun; büyücü, çeşitli sıkıntılardan dolayı büyücüye gelmiş üç genç ve bir hanım abladan oluşuyordu.
Oyunun içerisinde zamanın büyüleri olarak sosyal medyayı, sabah kuşağı programlarını ve AVM’leri kullanmıştım. Bizim hanım abla hangi genç bir sorun dile getirip çözüm istese, büyücüye izin vermeden “Aman bu da bir şey mi canım...” edasıyla bunları tavsiye ediyordu. Tabi gençlere değil, gençlerin sorun yaşadığı kişilere Instagram, sabah kuşağı programı ya da AVM gezisi tavsiye etmelerini iletiyordu. Bu oyunun üzerinden en az 6 yıl geçti. Çok şey değişti. Büyücülerimiz de büyülerimiz de arttı. Kadim büyücüler de büyüleri ile sosyal medyada aktif hale geldiler. Mesela ben şu sıralar instagrama girdikçe “muska/bağlama” konulu sponsorlu(!) reklamlar ile karşılaşıyorum. Galiba gaibden bir ses duydular. Kesin ilişkilerimde bir sorun var ya da kısmetim falan kapalı ne bileyim. Hangi algoritma mantığı ile o reklamlar bana geldi bilmem de baya talibi var onu görmüş oldum. Adam söz konusu uzmana whatsapp üzerinden bir nesnenin veya kişinin fotoğrafını atıyor, isim ve doğum tarihini yazıyor. Karşılığında hemen bir iksir geliyor olsa gerek ki teşekkür mesajları o biçim. Bunlarla karşılaştığımız zaman ne hissediyoruz? Öncelikle hep bir ağızdan sahtekâr diyoruz değil mi? Ardından kimimiz tiksiniyor, kimimiz üzülüyor, kimimiz öfkeleniyor. Eyvallah, bunlar burada bir kalsın bakalım.
Geçtiğimiz günlerde ülke insanları olarak bir “gelişim uzmanının” lüks yaşantısını ve eğitimlerinin ücretini konuştuk. Giydiği kıyafetlerin ilginçliğini, fahiş ücretlendirmeleri, gittiği mekânları ve kullandığı arabayı baya baya konuştuk. Birileri de muhtemelen “bu işte amma iyi para var demek ki” diye düşündü. Hem kınadık hem dolaylı olarak reklam yaptık. Sahtekârlıkta gelinen noktaya baktık, baktık, baktık ve ne ahlar ve vahlar çektik. 
İlk olarak anlattığım örnekte açık bir sahtekârlık görüyoruz. Az buçuk kafası basan herkesin uzak duracağını biliyoruz. Bu kadının ve türevlerinin yaptığı da farksız ama onlar adına bilinçaltı kodlama/bilinçaltı temizliği/kuantum falan diyerek işi afilli hale getiriyorlar. Einstein’ın kemikleri sızlıyor. Freud olduğu yerden belalar okuyor, Jung şöyle bir bakıp tövbe estağfurullah çekiyor. Ee bize neler oluyor? Ben mesela fahiş fiyatlı bir ürün görünce ne kadar yuh desem de “alan var ki satıyorlar, almasın enayiler” sonucuna varıyorum. Affola ağzımı da bozmak istemem ama gelin görün ki başka bir ifade bulamıyorum. İşte bu şarlatanların da müşterisi var ki bunlar da pazar buluyor. Valla bana en çok bu talepkârların durumu dokunuyor. Bu kadar mı cehalet var, bilgiden, ilimden bu kadar mı uzağız diyorum. Hayır, ulaşılamayan bir şey de yok ki. Hah! Ağzıma sağlık. Hakikaten ulaşılamayan hiçbir şey yok. Bu denli ulaşım kirliliği ile kaplanmış zihinler kolaylıkla inanıyor. İnsanlar umud ediyor, insanlar inanmak istiyorlar. İnsanlar tutunmak istiyorlar. Belki de daha önce hiç tutunmamışlar, ya da daha önce tutundukları ne varsa hepsi de çürük çıkmış. Böylesine janjanlı bir ambalaja sahip “ürün” de ne diye incinmiş ruhlara güven vermesin ki? Vaad edilen şeyler, “unutmak, arınmak, huzur, mutluluk, yönetim gücü, iş kurma becerisi, yeteneğini keşfetme, para ile ilgili tıkanıkların giderilmesi, ilişki düzeni” falan filan. Hepimizin sorunları, hepimizin istekleri. Nokta atışı ile vaat edilen bu ürünler(!) gayet şık bir tasarım ile sunuluyor. Son model arabalar, lüks restoranlar, muazzam hikayelerle örülü eğitimnler… Hepsinin albenisi var. Bir arayışın yahut boşluğun ortasında isek çok cazip işler bunlar. Ardından diyorum ki “Bu onun bunun değil, hepimizin cehaleti.”.
Dünyamız süslü billboardlarla dolu. İnfluencerlarımız ayrı çalışıyor, youtuberlarımız ayrı. Elimizde bulunan cüssesi küçük cihaz bize sürekli canımızın çektiğini, aklımızdan geçeni, arkadaşımızla konuştuğumuzu, hayallerimizi ve hayal edemediğimiz bir milyon şeyi pazarlıyor. Bunları pazarlarken de bizlerin ihtiyacı mı değil mi diye hiç bakmıyor. Bizde ihtiyaç ekseninden bakmamayı öğrendik tabi. Fakat söz konusu; kişinin kendisini geliştirmesi, ruhumuzu güçlendirmek, kendi yolculuğumuza çıkmak ise, bu ihtiyaçlar çok elzem olarak algılanabiliyor. İş böyle olunca şarlatanı, soyguncusu da bol oluyor. Ama ben, ama deyip tüm dediklerimi de silerek, bu şarlatanlarla falan uğraşmamamız gerektiğini düşünüyorum. Eğer çok rahatsız olduysak söylenmek yerine çözüm üretmeliyiz diyorum. Hatta ben “çözümünü üretemediğimiz yahut çözümüne destek veremeyeceğimiz hiçbir şey hakkında konuşmayalım ya hu” bile diyebilirim. Gerçek şu ki olaylarda faili konuştukça daha çok failin ortaya çıkmasına sebep oluyoruz. Oysa mağdurun ihtiyaçlarına odaklansak bize daha donanımlı ve çözüm odaklı ipuçları verecek gibi. Örneğin bahsi geçen olayda lüks arabası ile fotoğrafladığımız kişiyi olumsuz da olsa konuşmak onun gibilerin çoğalmasına sebep olacakken, bu kişiyi tercih edenlerin tercih etme sebeplerini anlasak ve doğru bir hizmet sunsak nasıl olurdu acaba? Gerçi bu sorunun cevabını bilmiyorum ama bizler çalışırsak, kendi zihnimizi ve kalbimizi bir ıslah çalışmasına sokarsak muhakkak bir başkasına da vesile olacağımıza inanıyorum. Bu vesile olma şeklimiz bazen bir eğitim silsilesi bazen kişisel olaylar zinciri ile gelişecektir ancak bu gelişim topluma sirayet edecektir. Konuştuğumuz dil değiştikçe ortada umutsuz olarak dolaşanlara umud olacağız. Olgunluğumuz arttıkça, iyiliklerimiz de yayıldıkça iyimserliğin pazarlanması söz konusu olacak. İşte o zaman güzelin ve çirkinin farkı net olarak ortaya çıkacaktır. 
Sözün özü bu işin suçlusu yok. Ne o sözde eğitimciler, büyücüler ne de onları tercih edenler. Bu işte hatalar var. Düzeltilebilir hatalar. Bu hatalar da hepimizde ve düzeltmek de hepimizle ilişkili. Öncelikle kendimizle ilgili. Çirkinliği konuşarak çoğalttığımızın farkına vardığımızda, iyiliği içtenlikle yaptığımızda iyiliğin artacağını anladığımızda, kalben ve zihnen olgunluk yolunda kendine hakikatli yatırım yapmış olan insanlara kıymet verdiğimizde -ki bu kapı komşumuz dahi olabilir- dikkatlerin doğru yere çekileceğini idrak ettiğimizde güzel şeyler olacak. Ben inanıyorum. Bunu kendi hayatımızdaki küçük ölçekli adımlarda net olarak görebiliriz. Hepimiz bunu deneyimledik buna da çok inanıyorum. Ve diliyorum ki toplum olarak o inanca tutunalım. O inancı besleyen ne varsa çoğaltalım, inancımızı bize verene, bu döngünün sahibine şükrümüzü arttıralım. Artan şükürle birlikte hayretimiz de artsın. Ne ki çok fazla pazarlanıyor, ne ki şatafatla kuşatılmış onun çirkinliğin ta kendisi olduğunu bilelim. Bildiğimizle de amel edelim değil mi?
O zaman Amin.
 

Bu yazı toplam 87 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar