1. YAZARLAR

  2. Gülay Kurt

  3. Ramazan’da Şehri İhya Etmek; Mahyalar
Gülay Kurt

Gülay Kurt

Öğretim Görevlisi Yüksek Mimar
Yazarın Tüm Yazıları >

Ramazan’da Şehri İhya Etmek; Mahyalar

A+A-

Ramazan ayı, İstanbul’da Osmanlı’dan beri geleneksel olmuş ve bugüne kadar süregelmiş adetlerimiz vasıtasıyla Anadolu şehirlerinden daha farklı olarak yaşanır. Bir başkadır İstanbul’da Ramazan . İstanbul’un silüetinde var olan minarelerdeki mahyaların özellikle Haliç kıyılarında denize vurduğu yakamozlar, şehrin hiç bitmeyen karmaşasını insanlara unuttururcasına ışıldar durur. Evine yetişemeyen ya da yolu uzayanların yakın bir restoran, lokanta ve yahut cafede kendine bir sofra bulmuşsa dünyanın en şanslı insanı oluverir. Zira İstanbul’da Ramazan Ayı’nda  iftar saatlerinde boş bir yemek mekanı bulmak oldukça zordur. AVM'lerde bile yer bulmak zordur hele hele İBB son yıllarda şehrin insanlarına sosyal tesislerde -geçmişte bu tesislerde yemek yiyebilmek hepten imkansızdı çünkü halka açık değildi- güzel bir hizmet olarak sunduğu yemek mekanlarında eğer rezervasyonun yoksa yer bulmanız imkansızdır. Ev hanımlarının hünerlerini sergilemesi açısından da bir fırsat ayı olan Ramazan, dost, ahbap komşu, arkadaşların iftarlara davet edilerek kaynaşamasına da imkan verir. Resmi davetler, toplu yemekler, kalabalık yemek davetleri iftarla birleşince daha da bir güzellik alır.

 

İstanbul’da Ramazan’ın diğer şehirlere göre daha farklı yaşanmasının sebebi sadece büyük bir şehir olmasından kaynaklanmaz. Yıllarca Osmanlı İmparatorluğu’na başkentlik yapmış olan İstanbul birçok Ramazan ritüellerinin de ilk kez yaşandığı yerdir. Örneğin bugün Ramazan’ın habercisi olan mahyalarda ilk kandilin yanması İstanbul’da Süleymaniye Camii’nde olmuştur. Mahya açısından, coğrafi konumu, mimari imkanları ve vakıfları sebebiyle şehrin en güzel yerinde bir abide gibi duran Süleymaniye Camii’nin seçilmesi de isabetli olmuştur. Halk buradan ertesi günün Ramazan geldiğini anlar, sevinç gözyaşlarını döker şükürlere kapanırdı. Bu sebeple yıllar yılı mahyacılık mesleğinin ilham kaynağı ve merkezi hep İstanbul olmuştur. 
 

Ramazan geceleri başta olmak üzere, kandillerde bayramlarda yakılan kandiller (adı bu yüzden kandil geceleri olmuştur) bugünkü anlamı ile mumlar geçmişte büyük bir öneme sahipti. Bir şehri aydınlatmak o şehrin medeniyet derecesini gösterir ki geçmişte de böyle idi. Ama geçmişte Ramazan aylarında Camilerin, tekkelerin, türbelerin, sokakların aydınlığa gark edilmesi nurlanma olarak ifade edilirdi. Zira elektriğin olmadığı o karanlık sokaklarda Ramazan gecelerinde sabah ezanına kadar kandiller şehr-i ahaliyi bir Ramazan nuru içine girmiş gibi hissettirirdi. Zaten nur kelimesinden yani ışık, aydınlanma, ziya kelimesinden gelen “Minare” bizim bildiğimiz mimari şeklini almadığı dönemlerde mescit ve camiye göre yüksekçe bir yere yapılan tamamlayıcı bir unsuru ifade ediyordu. Ezan okunmaktan sonraki en önemli fonksiyon mumların dikildiği bir yer olması idi. Yani minare olmadan camileri tamamlanmış saymayız. Bugün de öyledir aslında... Minareleri İstanbul’un siluetinden kaldırın geriye ne kalacaktır Allah muhafaza.

Bir nur yağmuru olan Ramazan Ayı’nda minarelerin ışığa boğulması, mahyalarda özlü sözlerin, hadislerin yazılması ülkemize gelen seyyahları, turistleri oldukça etkilemiştir ve etkilemeye de devam etmektedir. Hatta Yahya Kemal anılarında var olan bir yazıda bir seyyahın İstanbul’u Ramazan gecesi mahyalarla ışıl ışıl gördüğünde hayrete düşüp şöyle dediğini kaydeder; “Rumlar bir senedir (mütareke yılı o zamanlar ve şehir işgal altında) bu şehri bize Yunanlı gibi göstermek için ne çarelere başvurdular, kendi evlerinden sonra Beyoğlu’nda Türk emlakini de (evlerini) maviye ve beyaza gark ettiler, siz ses çıkarmadınız. Lakin bu akşam ne sizin ne de hükümetiniz tertibi, eseri olarak minareler, kendiliğinden öyle bir nümayiş (olay) yaptılar ki bu, şehrin milliyetini tamamiyle gösterir. Hakikaten İstanbul’un o gece nümayişi (yani minarelerin aydınlanması), o senenin bütün çirkin nümayişlerini söndürmüştü.” İstanbul tepelerinin, tepelere kurulan abidevi cami minarelerinin ve nihayet denizin, ışığın, aydınlığın etrafa yayılması, yansıması ve insanlar tarafından görülüp temaşa edilmesi açısından istisnai denebilecek fiziki şartlara ve imkanlara sahip olduğunu da unutmamak lazım”[1]. 

Bugünün aydınlanma şeklini sadece bir şehir ışıldaması, elektrikli panolar vs ile dar anlamda anlayanlar geçmişin bu ince düşüncesini anlamada zorlanacaktır. Aydınlanmayı camilerde en estetik şekle getirip bugüne kadar gelmesini sağlayan mahyacılık geleneği Müslüman Türklere has bir güzellik olarak İstanbul’da, Sultanahmet’te, Süleymaniye’de, Fatih’te ve daha nice yerlerde gönlümüzü, gözümüzü aydınlatmaya ve bize mübarek Ramazan’ı hatırlatmaya ilelebet devam edecektir. 

 [1] “Müslüman İstanbul’a Has Bir Gelenek- Mahya” İsmail Kara 
 

 

Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.