PİYASALAR

  • BIST 1002.5540.43%
  • ALTIN991.359-0.02%
  • DOLAR16.8840%
  • EURO17.8210.04%
  • STERLİN20.609-0.41%
  1. YAZARLAR

  2. Muradiye Şimşek

  3. İnsan Doğaya Karşı, Doğa İnsana
Muradiye Şimşek

Muradiye Şimşek

Yazarın Tüm Yazıları >

İnsan Doğaya Karşı, Doğa İnsana

A+A-

Binlerce yıldır yeryüzündeyiz. Tabiatla ve diğer canlılarla saygılı, ölçülü ve nitelikli bir diyalog halinde dünyamızı paylaşıyorduk. Arada yeryüzünün doğal ve beşeri kaynaklarını sömürenler de vardı elbet. Firavun dediklerimiz, zorba dediklerimiz, derebeyi dediklerimiz… İyi ile kötü hep bir aradaydı. Fakat son iki asırdır dengeler epeyce değişti. Sanayi devrimi, teknoloji devrimi, bilimin akıl almaz gelişimi ve iletişim hızının artması, algılama ve yaşama biçimimiz gibi tabiatla ilişkimizi de radikal biçimde değiştirdi.

İnsan insana karşı, insan ayıya karşı, insan devlete karşı…. Bu slogan başlıklara herkes aşinadır. Yer yüzündeki yaşamın gelinen belki son düzlüğünde, ne yazık ki artık “insan doğaya karşı”. Bir sonraki aşamada muhtemelen insan evrene karşı olacak, sinyalleri geliyor fakat henüz o aşamaya geçemedik, halen tanımakla meşgulüz. İşte anahtar kelime bu. Tanımak. Tanıyan insan hemen o şeyi tanımlıyor, ardından o şeye hükmetmeye başlıyor. Fakat adaletle, saygıyla, sevgiyle ve merhametle değil. Öyle acımasızca hükmediyor ki, tüm faydalarını ve güzelliğini tüketene dek kendi arzularına hizmet ettiriyor. Sonra değersizleşen “o şey”i bir kenara atıp bir başkasına geçiyor. Öyle ya, bir zamanlar su azizdi, değerliydi; bir damlası israf edilmez, komşunun hakkı da gözetilerek kullanılırdı. Bugün duşun altında birkaç metreküp suyu rahatlamak! için hesapsızca akıtır hale geldik. Diğer taraftan doğanın saklı hazinelerinden “değerli taş” kavramı anlamsal değişime uğradı. Mesela pırlanta nadir ve değerli bir taştı. Fakat bugünlerde reklam filmlerinde, şarkılarda, pırlanta takmak isteyen bayanların kendilerinin alıp takıverebileceği algısı oluşturulup başka hedeflere değer yüklemesi yapılıyor. Neden. Çünkü gelişmiş laboratuvarlar sayesinde pırlanta artık nadir bulunan bir taş değil. İnci de öyle. Birçok başka değerli ve yarı değerli taş da öyle olduğu gibi.. Böylece doğayı sömürmek isteyen insan yeni hedefler peşine düşmeye başladı.

İnsanın konformizmi, teknolojik gelişmelerle beraber hızla artıyor. Geçen yüzyıla kadar kış mevsimi gelince evlerde vücudu sıcak tutan kıyafetler giyilirdi. Mekanı değil vücudu sıcak tutmak önemliydi. Çünkü günün çoğu dışarıda, sosyal çevre ve doğa ile ilişki içinde geçerdi. Bugün evlerde dört mevsim yaz konforunu sağlıyor, tüm kışı yazlık kıyafetlerle geçiriyoruz. İç mekandaki ısı konforunu sağlamak için tükettiğimiz enerjinin kaynağını, ya da doğaya verdiği zararı hesaplama ihtiyacı duymadan harcıyoruz. Diğer taraftan, cep telefonumuz olmazsa duyu organlarımızdan birini kaybetmiş gibi hisseder olduk adeta. Cam giydirme cepheli binalarda yaşıyor ve çalışıyoruz; yazın soğutmak, kışın ısıtmak için büyük faturalar ödüyoruz. İki sokak ötedeki markete otomobille gitmeyi normal görüyoruz. Uçağa atlayıp bir iki ülke gezip alış veriş yapmak son on on beş yıldır çoğu kimsenin hafta sonu planlarına girmişti, pandemi freni ortaya çıkıncaya kadar. Kışın yaz sebzeleri tüketmek, seralar sayesinde normalleşti. Giysilerimiz de artık teknoloji ürünü. Kumaşlar yapay, aksesuarlar yapay. Yuva edindiğimiz evlerimizi inşa ettiğimiz malzemelerin tamamına yakını yapay; çimento, boyalar, PVC kaplama ve doğramalar… Hepsi negatif enerji yaydıkları gibi üretimleri esnasında doğadaki enerji kaynaklarını alabildiğine tüketmekteler. Konformizmin getirdiği aşırı enerji tüketimi ve yapay malzemelerin üretimi ve tüketimi sırasında salınan sera gazları, dünyamızı geri dönülmesi çok güç bir sürece soktu. Bu, en basit ifadeyle giderek artan küresel ısınma anlamına gelmektedir. Buna yapay malzemelerin geri dönüştürülmemesinden kaynaklanan çevre kirliliği de eklenince dünyamız giderek yaşanması zor bir yere dönüştü.

Nitekim 1970’lerden bu yana bilim insanları, sera gazı salınımının giderek yükselmesi neticesinde ozon tabakasının inceldiğinden bahsetmeye, küresel ısınma uyarısı yapmaya başladılar. Ardından, Birleşmiş Milletler tarafından ilk kez 1976 yılında ozon tabakasının incelmesi konusu tartışıldı. 1992 Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin ardından 1997’de imzalanıp 2005’te yürürlüğe giren Kyoto Protokolü, aralarında Türkiye’nin de bulunduğu taraf ülkelerde sera gazı salınımının 1990 yılındaki seviyeye yani %5’e çekilmesini öngören hükmü başta olmak üzere bir dizi tedbirler getirdi. En fazla sera gazı emisyonu olan ülkelerden ABD, aldığı tedbirlerle büyük ölçüde başarı sağladı. Çin halen yüksek emisyon üretimini etkin biçimde azaltamadı. AB ise, 2030’a kadar sera gazı emisyonunu 1990’daki seviyenin %40 altına düşürmeyi taahhüt etti. Bu çerçevede AB tarafından alınan tedbirlerden bazı önemlileri, fosil yakıt yerine yenilenebilir enerji kullanımını arttırmak, geniş kullanım yelpazesi olan ekipman ve ev aletlerinde enerji verimliliği sağlamak ve enerji santralleri ile büyük tesislerin yaydığı karbondioksiti yakalamak ve depolamak için teknolojiler geliştirmektir. Hatta bazı otomobil firmaları kısa vadede fosil yakıt tüketen araç üretimini sonlandırmayı, yerine elektrikli araç üretimine geçmeyi planlamaktadır.

Sanayi Devriminden itibaren artan bilhassa fosil yakıt tüketimi, ormansızlaştırma, yoğun ve düzensiz kentleşme ile çimento üretimi, sera gazı emisyonuna neden olan başlıklar arasında en üst sıralarda yer almaktadır. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki, 1850’lerden 2000’li yıllara kadar ortalama küresel sıcaklık sadece 0,3-0,6 C° artarken 2000’li yılların başında yapılan tahminlere göre sera gazlarının, dünyanın ortalama sıcaklığını her on yılda 0,1 C° artırması beklenmektedir. Küresel ısınmanın etkileri kısa vadede kendini göstermeye başladı bile. Buzulların erimesine bağlı deniz seviyesinde yükselme, şiddetli kasırgalar, ani ve şiddetli yağışlar ve buna bağlı sel, orta kuşakta kuraklık ve çölleşme, orman yangınları, tarım alanları ve ormanlık alanlarda zararlı böcek istilaları, deniz suyu tuz oranının artması bunlardan en önemlileri. Ekosistemlerdeki beklenenden hızlı değişim artık uzak ihtimal olmaktan çıktı.

Halen tüm dünyada devam eden orman yangınları, sel felaketleri ve depremler ne yazık ki neden olduğumuz bu bozulma sürecinin domino etkileri. Ormansızlaştırma, %17’lik etki oranıyla küresel ısınma nedenlerinin en önemlilerinden biriyken, küresel ısınmanın neden olduğu orman yangınları, ormansızlaşmayı daha da arttırır hale geldi. 

Diğer taraftan modern insan olarak, ürettiğimiz doğada dönüşemeyen atıkları, yani cam, plastik gibi yapay mamulleri, geri dönüştürmek yerine yıllarca denizlere attık. Sonuçta Pasifik Okyanusunun ortasında, Türkiye’nin iki katı yüzölçümünde bir kıta gibi görünen dev bir çöp adası meydana getirdik. Şimdi yediğimiz balıklarla beraber farkında olmadan plastik atıklarımızı da tüketiyoruz.

Modern insan doğaya hoyratça hükmetmeye kalktı, onu istediği gibi tanımlayıp tanımladığı gibi kullanabileceğini zannetti. Yeryüzüne halife olmayı zorbalıkla ve firavunlukla karıştırdı. Fakat doğa nazikçe intikam alıyor. Sonradan yapıp ettiğinin farkına varan modern insan, durumu düzeltmek için çabalıyor. Bugünkü tablo bu. Bu sonuçtan her birimiz, tüketici sıfatımızla bireysel olarak sorumluyuz. Ancak artık bireysel olarak yapıcı bir şeyler üretmek zorundayız.

Küresel ısınma ve çevre kirliliğinin neden olduğu kötü tabloyu düzeltmek için Birleşmiş Milletler önemli bir karar açıkladı. 2021-2030 yıllarını kapsayan önümüzdeki on yılı “Ekosistem Restorasyonu 10 Yılı” ilan etti. Şimdilerde “sen neyi restore edeceksin?” açık çağrısında bulunarak bireysel proje üretmeyi teşvik ediyor. Ayrıca Instagram’da yapacağınız konuyla ilgili paylaşımlarınızı #GenerationRestoration etiketi ile etiketlemeniz halinde ana sayfasında yayımlayarak farkındalık oluşturmak ve bireysel küçük çabaların değerine dikkat çekmek istiyor. Hepimizin dünyamızı güzelleştirmek ve korumak için yapabileceği, paylaşıp iyiliği çoğaltabileceği güzel bir şeyler vardır mutlaka. Ne de olsa biz, kıyamet kopacağını bilsek bile elimizdeki fidanı dikmenin öneminin bilincinde olan sorumluluk sahibi modern insanlarız.

Bu yazı toplam 318 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar