PİYASALAR

  • BIST 1001.443-0.76%
  • ALTIN511.8140.08%
  • DOLAR8.5481.76%
  • EURO10.3641.78%
  • STERLİN12.0590.04%
  1. YAZARLAR

  2. Zehra Betül Özseçer

  3. Hem içerde hem dışarıda olma halidir KAPI 
Zehra Betül Özseçer

Zehra Betül Özseçer

Yenikapı Haber
Yazarın Tüm Yazıları >

Hem içerde hem dışarıda olma halidir KAPI 

A+A-

Hayatımda, Yenikapı ile yepyeni bir kapı açıldı. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın zaman için hissettiklerini, yani ne içerde ne dışarıda olma halini hissettiğim bu yeni yolumda ilerlerken, aslında kapıların hayatımızda, evlerimize giriş çıkışı sağlayan mimari boşluklar ve bu boşlukların açılıp kapanmasını sağlayan mekanik aksamlardan çok daha fazlası olduğunu fark ettim. Tam da bu nedenle ahşabın, sıcaklığından ve hikayesinden; çeliğin, soğuğuna ve sözde güvenliğine evrilen kapılarımızdan bahsetmek istedim bu hafta. Elbetteki sadece evlerimizin kapıları olmayacak bahsi edilen; şehirlerimizin, ülkelerin kapıları, cennetin ve cehennemin kapılarından da bahsedeceğim. Hatta mitolojideki kapılarından ve aslında renklerimizin oluşturduğu öte bir diyara geçit olduğu inanılan kapı, gökkuşağından, yani efsanelerdeki kapılardan bahsedeceğim. Yazarken düşüncelerimin beni nereye götüreceğini bilerek yazmıyorum. Yazdıklarımın birçoğunu sileceğim ama silmediğim cümlelerimde her gün onlarca kere geçtiğimiz kapıların aslında insan hayatındaki öneminden en az iki hafta bahsedeceğimi biliyorum. Böylelikle ben okuyanlarımın sayısı kadar bir gürültü ile yeniKAPI’m daki yolculuğuma devam edeceğim.


İtalyan heykeltıraş ve mimari teorisyen Filarete, Hz. Adem’in yağmurdan korunmak için elini başının üstüne koymasını ilk mimari kaygı olarak tanımlar. Bu bakımdan bakarsak kapılar belki de soyut anlamda korunmaya olan ihtiyacımıza katedilen bir YOL’u, bir yolculuğu  temsil etmektedir. Bazen bu yol görünmez olur, doğa kendi çizer sınırlarını; bazen de bir devlet, başka devletler üzerinde hüküm sahibi olduğunda, doğaya ve doğala bırakmadan, harita üzerinde cetvelle çizer duvarları ve uygun gördüğü bölgelere koyar kapıları. Böyle durumlarda açılan bir umut olarak, Filistin örneğinde olduğu gibi, halklar da insanlar gibi kendileri açarlar kendi kapılarını, ya da arka kapılarını, kendileri çizerler yollarını. Aynı örnekte, en güzel şekilde görüldüğü gibi, hem içerde hem dışarıda olma halidir kapı ve hem şehre aittir hem de değildir ama tarihe ait olduğu kesin olan bir yapı. Geçmişten günümüze nice hikayeleri, efsaneleri, nice acıları ve umutları taşıdıkları görülmektedir ve günümüzden de geleceğe nice yaşanmışlıkları götüreceklerdir kim bilir. Sadece bir yol, bir yolculuk değil bir vasıtadır da aynı zamanda kapı. Tarih belki de bazı şehirleri, kapıları üzerinden okuyacaktır, inceleyecektir. Kimi zaman bir utancı, kimi zaman bir yaşam tarzının tamamını, kimi zaman da bir umudu simgeleyecektir bu kapılar ve hikayeleri yaşantımıza inceden inceye sızmaya devam edecektir. Bazıları da bu sızıntıdan ince bir sızıya dönüşecektir. Sızı diyorum çünkü kaybolmaya yüz tutmuş bütün hikayeler gibi bazı kapıların hikayeleri de tarihte yerini alacak ve elimizden hiçbirşey gelmeyecektir. Hafızlarımızla oynanmaya devam edecektir. Kısa bir anekdotla örneklemek isterim bu sessiz feryadımı. Günümüzde ince bir sızıya dönüşen, Çorum yöresine ait, bir tarihten günümüze gelen bir sızıntıdır bu. Çorum yöresinde bir tabir vardır. Yerler mühürlendi diye. Çocukluğumuzda akşam ezanından sonra söylerdi büyüklerimiz içeri girelim diye. Çok uzun yıllar sonra aslında Hititlerden günümüze gelen bir tabir olduğunu öğrendim. Hitit imparatorluğunun başkentliğini yapmış Boğazkale şehrine giriş için bilinen 8 kapı bulunmaktadır. Bu kapılar hava kararmaya başlayınca mühürlenirmiş ve gündüz olana kadar yeniden açılmazmış. Bu güvenlik önlemi binlerce yıl sözlü kültürle günümüze aktarılmış. Bu tabir çocukluğumuza kadar çeşitli yollarla bizlere taşınmıştır evet ama bizim çocuklarımıza taşınamayacağı aşikardır. Böylelikle bir rengimiz daha tarihin derinliklerine gömülmek üzere zamanın kapısının önünde yerini almıştır. İşte sızıntıyı sızı yapan da bir kültürün farkına varmadan yoklukta yerini almasıdır. 
Tabi ki bu mühürlenme sadece Hitit sur kapılarında olmadığı için belki de bilmeğimiz nice sur kapılarında; nice hikayeler, nice hayaletler, ruhlar periler ya da nice halk efsaneleri gizlidir ve yok olmak için sırasını beklemektedir. Bu inanışlardan birtanesi de şarkılara konu olmuş Karahisar kalesinde zamana yenik düşmenin eşiğindedir. Kalehisar kalesinin kapısının kemerinde bulunan bir oyuğa, bir dilek tutulup 3 taş atılmaktadır. Eğer taşların 3’üde oyuğa girerse dileğin yerine geleceğine inanılmaktadır. Görüldüğü üzere şehir kapıları efsaneleri aslında içinde ne renkler ne aşklar taşır kim bilir, ne umutları barındırır.


Bazılarının dediğinin aksine ayrıntıda gizli olan şeytan değil hayattır belki de. Hayatı baktığımız yerden okuruz, ayrıntılarımıza ait olmadıkça, bizim için inşa edilen yeni oluşumlara alet oluruz.  Elbette ki çağa ayak uydurmak gerekir fakat bu yolculuğumuzu farkında olarak yaptığımız zaman çağın bize sundukları da daha anlamlı hale gelir. Bir örnek vermek gerekirse; dünyaca ünlü bir eser kapı özellikleri taşımaktadır ama insan yaşamak istediği şeyin aslında sadece bir kapıdan geçmek olduğunun farkına bile varamamaktadır çoğu zaman. Dünyanın en romantik şehirlerinden biri olarak adlandırılan Paris ve romantizmden bambaşka bir şeyin simgesi olarak Paris’in göbeğine yerleştirilen Eiffel kulesinden bahsediyorum. Eiffel kulesi 19. yy’da sanayi devrimin ihtiyacı olan pazarın oluşturulması için evrilmiş fuar kültürünün örneklerinden olan dünya fuarı için geçici olarak yapılmış bir yapıdır. Fuar alanına girişi temsil etmenin yanı sıra taş binaların içinden geçilerek gidilen sanayi devrimin yapı taşlarından biri olan çelik ile bir devirden bir devire geçiş kapısıdır. Yapımından 20 yıl sonra yıkılması planlanan kule şu anda dünyanın en çok ziyaretçi alan yapılarından biri olmaya devam etmektedir. Romantizmimizin pazarlama aracı olarak kullanılmasının bir simgesi desek, hatta romantizmden kapitalizme bir geçiş kapısı desek hata etmiş olur muyum bilmiyorum ama bir çağın kapısı olarak Eiffel kulesinin, benim zamanı ve dünyayı algılamam bir yeniKAPI açtığını belirtmek istiyorum. Kim bilir dünyada ki kaç mimari yapı her baktığımızda çağlar açıp kapayan bir kapı? 


Yazımın başında da belirttiğim gibi beni nereye götüreceğini bilmeden başladığım bu yazıda evdeki hesap çarşıya uymadı. Planladıklarımın yarısını yazamadan yazımın sonuna geldim. Hangi kapılardan geçtiğimizin farkına varabileceğimiz güzel bir hafta diliyorum… Çorumdan sevgiler… 
 

Bu yazı toplam 3010 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.
6 Yorum