PİYASALAR

  • BIST 100114.809-0.85%
  • ALTIN397.185-0.17%
  • DOLAR6.860.01%
  • EURO7.7620.24%
  • STERLİN8.7270.88%
  1. YAZARLAR

  2. Ümmügülsüm Tat

  3. Nisa’dan Women’a Uzanan Kadın
Ümmügülsüm Tat

Ümmügülsüm Tat

Turuncu Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

Nisa’dan Women’a Uzanan Kadın

A+A-

Biz hep oradaydık. Hz. Hacer oğlu İsmail’e su bulmak için çölde koştuğunda, ilk vahiy geldiğinde, Hz. Hatice İslam ile şereflenen 10 kişiden biri olduğunda hep oradaydık. Adımız Orta Asya’da Hatun oldu, Anadolu’da Hanım, dünyanın her yerinde kadın. Coğrafya kaderdir sözünü hayatımızın her alanında birebir tecrübe ettik. Doğduğumuz evi, yaşadığımız şehri, içinde bulunduğumuz coğrafyayı hep kaderimiz bildik. Çünkü insani evi ve ailesi ve içinde bulunduğu toplum büyütür dedik. Bir nesli kadınlar büyütür dedik ve her birimiz gökyüzünün öğrencisi, yeryüzünün öğretmeni olduk. Bazen göç yolunda, bazen evimizin bir odasında geleneğimizi, kültürümüzü sonraki nesillere aktarmak için sandıklara taşıdık. Yaşayan ve aktaran olduk. Geçmişi bugüne taşıdık, bugünden geleceği mayaladık.

KADIN KİMDİR?

Bu yazıya daha şık bir girişle başlayabilirdim. Küresel dünyanın kadınlara kozmetik aracılığıyla yaptığı eziyetleri, 46 bedenin taşıyamadığı güzellik kalıplarını, başörtülü ilk siyahi mankeni ve Müslüman kadının imajını yazabilirdim mesela. Bildik şarkıları bir kez de buradan yüksek sesle söyleyebilirdim. Fakat o kadar kolay değil. Dünyanın pek çok kadın yüzü var. Bu kadın yüzlerini gördükçe, okudukça, omuzlarındaki yüke şahit oldukça ‘Sen kimsesiz bırakma Allah’ım’ diyorum. ‘Kadın nedir, kimdir?’ Sorusunun artık tek bir cevabı yok. Hurda toplayıp cezaevindeki eşine bakmak zorunda olan da kadın, engelli kız kardeşiyle babası tarafından sokağa atılan da. Kötü yola düşmemek için evlenmek zorunda kalan da kadın, mide ameliyatı, lüks site, son model araba üçlüsüyle yaşamına devam eden de. Geniş bir ailede rol, model denkleminde kendine yer bulan da kadın, hayatında kimsesi olmayan da. Alışveriş merkezleri ve uluslararası firmalar iş birliğiyle her şeyi her yerde buluyorsunuz. Bu da dünyanın sınıfsal ayrımını tetikliyor. Zenginler, ırkçılar, her şeyi fanatik yaşayanlar yükselişte. Kadınların burunları düzgün olsun, saçları sarı olsun modası çoktan geçti. Artık kadınların genetiğiyle oynanıyor. Ruh dünyası, duygu durumu, hormonları değiştirilmiş milyonlarca kadın.

KADINLAR İÇİNDE KADINLAR

Doğu Türkistan’da uyuşturulan ve evlerine Çinli eğitici konulan kadınlar, Güney Afrika’da siyasal sistemde güçlü fakat toplumsal hayatta çocuklarının yükünü tek başına çekmek zorunda olan kadınlar, Avrupa’da ırkçılıktan kendini korumak zorunda kalan kadınlar, İdlib’te rejim ve Rusya’nın baskısı altında sıkışan kadınlar, Gazze’nin evlerinde tehlike altında yaşayan kadınları, Yemen’de açlıktan ölen çocuklarını bir umut uluslararası kuruluşların sağlık çadırlarına taşıyan kadınlar… Söyler misiniz bunların hangisi bir diğerine benziyor. Hangisinin hayatı diğerini tamamlıyor? Ermenilerin Hocalı Katliamında zulmettiği kadınlar, Bosna’da sistematik tecavüze uğrayan ve bunu asla konuşamayan kadınlar, Güney Kore’de Japon askerlerinin her türlü muamelesine göz yummak zorunda kalmış ve 90 yaşında dava açmaya cesaret edebilmiş kadınlar. Kadınlar içinde kadınlar yani…

ÖNÜMÜZE KONAN FOTOĞRAF

“Kadının yarası kolay soğumaz” der büyükler. Kabuk bağlar, iyileşir fakat soğumaz. Kendisine iyilik yapanı da zararı dokunanı da unutmaz kadınlar. Kin değildir bu. Düşmanlık değildir. Bilir ayazı bir daha nereden yiyeceğini, bilir dikiş yerinin nereden sızlayacağını. Dünya kadınlarını yalnızca bize anlatıldığı kadar biliyoruz. Önümüze sık sık konulan bir fotoğraf var. Bu fotoğrafta Batılı kadınlar şık arabalara biniyor, ev işlerinde hizmetçilerinden yardım alıyor. Hayattaki dertleri çevrenin kirlenmesi, ekosistemin bozulması. Doğulu kadınlar ise ritüeller ve törenler eşliğinde yaşıyor. Renkli kumaşlar, dikkat çeken bilezikler, ağır baharat kokuları… Afrika hep acı, hep yoksulluk. Tenekede evlerde oturan ve bir damla su için sırtlarında çocuklarıyla kilometrelerce yürüyen kadınlar. Oysa dünya bu fotoğrafın dışında. Afrikalı iş kadınları sabahları topuklu ayakkabılarıyla iş toplantısına giderken Amerikalı bir kadın şiddetin ve yalnızlığın içinde bocalayabiliyor. Yani tek bir kadın fotoğrafı, ülkelere göre sınıflandırılmış kadın hayatları yok. Peki, bize neden gerçeği yansıtmayan hayatları anlatıyorlar? Cevabı çok basit: Kafalarındaki ideal kadın üzerinden toplumları yeniden tasarlamak için.

İDEAL HAYAT

Kamuoyunda bir şeyi bin kez söylersen herkes inanır düşüncesiyle hareket ediyorlar. Bu yüzden de ideal Batılı kadının sarı saçlarından ayakları için kullandığı kreme kadar santim santim güzelliği tasarlıyorlar. Çocukları Barbie bebekle oynayanlar bilir. Barbie’nin evi, arabası, köpeği, hafta sonu tatili, balosu hiç bitmez. Barbie bir masal kadar uzak da değildir. Hemen şuralarda bir yerde öyle bir hayat yaşanıyor izlenimiz veriyor. Sonraki iş onun nerede olduğunu aramakta... Medya ve çeşitli bilgi kodlamalarıyla hepimize yapılan şey de o aslında. Birçok hayatı gösteriyorlar. Gösterilenlerin içinden en ideal olanı da Batılı kadının hayatı. Fakat arka planını çoğumuz bilmiyoruz. Bu kadınlar ne yaşıyor, şiddet oralarda nasıl, İslam’dan uzak hayatlarda toplumsal kabuller nasıl ilerliyor? Hiç birisini bilmiyoruz.

YÜKÜ AĞIR

Dünyanın her yerinde güneş doğuyor ve hangi şartlar altında olursa olsun her evde kadınlar büyük sorumluluklar yaşıyor. Afrikalı annelerin evlerinin ve hayatlarının asgari ihtiyaçlarını karşılamak için verdiği emeği Avrupalı bir kadın trafik, iş ve çocuklar arasında bölünerek veriyor ya da Asyalı bir kadın toplumsal sorunların çözümüne katkı sağlamak için çalışıyor. Kısacası kadınlar için ülkelere göre ayrılmış denklemler yok. Yalnızca hayatı omuzlarında taşıyan kadınlar var ve hayatın altın tepside sunulduğu kadınlar. Bu kadar farklı fotoğrafın, rengin, duruşun, hayatın olduğu 21’nci yüzyılda dünyadan kadın yüzleri bize ne anlatır? Mülteci bir kadının hikayesi ile kendi topraklarında kök salmış kadının hikayesi birbirini tutar mı? Pentagon’da insansız hava araçlarını kullanarak kilometrelerce uzaktaki ülkeleri bombalayan sonra da akli dengesini kaybeden kadın pilotları ve mülteci kadınları düşününce kimin yükü diğerinden ağır? Kimin hayatı kayboldu, kiminki nerede başladı? İşte bu sorunun cevabını bulmak lazım.

GERÇEK KADIN HİKAYELERİ

Dünyanın otantik ya da mağduriyetlerle anlatılan kadın hikayelerine değil gerçek kadınlara ve onların gerçek yaşam öykülerine ihtiyacı var. Şehirlerin her yerine çalışmaya gidiyor kadınlar. Alın teriyle, emek emek çalışıyor kadın elleri. Bahçeden elma topluyor, sanayide otomotiv sektöründe çalışıyor, yeni ilaçlar üretiyor, yeni kanunlar hazırlıyor. Karar alma mekanizmalarında aktif rol alıyor. Ekonomik kalkınma, kadınların sosyal ve toplumsal kazanımlarını artıyor, kadınların toplumsal statüsü yükseldikçe ekonomik kalkınma hızlanıyor. 70’li yıllardan bu yana dünya kadın konusunu kalkınma üzerinden inceliyor. Kadınlar değişen hayatların sabırlı sakinleri olarak yaşanılan her şeye rağmen toplumun ayakta durmasını sağlıyor. Semti, mahalleyi, ilçeyi, şehri kısacası ortak yaşam çevrelerini kadınlar farklı bir şekilde kullanıyor. Üç boyutlu düşünce ekseniyle yeni politikalar üretebiliyor. Medeniyet, merhamet ve memnuniyetten oluşan bu üç ana eksenle kadınlar şehirlerin sorunlarını aktif ve pratik bir biçimde çözüme kavuşturuyor.

KADINA YÖNELİK ŞİDDET

Doğu’dan Batı’ya dünyanın her yerinde maalesef şiddet hızla ilerliyor. Fakat şiddeti yalnızca kadın ve aile ekseninde yaşanıyormuş gibi göstermek isteyen bir akım var. Bu akıma dur demeliyiz. Şiddet girebildiği her yeri kaplar ve herkese zarar verir, kadın veya erkek fark etmez. Suriye zindanlarındaki kadınların yaşadıkları, Irak’tan Türkiye’ye gelen mülteci kadınların yaşadıkları, Filistin’e uygulanan ambargolar, Mısır’da darbeden sonra eşleri tutuklanan kadınların yaşadığı ya da eşit işe eşit ücret ilkesinin gelmediği birçok Batı ülkesindeki kadınların yaşadığı, Srebrenitsa annelerinin yaşadıkları… Terör örgütü PKK ve onun uzantıları tarafından evlatları kaçırılan annelerin yaşadığı şiddet değil midir? Diyarbakır annelerine uygulanmak istenen baskı bir şiddet değil midir? Anneliği etiketlemek isteyenlerin yaptıkları şiddet değil midir? Sırf kılık kıyafet yönetmeliği yüzünden okuldan kovulan, milletvekili seçildiği halde TBMM’de yemin ettirilmeyen kadınların yaşadığı şiddet değil midir? Sosyal medya üzerinden kişiler ve gruplar hedef gösterilerek pompalana dijital öfke bir şiddet değil midir? Dünyanın hiçbir yerinde şiddete asla taviz vermemeli, şiddet turuncu çizgimiz diyebilmeliyiz. Şiddete biz dur dersek şiddet bitecek. Buna gönülden inanmalı ve yaşadığımız şehirlerde şiddete geçit vermemeliyiz.

ELE ALMAMIZ GEREKİYOR

Kadınların omuzlarında büyük sorumluluklar var. Şehir hayatının temposunda fazlasıyla yorduğumuz kadınlar üzerinden yanlış tartışmalar başlatıyoruz. Birbirini tamamlamak için yaratılmış eşlere hiç sorulmayacak mı zannediyorsunuz ‘Hanımın bu kadar çalışırken sen seyretmek dışında ne yaptın?’ diye. Anneler, eşler, kızlar erkeklerin desteklemediği bir dünyada birbirine tutunarak yol alıyor. Toplumsal değerler, yeni şehir hayatı ve teknolojik gelişmeler ışığında kadını ve aileyi yeniden ele almamız gerekiyor. Şehirlerde konfor artarken o konforda yaşamak için verilen mücadele artıyor. Bu mücadelede kadınların ve erkeklerin birbirine destek olması gerekiyor. Kız çocuklarının fazlasıyla önemsendiği bir dünya doğar doğmaz onlara birçok sorumluluğu da veriyor. Bugün birçok kadın omuzlarındaki yükten ve sürekli kendisini açıklamak zorunda kalmaktan yoruluyor. Sorunları ve sorumlulukları kadınların üzerine yıkınca hiçbir şey düzelmiyor. Tamamen elitist algılarla başlayan kadın tartışmaları sorunları çözmek yerine kısır döngü katsayısını arttırıyor maalesef.

TÜRKİYE’DE KADIN VE SİYASET

Tarihin sinir uçlarında dolaşırken, savaşlar yapılırken, anlaşmalar imzalanırken, kıtalar ve okyanuslar eşliğinde gelmeler ve gitmeler yaşanırken… Kadınlar dünya üzerindeki bu hareketliliğin en büyük şahidi olmuş, sır tutar gibi dünya hafızasını kalplerinde tutmuş, yaşananlar hakkında fikrini beyan etmiş, onlara yön vermiş ya da sonuçlarından herkes kadar etkilenmiş… Buna rağmen konu ‘Eşit oy hakkına’, ‘Seçme ve seçilme özgürlüğüne’ gelince yeryüzünün özgürlük hanesine kendi adlarını da yazarak büyük mücadeleler vermek zorunda kaldı. Millî mücadele yıllarında, kurtuluş savaşında cepheye mermi taşıdık, cephe gerisinde kalan çocukları ve yaşlıları korumak, hayatı devam ettirmek için yaşadığımız bölgelerde büyük mücadeleler verdik. Büyükelçiliklere bu savaşın durması ve vatanımızın işgalden kurtulması için mektuplar yazdık. Hastanelerde yaralı askerleri tedavi ettik. 21’nci yüzyılda kadınlara seçme ve seçilme hakkının verilmesiyle kadının siyasi temsilinde en büyük eşik aşılmıştır fakat sonrasında kadınlar uzun yıllar yalnızca seçmen olmak zorunda kalmış, oy pusulası ve seçim sandığı arasına sıkıştırılmış bir siyasi varoluş öyküsüyle yetinmek zorunda kalmıştır. Oysa kadının siyasi varlığı yalnızca seçimlerde oy kullanmakla tanımlanamayacak kadar geniş olmalıdır. Siyasi katılım; kamusal ve siyasi alanda yer almak, mecliste, parlamentoda, belediyelerde ve yerel idarenin diğer kademelerinde, siyasi partilerin kuruluş ve işleyişinde sonra kamu kurumlarında görev almak, söz söylemek, fikir beyan edecek kadar aklı hür, vicdanı hür bir kadın kimliğine sahip olmaktır.

DOĞRULAR VAR

Anadolu’da yüzyıllardır çeyiz sandıklarıyla büyütülen kadınlar, 1935 yılından sonra seçim sandıklarıyla tanışmıştır. İçinde bir ülke düşü büyüten her kadının fikirleri, düşünceleri çeyiz sandıklarından seçim sandıklarına taşmıştır. Bugün hala çoğu kadının kaderinin içinden iki sandık geçmiştir; biri çeyiz diğeri oy taşıyan bu iki sandıktan da çıkan şey de kadının içinde biriken düştür. Dünyanın her gün yeniden kurgulandığı 21’nci yüzyılda; alınan kararlar, yapılan açıklamalar, kürsüden yükselen her seslerde kadınlar da olmalı. Biz, çeyizine Türk bayrağı konulan, evlatsız kalırım, yüreğime taş basarım ama vatansız kalama diyen bir neslin kızları olarak dünyaya açtık gözlerimizi. Bunun için çalıştık, çabaladık, mücadele ettik. Toplumun kilit noktasıdır kadınlar. Kadın varsa doğrular var. Kadın varsa çok seslilik var. Dünyanın hangi ülkesinde olursa olsun bir yerde kadın varsa orada hep umut var. İşte bu yüzden dün neredeysek bugün de buradayız.

Bu yazı toplam 878 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.