PİYASALAR

  • BIST 10091.801-0.46%
  • ALTIN214.7270.76%
  • DOLAR5.3710.72%
  • EURO6.0810.34%
  • STERLİN6.730.61%
  1. YAZARLAR

  2. Gülay Kurt

  3. Dünya Miras Alanlarında Türkiyenin Yeri Ve Önemi
Gülay Kurt

Gülay Kurt

Öğretim Görevlisi Yüksek Mimar
Yazarın Tüm Yazıları >

Dünya Miras Alanlarında Türkiyenin Yeri Ve Önemi

A+A-

Yüksek Mimar Gülay Kurt

 

 

Bir tarihi ve kültürel mirasın sadece size değil dünyaya ait olduğunu diğer insanların da o yerleri görme ve bilgilenme hakkının bulunduğunu bilmek koruma ve yaşatma açısından bir ivme kazandırır. Bugün Suriye'de yaşanan iç savaş sonucu Dünya Miras Listesi'nde bulunan birçok yerin yok olduğunu görmek, buna bağlı olarak hem insanlığın hem de tarihin yok olduğunu bilmek hepimize acı vermektedir.

Türkiye 1945'te kurulan UNESCO'nun ilk 10 kurucu üyesinden birisidir. UNESCO, 1972 yılında “tüm insanlığın ortak mirası olarak kabul edilen evrensel değerlere sahip çıkacak bilinci oluşturmak ve çeşitli nedenlerle bozulan, yok olan kültürel ve doğal değerlerin yaşatılması için gerekli işbirliğini sağlamak amacıyla” bir sözleşme kabul etmiştir. Bu tarihten 10 yıl sonra, adı geçen sözleşme, Türkiye tarafından da 1982 yılında bir iç hukuk belgesi haline gelmiştir. Bilindiği gibi Türkiye, eğitim, bilim ve kültürel alanlarda etkin UNESCO ve doğal kültürel değerlerin korunmasında UNECO'nun baş danışmanı olan ICOMOS gibi uluslararası kurumların içinde yer almakta ve imzaladığı sözleşmelerle, alınan evrensel kararlara taraf olmaktadır. Bu şu demek; anıtların ve sit alanlarının korunmasıyla ilgili tüm karar, uyarı yaptırım isteklerini yakından izlemek ve uygulamakla yükümlüdür.

Tüm dünya için önemli bir değer taşıdığı Dünya Miras Komitesi tarafından belirlenen ve bulundukları ülkenin devleti tarafından korunmaları garanti edilen doğal ve kültürel varlıklar (anıtlar, yapı grupları ve sitler) “Dünya Miras Listesi” adıyla anılan listeye alınmaktadır. Bu listeye alınma ve listedeki yeri korumada bu varlıkların özgün niteliklerini korumaları önem taşımaktadır. Dolayısıyla da bir doğal ya da kültürel varlığın Dünya Miras Listesi'nde yer alabilmesi için öncelikle dünya için olağanüstü bir değer taşıması ve özgün niteliklerini ve bütünlüğünü koruyor olması ön koşuldur. Bu girişimden 22 yıl sonra 1994 yılında Japonya'nın Nara kentinde Dünya Miras Sözleşmesi çerçevesinde “korumada özgünlük” üzerine bir konferans düzenlenmiş ve bu konferansın sonunda, 45 katılımcının katkılarıyla kaleme alınan koruma tarihinin en önemli belgelerinden biri olan Nara Bildirgesi kabul edilmiştir. Bildirgenin ön sözünde, küreselleşme ve bir örnekleşme baskısına karşı, kültür mirasının korunması uygulamalarında özgünlüğün dikkate alınmasının insanlığın ortak belleğinin tüm yönlerine saygı göstermeye ve onu aydınlatmaya en büyük katkı sağlayacağı belirtilmiştir. Bildirgenin “değerler ve özgünlük” başlığına dikkat çekilmiştir.

Nara Bildirgesi'nin vurguladığı ve korumanın temeli olarak gördüğü “özgünlük” kavramı Dünya Miras Listesi'ne katılması için gönderilen dosyaların incelenmesi sırasında en önemli üç ölçütten biridir. Diğer iki ölçüt ise yukarıda belirtildiği gibi önerilen kültür varlığının olağanüstü evrensel değeri ve bütünlük ölçüleridir.

Dünya Miras Alanları, 1972 yılında kabul edilen Dünya Doğal ve Kültürel Mirasını Koruma Sözleşmesi gereğince, üstün evrense değeri dolayısıyla UNESCO tarafından Dünya Miras Listesi'ne kaydedilen ve korunması bütün insanlık tarafından güvenceye alınan yerlerdir. Sözleşme gereği taraf devletler, üstün evrensel değere sahip kültürel ve doğal miraslarını tanımlamak, korumak, tanıtımını yapmak ve gelecek nesillere aktarmakla sorumludurlar.

Dünya Doğal ve Kültürel Mirası Koruma Anlaşması'nı 1983 yılında imzalayan Türkiye ise, 1985 yılından başlayarak doğal/kültürel varlıkları ve yerleşmeleriyle Dünya Miras Listesi'ndeki yerini almıştır. 2010 yılı itibarıyla bu listeye 1985-1998 yılları arsında girmiş olan değerler: İstanbul'un Tarihi Alanları (1985), Göreme Milli Parkı ve Kapodokya'nın kaya kiliseleri (1985), Divriği Ulu Camisi ve Hastanesi (1985), Hatuşa/Hitit Başkenti (1986), Nemrut Dağı (1987), Xantos-Letoon (Likya Antik Kenti) (1988), Hieropolis-Pamukkale (1988), Safranbolu Kenti (1994)- Safranbolu topyekün kent olarak Dünya Mirası Listesi'ne girmiş ender yerlerden biridir-, Truva Arkeolojik Sit Alanı (1998), Edirne Selimiye Camii (2011), Bursa Cumalıkızık Osmanlı Evleri (2014), Diyarbakır Kalesi ve Surları (2014), Çatalhöyük Arkeolojik Sit Alanı (2012), Efes Artemis Tapınağı (2015), Begame Çok Katmanlı Peyzaj Alanı (2014) kültürel ve doğal unsur olarak listededir. Ayrıca geçici listede, Mardin, Alanya, Afrodisisas, gibi 23 aday da bulunmaktadır.

Listenin en büyük etkisi; gerek yerleşmelerin turizm baskılarından uzak bir konumda olması halk ve yerel yönetimlerin bu tarihi alanların değerlerinin bilinebilir ve sürdürebilirliğine etkisi açısında son derece önemlidir. Zira bir yer için Dünya Miras Listesi'nde dediğiniz zaman akan sular durur ve kimsenin söyleyecek bir sözü kalmaz. Yoksa bu kadar tarihi ve kültürel alanları tek başına korumamız ve geleceğe aktarmamız son derece zor olacaktı. Bu konuda dünyanın söyleyeceği bir aç laftan ibaret olsa da hepimizin bu konuda bilinç sahibi olması ve tarihimize sahip çıkmamız açısından önem arz etmektedir. İstanbul'un Dünya Miras Listesi'ndeki yerini ise başka bir yazıda anlatacağım.

 

Bu yazı toplam 2455 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.