PİYASALAR

  • BIST 10086.0721.74%
  • ALTIN251.043-0.22%
  • DOLAR6.074-0.37%
  • EURO6.808-0.15%
  • STERLİN7.7310.19%
  1. YAZARLAR

  2. Dr. Mehmet SILAY

  3. A N K A R A’ Y I S E V İ Y O R U M - 1
Dr. Mehmet SILAY

Dr. Mehmet SILAY

Turuncu Dergisi
Yazarın Tüm Yazıları >

A N K A R A’ Y I S E V İ Y O R U M - 1

A+A-

Ankara hakkında yıllar boyu ön yargılarımız vardı… 
O zaman, daha gün doğmadan kalorifer bacalarından semaya siyah bir duman püskürürdü. Bırakın yerli halkı, iş takibi için gelenler dahi, geceyi bu şehirde geçirdiklerine pişman olurlardı. Bozkırın göbeğinde yazları yeşillikten mahrum, kışın nefes alınmayacak kadar havası kirli bir kentti. İskenderun’dan gelen jet turizme atlayıp, İstanbul’a doğru giderken Ankara molasında otobüsten inmek bile istemezdim. 
Altmışlı yıllarda yalnız üç şehrimizde ve sadece üç adet üniversite vardı. Şehirler arası yollar tek şeritliydi ve ulaşım çok zordu. Takdir edersiniz, ümmetin asimesi-başkenti İstanbul’da yüksek tahsil yapmak herkese nasip olmayan bir ayrıcalıktı. Anadolu gençleri, İlim Yayma’nın şefkatli kubbeleri altında barınır ve eğitimlerine sosyal destek bulurdu. İzmir uzaktı bizlere, Ankara iticiydi. Öğrencilerin fikri ve kişisel gelişimleri için, kütüphaneler, dernekler ve dergâhlarla zengin bir kültür ortamıydı İstanbul…  

TAŞI SERT VE SOĞUK 

Cağaloğlu’nda bir grup idealist öğrenciyle birlikte çıkarttığımız Hareket Dergisi ve kitaplar için Seka’dan kağıt tahsisi gerektiğinde, geceden kalkar gelirdik Ankara’ya. Nasıl olsa, iş kotarılan Ankara nihai karar merciiydi. Talep dilekçesini kaleme bırakır ve elimizde kayıt ve sayı numarasıyla saatlerce bakanlık kapılarında bekletilirdik. Umut ışığı varsa, bir gece de şimdi bit pazarının kurulduğu itfaiye meydanındaki otellerde gecelerdik. Fakat, genellikle aldığımız olumsuz cevaplar yüzünden Ankara’nın  müdürüne-müsteşarına, bakanına-dekanına, yetmedi taşına-toprağına söver, gece otobüsleriyle; kırgın ve gergin, gerisingeri dönerdik İstanbula. Öğretilen ‘uzun uzun kavakların’ gölgesi yoktu ve Ankara’nın taşı sertti ve soğuktu. Çaresiz, paranızla rezil olmak da vardı başkentin yokuşlarında.

FATİHA’DAN MAHRUMDU

Bir mabetsiz şehirdi Ankara gençlik yıllarımızda… 
Beyazıt’ın Küllük kıraathanesinde sohbetlerine devam ettiğimiz merhum Osman Yüksel Serdengeçti bize öyle anlatırdı. O zaman televizyon yoktu. Kocatepe Külliyesi yoktu. Çok lazımmış gibi bugün belediye tarafından şehrin sembolü olarak kullanılan Atakule de yapılmamıştı. Ders kitabı kapaklarında ve tipo baskılı günlük gazetelerin verdikleri Ankara imajında paganist dönem tapınaklarından Akrapolise benzetilen Anıtkabir mozolesi ön plana çıkarılırdı. Türbe ve mezara benzemediği için bir Fatiha’dan mahrumdu. Resmi protokol, siyasi parti, kurumlar ve yabancı misyon şefleri için mecburi uğrak yeriydi. Çelenk bırakılır, saygı duruşunda bulunulur ve protokol defterine iki cümleden ibaret, bağlılık mesajları yazılırdı. Onun maskına ve resmine sırtını dayayanlar devleti burada soyar, vurgunlar ve ihtilaller burada tezgâhlanırdı. 

BEYİN YIKAMA MERKEZİ

Beyin yıkama merkeziydi Ankara…
Kahramanlar hain, hainler kahraman gösterilirdi. Din olarak dayatılan resmi ideolojiye itirazı olan veya ifade özgürlüğünü seçenler, meslekten ihraç edilir, yasaklanır, para ve hapis cezasına çarptırılırdı. Aydınların bir kısmı sürgünde vefat etti, bir kısmı da ömrünü hapishanelerde tamamladı. Bediuzzaman Ankara’ya sokulmadı ve kitapları toplatıldı bir zaman. Yeni dönem faili meçhullerle doludur ve tarih koridorunda, millete karşı kolay kolay kendini aklayamaz bu şehir. Çatırdayan laik seküler gelenek, bütün saldırganlığıyla  Türkiyede CIA ve Siyonizm’in emir kulu ve işbirlikçileri eliyle hükümranlığını sürdürüyor. Bu dış güçlerden vize alanlar bakan, başbakan olur. Yök başkanı, genel kurmay başkanı hatta devlet başkanı olabilir.

SABIKALI  ŞEHİR

Ankara’da tepeden alınan kararlarla, doktor yetiştirilen tıp fakültelerinde bile kanun, alfabe, kılık-kıyafet değişikliğiyle milli ve dini kültür tahribatını devrim tarihi diye bir ders yılı boyunca okuturlardı. Demirel ile Ecevit’in çekişip durduğu Meclis, millete çok sevimsiz gelirdi. Oteller pahalıydı ve Gençlik Parkı’na bile parayla girilirdi!
Trabzonlu Ali Şükrü Bey; bu sokaklarda boğulmuş, İskilipli Atıf Efendi ilk meclisin kapısı önünde asılmıştı. Samanpazarı’ndan Zafer Çarşısı!na kadar sıralanan sehpalarda gencecik masum vücutlar sallandırılırdı. Sabıkalıydı bu şehir milletin yüreğinde, sabıkalıydı...
Yıllar sonra Lefke dergahında bir Hak dostunu ziyarete gitmiştik. Sohbet sırasında, bir soruya karşılık, “Efendim biz Ankara’dan geliyoruz” dediğimiz zaman Kıbrıslı Nazım Efendi, bize başından geçen serüvenleri, sıkıntılı yıllarını ve Ankara zorbaları yüzünden yaşadığı tatsız olayları ayrıntılarıyla anlatmak zorunda kalmış, sonra da  kızarak “Siz oraya Ankara demeyin. En kara deyin, en geri deyin, hatta en körü deyin!” demişti. Zorba sistemin enstrümanları olan, bir işaretle çiftlik, matbaa ve köşk sahibi olan çanakçılar, yemlendiği kadar kalem oynatmış ve bu yeni başkentimizi kitap dolusu ve istenildiği gibi ballandıra ballandıra anlatmışlar. Ama bu renkli  tasvirler, tahkiye ve tahlillerle ‘Çıktık açık alınla – Hamama girdik nalınla - Tam kırk kişi yıkandık - Biz bir kalıp sabunla” marşları her zaman yaşanan gerçeklere mağlup olmuş...   
Yani Ankara bizim için, milletin yüreğinde ve hafızasında yalnız sabıkalı ve sevimsiz değil, aynı zamanda korkunçtu!
   
BÜYÜK KONUŞTUK, BURAYA YERLEŞTİK 

Yıllarca mabetlerine, vakıflarına, derneklerine, hastanelerine, kışlarına, yazlarına, sıkıntılarına, mutluluklarına ortak olduk. Yetmedi, iyileri ve kötüleriyle, kavakları, söğütleri ve çiçeklendiğinde burcu burcu kokan iğdeleriyle komşu olduk, konuştuk. Mahallemizde her hafta kurulan semt pazarında alış-veriş yaptık, esnafını - memurunu tanıdık. Çocuklarımız gelişmeye çabalayan, Ankara üniversitelerini kazanınca onları yalnız bırakamadık. Demek büyük konuşmuşuz, ev alıp yerleştik bu iğde kokulu sokaklara.
Tarihte birlikte yolculuğa çıktık, öz geçmişini, manevi zenginliğini ve gerçek 
sahiplerini tanıdıkça fikrimiz değişmeye ve her şeye rağmen onu çevreden merkeze doğru sevmeye başladık.

 

 

 

 

 

Bu yazı toplam 5366 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar

YAZIYA YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.