PİYASALAR

  • BIST 10014455.030.73%
  • ALTIN6170.061.96%
  • DOLAR46.6870.02%
  • EURO53.4880.66%
  • STERLİN61.9760.47%
  1. YAZARLAR

  2. Gülşen Özer

  3. ÜMİT MERİÇ’İN ENTELEKTÜEL OLARAK ÖNEMİ
Gülşen Özer

Gülşen Özer

Yazarın Tüm Yazıları >

ÜMİT MERİÇ’İN ENTELEKTÜEL OLARAK ÖNEMİ

A+A-

Ümit Meriç, genelde sosyoloji ile irtibatlandırılan düşünce hayatımıza yaklaşımı ve bunun çalışmalarına yansıması açısından özellikle önemsenmesi gereken çağdaş sosyologlarımızdan biridir. Onun metinlerini okuduğunuzda “Türk düşünce hayatına büyük etkileri olan mütefekkir bir babanın kızı, sosyoloji profesörü, entelektüel ama çok daha önemlisi manevi hayatı zengin bir Müslüman” olduğunun farkına varmamanız imkânsızdır.

 

Her şeyden önce Ümit Meriç; mütefekkir, düşünce tarihçisi ve bir ölçüde deneme yazarı olarak modern zamanlarda kültür hayatımızın temel özelliklerini ortaya çıkarmaya ve bizi biz kılan hususları temel hatlarıyla ciddiyetle savunmaya çalışmıştır. Tarih ve sosyoloji konusundaki hassasiyeti, talebelerinin çoğunun “ilmin sıkıcılığından” bıkarak kendilerini “ideolojinin sıcaklığına” kaptırdığı 1970’lerde Ahmet Cevdet Paşa’ya yönelmesiyle istikamet kazanmıştır. Tarihsiz ve yersiz yurtsuz toplum anlayışına mesafeli bakan Ümit Meriç, Ahmet Cevdet Paşa’yı doktora tez konusu seçerek kendi tarihimizden ve toplumumuzdan bir hocaya kavuşmuştur. Ahmet Hamdi Tanpınar’la alakalı dikkatinin 2000’lerin hemen başında bir anlama kılavuzu mahiyetindeki bir esere dönüşmesi ise onun analiz yapan akıldan zevk veren estetiğe yönelişinin göstergelerinden sayılabilir. Dualarının, yakarışlarının, şükürlerinin yanı sıra tüm insani duygularını samimiyetle kâğıda döktüğü Dualar ve Âminler (2006) ile hayatını sorguladığı pasajların da bulunduğu, kendisiyle yapılan röportajlardan oluşan İçimdeki Cennete Yolculuk (2008) kitapları gerek üslup gerekse mahiyeti bakımından ayrıca ele alınmayı hak etmektedir. Kültür tarihinden öte irfan dünyasına yönelik bir bakış kazanmak isteyenler bunları ihmal edemezler.

 

Ahmet Cevdet Paşa ile Cemil Meriç

 

Güncel teknolojik iyimserlik bir yana, ilerleme fikrinin modern dünyanın en güçlü anlatılarından biri olma vasfını kaybettiği zamanlardayız. Bilimsel gelişme, ekonomik büyüme ve siyasal özgürleşme çoğu zaman tek bir doğrultuda ilerleyen bir tarih düşüncesi içinde birleştirilemiyor artık. Bir “Türkiye sosyolojisi” kurmak için çaba harcayan Ümit Meriç, onu entelektüel dünyada bilinir kılan Cevdet Paşa’nın Toplum ve Devlet Görüşü (1975) isimli ilk kitabıyla dünkü toplum yapımızı anlamak için esaslı bir başlangıç yaptı. Kendi tarihimizden keşfettiği bilgilerle dönemin acemilikle formüle edilmiş “azgelişmişlik” odaklı literatürüne kuşkuyla bakmanın gerekliliğinin farkına vardı. Kaybedilen toplumsal hafızada çoğunlukla savaş sahneleri, Topkapı Sarayı ya da Süleymaniye Camii ile varlığını sürdüren Osmanlı İmparatorluğu’nun toplumsal yapısının nasıl olduğunu kavramak gerektiğinin altını çizdi. Ona göre bu devlet, yüzyıllar boyunca hem İslam dini mensuplarını hem de gayrimüslimleri bir arada huzur ve barış içinde yaşatmıştır. Sadece bu açıdan bile bakıldığında öteden beri öteki ya da daha doğru bir ifadeyle başkası ile bir arada yaşama tecrübesine sahip olan Osmanlı toplum yapısı ile bundan fersah fersah uzak Avrupa toplum yapısı arasındaki farklara odaklanması dikkate değerdir; elbette üç kıtaya kök salan Osmanlı’nın nasıl ve neden tarihe karıştığını tarih ve sosyoloji cihetinden ortaya koymak da…

 

Zihnimizi hem geçmişte hem günümüzde meşgul eden toplum, devlet ve medeniyetle ilgili soruların cevabını Ahmet Cevdet Paşa’nın eserlerinden büyük bir hassasiyetle derleyen Ümit Meriç, darlık ve sekterlikten uzak kitabında gelişkin bir çerçeve ortaya koydu. Mütefekkirin içinde yaşadığımız toplumun mazisini “İbn Haldun’dan devraldığı ferasetle” bir tarihçi olarak ama sosyolojik bir okumaya tabi tuttuğu on iki ciltlik Tarih-i Cevdet, Maruzat, Tezâkir ve diğer eserlerinden hareketle medeniyetimizin esas meselelerinin ne olduğu üzerinde durdu. Ümit Meriç’in tarihle sosyolojinin buluştuğu kavşak olarak Cevdet Paşa’yı, bu “müdebbir Osmanlı vezirinin görüşlerini” Türkiye’nin meselelerinin tartışıldığı 1970’lerde inceleyerek okuryazarların dikkatine sunması birtakım tartışmaları da beraberinde getirdi. Sol cenah onun kitabını “gerici” etiketiyle mahkûm edip dışlamaya çalışırken, “Avrupa’dan gelen bir ses” ise onu “İslamcı” olarak yaftaladı. Müellifini “düşünce kıblesini” buldurtan Ahmet Cevdet Paşa üzerine hazırlanan Cevdet Paşa’nın Toplum ve Devlet Görüşü, nasıl ele alınırsa alınsın daha sonraki düşünce hayatımız bakımından önemli bir kilometre taşıdır. Eserin 1980 sonrasındaki yayın mecraları da bu bakımdan ayrıca değerlendirilmelidir. Mütedeyyin çevrelerdeki Ahmet Cevdet Paşa odaklı her çalışmanın arka planında bu eser vardır desek abartmış olmayız.

 

Ümit Meriç’in entelektüel hayatımıza ikinci ciddi katkısı, kendisini “hayatını Türk irfanına adayan münzevi ve mütecessis bir fikir işçisi” olarak tanımlayan babası Cemil Meriç’in dünyasını ve muhitini yansıtan harika çalışmasıdır. Soğuk Savaş’ın sona erdiği, liberal tarihin sonu anlatılarının ortalığı kapladığı bir zaman diliminde yayımlanan Cemil Meriç (1992) isimli eserinde Ümit Meriç, babası ile ilgili ilk etapta bilinmesi gerekenleri sunmuştur. Cemil Meriç’in amacının “idrakimize vurulan zincirleri kırmak, yalanları yok etmek, Türk insanını, Türk insanından ayıran bütün duvarları yıkmak” olduğunu anlatan bu eser, 1993’ten itibaren Babam Cemil Meriç adıyla yayımlanmaya başladı. Okurları Cemil Meriç’e, bu irfan işçisine dost kılan bu çalışma; mütefekkirin kimliğinin hangi yönü öne çıkarsa çıksın, muhakkak ki bu ülkenin en itibarlı isimlerinden biri olduğunu ortaya koydu.

 

Şurası son derece açıktır: Okurlar Babam Cemil Meriç sayesinde görmeyen gözleriyle pencerelerini hem Batı’ya hem Doğu’ya açan ama önce kendimizi tanımamız gerektiğini söyleyen Cemil Meriç’i daha iyi tanıdı. Çıkış yolunu maddeci kültürden mana dolu irfanda gören mütefekkirin nasıl bir öğrenci, nasıl bir eş, nasıl bir hoca, nasıl bir baba, nasıl bir dost; tek kelimeyle nasıl bir insan olduğunu kavradı. Son baskıları hayli hacimli olan Babam Cemil Meriç, kırk yıl boyunca birbirinden hiç ayrılmayan bir baba ile kızının muhabbet ve hürmet dolu hayat hikâyesini okuyup dünya tarihinde eşine az rastlanan bir baba kız dostluğunu görünür kıldı. Okurlarsa bir yandan da Cemil Meriç’in duygu ve düşünce dünyasını etkileyen, duygu ve düşünce dünyası Cemil Meriç tarafından etkilenen, gerek dünyadan gerek Türkiye’den birçok isimle hemhâl olup mütecessis bir fikir işçisinin fikrî ve hissî evrenine konuk oldular.

 

Sorularla Gelişip Olgunlaşan Birikim

 

Ümit Meriç, “Sosyal bilimler noktayla değil; virgüller, ünlemler ve en çok da soru işaretleriyle ilerler.” der. Onun bu sözünü şerh eden Sosyoloji Konuşmaları (1994) isimli derlemesinin iki boyutu söz konusudur. Hem başkalarının hem de kendisinin çeşitli vesilelerle yaptığı konuşmalardan oluşan değişik bir eserdir bu. Kitap, temelde Ümit Meriç’in İstanbul Üniversitesi Sosyoloji Bölümü başkanlığını üstlendiği yıllarda geleceğin sosyoloğu öğrencilerinin ilgisini çeken konu ve kişileri üniversiteye davetiyle oluşmuştur. Öğrenciler mevcut ders programlarının dışında ilgilerini çeken konuları ve kişileri belirlemişlerdir; ki bu açıdan da ayrıca kıymetlidir çalışma.

 

Sadece isimlerden bile Türk kültürü, sosyolojisi, siyaseti hususundaki eğilimleri, yaklaşımları çıkarmak olası görünmektedir. Bu konuşmalarda Orhan Gencebay, Nilüfer Göle, Osman F. Seden, Bedri Baykam, Mustafa Ruhi Şirin, Charles Mark, Recep Tayyip Erdoğan, Orhan Türkdoğan, Can Kozanoğlu, Cinuçen Tanrıkorur gibi birbirinden çok farklı isimler; sunumları ve öğrencilerden gelen sorularla konularını aydınlatmışlardır. İlk basımı Genç Sosyologlar Derneğince yapılan kitapta Ümit Meriç’in de birçok ulusal ve uluslararası toplantıda farklı topluluklara hitaben yaptığı konuşmaların bulunması, hem bir entelektüel olarak onun hem de sosyolojinin zaman içindeki gündemini görmemizi sağlamaktadır. 21. yüzyılın ilk çeyreğinde de tazeliğinden bir şey kaybetmeyen konuşmaların bir araya getirilmesinin ilk amacı, sosyolojimizi Batı’nın soru ve sorun emperyalizminden kurtarmaya matuftur. İkinci gayesi ise sosyolojimizi ülkemizin ve gönül coğrafyamızdaki bazı ülkelerin sorunlarının tespiti ve çözümü için birlikte düşünmeye çağrıdır.

 

Türkiye’nin toplumsal yapısı ile ilgili araştırmalar öteden beri sosyologların gündemindedir. Önemli değişimlerin vuku bulmaya başladığı 1970’lerden 2020’lere kadarki zaman diliminde Türkiye’nin toplumsal yapısında neler değiştiği sorusu ise aynı zamanda İdris Küçükömer’in tabiriyle “düzenin yabancılaşması”ndan adım adım kurtulmaya başladığımızın da göstergesi sayılabilir. Aile ve eğitim sistemimiz; örf ve âdetlerimiz, çocuklarımız, gençlerimiz, yaşlılarımız, dış Türklerle ve İslam âlemi ile ilişkilerimiz açısından bunu söyleyebiliriz. İşte Ümit Meriç’in, ilk baskısı Türkiye’nin cendereye alınmaya çalışıldığı 1997’de yapılan Türkiye Kanatlarınızın Altında isimli çalışması, son elli yılın Türkiye’sinin sosyolojik bir fotoğrafını çekmektedir.

 

Ümit Meriç, yapay zekânın insan zihninin yerini almaya dönük bir tehdit olma vasfı kazandığı dünyamızda, Batı kültür coğrafyasının ürünü sosyal bilimleri ihmal etmeden, kendi irfan coğrafyamızın sosyolojisini kurmak zorunluluğu ve sorumluluğuyla hareket etmektedir. Türkiye’nin yarınlarını inşa ederken tarih ve sosyoloji bileşkesinden elde edilecekler ışığında çok daha emin adımlarla geleceğe doğru yürüyeceğini düşünmektedir. Zaten kitap; dünü doğru değerlendirip bugünü iyi anlamak ve yarınlarımıza kırılganlıklarımızdan arınmış vaziyette daha bilinçle sahip çıkabilmek için tüm Türkiye’yi kanatlarımızın altına almaya ve geleceğimizi birlikte düşünmeye davet etmektedir.

 

Dün, Bugün ve Yarın

 

Cemil Meriç okurları “Ex oriente lux” (Işık doğudan gelir) sözünü ve onun aynı isimli eserini hatırlamakta gecikmeyeceklerdir. Hepimiz bu toprakların insanları olarak erken Cumhuriyet devrinde daha kesif bir hâl alan pozitivist paradigmanın yön verdiği kültürel yabancılaşmadan dolayı bu sözün anlamını daha iyi kavrıyoruz. Uzun yıllar Doğu’nun varlığını ve haysiyet mücadelesini bırakın sıradan insanları, entelektüellere bile kavratmak zordu. Bu durum 1960’lardan sonra gerek Kemal Tahir gibi gerekse Sezai Karakoç gibi isimlerin yazdıklarıyla önemli ölçüde aşıldı. Ancak günümüzde dünyanın her yanında Avrupa merkezci düşünce biçimleri daha radikal biçimde sorgulanıyor. Bu bağlamda dekolonyalizm ve postkolonyalizm tartışmalarının öne çıkması hatırlanabilir. Marx’ın Hindistan üzerine 1853’te kaleme aldığı ve onun Avrupa merkezciliğinin utanç verici örnekleri sayılan iki makalesinin farkına varılması bu sayede gerçekleşmiştir. Hindistan’ın toplumsal yapısının yıkımını ve ortada herhangi bir inşa çabası bulunmayışını anlatan Marx’ın “Hindistan’daki Britanya Yönetimi” ve “Hindistan’daki Britanya Yönetimi’nin Gelecekteki Sonuçları” başlıklı makaleleri, sömürücü vahşetin ve ikiyüzlülüğün olumlu bulunmasını göstermesi bakımından ilgi çekmektedir.

 

Hiç kuşkusuz tuzakları içinde barındıran bu durum, Avrupa ile ilişki meselesinde tümüyle onlara kapalı olup sadece kendi kültürümüze, geleneğimize hapsolup kalmanın konforu içinde düşünmeyi haklı kılmaz. Ümit Meriç’in, Batı’dan gelen ve düşünce dünyamızı aydınlatan bir ışık olduğunu ortaya koymak için Işık Batıdan da Gelir (2012) isimli bir derleme yayımlaması ancak bu arka plan dikkate alınarak kavranabilir. Bu eser, onun yarım asra yaklaşan meslek hayatı boyunca farklı ihtiyaç ve düşüncelerle tamamı Fransızcadan yapılan sekiz makalenin çevirisinden meydana gelir. Önsözden anladığımıza göre Ümit Meriç, metinlerin bir kısmının çevirisine ruh ve fikir dünyasını şekillendiren babası Cemil Meriç’le başlamıştır; ancak hitama ermesi uzun sürmüştür. Ümit Meriç, bütün ideolojik ve siyasal sorunlarına rağmen Batı’dan öğrenebileceklerimizin bulunduğu kanaatindedir. Entelektüel hayatımızda kendi köklerimizi ararken başkasının düşüncelerine kulaklarımızı tıkamadan hareket etmenin gerekliliği noktasında itiraf edilmemiş bir mutabakatın da olduğu söylenebilir.

 

Okurlarını Avrupa felsefesi ve sosyal bilimlerinin önde gelen temsilcilerinin anahtar metinleriyle buluşturan Ümit Meriç, kendi dünyamıza Batı’dan gelen bir ışık altında nasıl bakabileceğimizi gösterdi. Doğrusu bu klasik ya da her daim çağdaş metinlerin tek bir kitapta bir araya gelmesi, düşünce dünyasıyla ilgilenen herkes için büyük bir şanstır. Auguste Comte’tan Fernand Braudel’e, Marcel Mauss’tan Henry Lévy-Bruhl’a, Paul Fauconnet’ten J. Cazeneuve’ye, Claude Lévi-Strauss’tan Kenneth Denbigh’e uzanan bu kaynak, onu entelektüel kimliğinin anlaşılması açısından en az telif eserleri kadar değerlidir. Genelde entelektüelleri ve özellikle de Ümit Meriç gibi akademisyen ve sosyolog entelektüelleri anlamanın yolu, Batılı metinlerle nasıl bir ilişkiye girdikleri üzerinde tekrar tekrar düşünmekten geçer. Özellikle Işık Batıdan da Gelir eseri sosyal bilim literatüründe yerli yerine oturtulmadıkça entelektüel olarak Ümit Meriç’in önemi anlaşılamaz gibi görünmektedir.

 

Yunus Emre gibi “Her dem yeni doğarız, bizden kim usanası” diyen Ümit Meriç’le tanışmak için yazdıkları, dünyanın ve Türkiye’nin kırılmaları üzerinden ele alınmalıdır. Onun dün, bugün ve yarın vizyonu çerçevesinde kaleme aldığı kitapları, söyleşileri ve çevirileri; hem Türkiye’nin hem de sosyolojinin nereden nereye geldiğini kavramak isteyenlerin bakışını sağlamlaştıracaktır. O hâlde yaklaşın ve bakın.

Bu yazı toplam 193 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar