PİYASALAR

  • BIST 1001.541-0.06%
  • ALTIN416.6781.18%
  • DOLAR7.6832.01%
  • EURO9.1121.5%
  • STERLİN10.5881.72%
  1. HABERLER

  2. Mesele cumhurbaşkanlığı değil, anlamadınız mı?
Mesele cumhurbaşkanlığı değil, anlamadınız mı?

Mesele cumhurbaşkanlığı değil, anlamadınız mı?

A+A-
Cumhurbaşkanlığı sisteminin oylanacağı referanduma doğru hızla yol alırken, saflar iyice netleşmeye başladı. Halkoylamaları demokrasinin şölenidir elbet. Neticede iki seçenek vardır ve bir siyasal ihtilafı demokrasi sınırları içinde çözmenin en etkili, en meşru ve en güzel yolu milletin kararına başvurmaktır. Halk ihtilaf konularını bir karara bağlar ve ülkeyi rahatlatır.
Gündemimizdeki halkoylaması sürecinde ortaya çıkan saflaşma siyasi tartışmanın şiddetiyle de doğru orantılıdır. Belki olayı basit bir siyasi tartışma düzeyinden çıkarıp daha hayati bir anlam katan yanı da budur. Neticede yapılan düzenleme bir tarafıyla basit, ülkenin yönetimine bir verimlilik, hız ve kolay intibak kabiliyeti sağlayacak ve istikrarsızlık tehdidini asgari dereceye indirecek bir düzenlemeden ibaret. Böyle bir sistem değişikliğinin şu anda 2023 ve 2053 hedefleri önüne koymuş olan bir Türkiye için bir lüks olmaktan öte bir zorunluluk olduğunu biraz aklıselimi olan herkes görür.

Buna karşı çıkanların söyledikleri, aslında, "bırakınız Türkiye kendi sorunlarını yıllarca tartışıp dursun, sorunlar yumağının içinde karar mekanizmaları felç olsun, bizim yetişmemiz gereken bir dünya yok" demekten farklı değil. Bir insan bunu neden der veya bu anlama gelecek şeyleri neden söyler?

Gezi hadisesinde bir ağaç duyarlılığından yola çıkarak önümüze bir anda Türkiye'nin en büyük kalkınma projelerini durdurma teklifiyle dikilen militanlar, bugün aynı saikle ve aynı saçma sapan absürt iddialarıyla hayır cephesinde saflarını almış buluyorlar. Gezi hadisesinde karşı çıktıkları projelerden birisi olan Yavuz Sultan Selim Köprüsü şu anda Türkiye'nin medarı iftiharı projelerden biri olarak açıldı bile. O günden bu yana yine Gezicilerin karşı çıktıkları Körfez üzerinde Orhangazi Köprüsü, Boğaz altından Avrasya projeleri gerçekleşti ve açılışı yapıldı bile. Dünyanın en büyüğü olacak İstanbul'daki 3. Havaalanı'nın inşası ise hızla yol alıyor.

Esas itibariyle Türkiye'nin bu dev projelerine karşı bir tepki olarak ortaya çıktığını gizleyemeyen Gezi safında da FETÖ (dönemin Paralel yapıları), PKK, DHKP-C ve bilumum aşırı sol unsurlarla CHP ve ulusal ve uluslararası faiz lobileri vardı. O saf 17-25 Aralık'ta da hiç bozulmadı. AK Parti'ye ve Cumhurbaşkanı Erdoğan'a karşı organize bir ittifak içinde hareket etti. Bizi sürekli olarak geçmişte FETÖ'yle birlikte hareket etmiş olmaktan dolayı eleştiren CHP'liler, güya cürmünü çok iyi bildiklerini bu vesileyle söyledikleri FETÖ'nün ipliği herkes açısından pazara çıktıktan sonra, onunla aleni ittifak kurarak, aslında taammüden suç işlemiş oldu. Gezi hadisesinden itibaren her düzeyde sarmaş dolaş bir işbirliği içinde oldular. Yani darbe niyeti, istidadı ve planları olduğu gün gibi ortaya çıktıktan sonra?

Şimdi 16 Nisan süreci yine onları aynı yola düşürdü. Hangi ortak hesaplar bu yolda CHP'yi de FETÖ'yü de PKK'yı da buluşturuyor?
PKK'nın Almanya sorumlusu Almanya'da düzenlediği bir toplantıda 16 Nisan referandumunun kendileri için anlamını çok açık bir biçimde ifade etmiş: "Bu bizim için bir devrim fırsatıdır. Hakkari, Nusaybin, Silopi'de yüzde yüz hayır çıkarsa Erdoğan'ın sonu olacak" demiş. Bu, aslında Gezi'den beri bu ittifakın bir türlü gerçekleşemeyen hayali. O yüzden her kriz anında Erdoğan'ın sonunu getirecek bir devrim umudu taşımak bu ittifakın en önemli özelliği.
O yüzden Gezi'de ağaç mesele değildi, 17 Aralık'ta da mesele yolsuzluk değildi, şimdi de mesele cumhurbaşkanlığı veya hükümet sistemi meselesi değil, Erdoğan'dır onlar için.
Biz de istediğimiz kadar ve avazımız çıktığı kadar gerçekten de "mesele Erdoğan değil, hükümet sistemi meselesidir" diyelim, birileri mevzuyu kendileri açısından kapatmış bile.

Elbette bu bir referandumdur ve bütün referandumlarda olduğu gibi bunda da samimiyetle, meseleyi salt bir hükümet sistemi değişikliğinin memleket için faydası veya zararı düzeyinde değerlendirip hiçbir baskı altında kalmadan, sadece kendi vicdanlarıyla baş başa kalarak, "evet" ve "hayır" diyecekler vardır ve kimse bu konudaki tavrından dolayı kimseyi suçlayacak değildir.
Ancak siyasi tartışma bir yandan da saflaşmayı beraberinde getiriyor ve bir noktadan sonra sistemin içeriğinden ziyade kimin hangi safta buluştuğu daha önemli hale geliyor. Kimin kiminle aynı safta olduğu konunun içeriğinden bile daha önemli hale geliyor.

Birileri çoktan referandum sürecine kendi hayallerini gerçekleştireceği bir devrim misyonu yüklemiş bile. Tabii hayal ve devrim dediğiniz de varsa yoksa Erdoğan'a bir gol atmanın ötesinde bir şey değil. Böylesine bir sefalet devrimcilik. FETÖ de belki irtikap etmiş olduğu darbe cürmünün takibinden kurtulabilme umudunu çaresizce bu referandumdaki "hayır"a bağlamış durumda.
Oysa biz konunun içeriğinin de çok önemli olduğunu her vesileyle anlatmaya çalışıyoruz. Hükümet sistemi değişikliğinin Erdoğan'ın şahsıyla, ona daha fazla yetki vermeyle bir alakası yok. Bilakis buna en son ihtiyaç duyacak kişi bugünkü yetkileriyle ve kendi şahsi gücü ve etkisiyle Cumhurbaşkanı Erdoğan'dır.
Herkesi 'ya Erdoğan'ın dışında birisi bu sistemin başına gelirse!" diye korkutuyorlar ya! Biz de tam da Erdoğan sonrası için, Türkiye'yi yine her türlü istikrarsızlık riskine karşı koruyacak, iyi ve etkili yönetim imkanına kavuşturacak bir tedbirden bahsediyoruz. Yoksa, Erdoğan varken zaten sorun yok.

Peki, yine de halk kimi mi seçecek? Elbette ki bu halktan korkumuz olamaz, kimi seçerse seçsin.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.