PİYASALAR

  • BIST 1001.2090.33%
  • ALTIN483.8280.25%
  • DOLAR7.8810.01%
  • EURO9.2940.1%
  • STERLİN10.2590.52%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Yazar Ve Şair Ali Emre: Kimlik Ve Kişilik Sahibi Olmayı Öteleyen Ve Küçümseyen Anlayışlara Boyun Eğmemeliyiz
Yazar Ve Şair Ali Emre: Kimlik Ve Kişilik Sahibi Olmayı Öteleyen Ve Küçümseyen Anlayışlara Boyun Eğmemeliyiz

Yazar Ve Şair Ali Emre: Kimlik Ve Kişilik Sahibi Olmayı Öteleyen Ve Küçümseyen Anlayışlara Boyun Eğmemeliyiz

28 Şubat karanlığında Sivas’ta bir dergi çevresinde gençlerle hasbihal ederken tanışmıştık ilk olarak. Edebi Pankart adlı dergi, tam da o günlerdeki hissiyatımızın özeti gibiydi. Direnmenin ve bunu zarif bir formda yapmanın adı. O günlerden bu yana konuşmalarıyla, içimizi titreten şiirleriyle sesi zihnimde hep yankılandı desem abartı olmaz. Son dönemlerde ise art arda yayımlanan kitaplarıyla birikimini kalıcı hâle getirdi. Söyleşi bugüne nasipmiş.

A+A-

Röportaj: Gülşen Özer

ASLOLAN OKUMAKTIR

Şöyle bir soruyla başlayayım: Son zamanlarda kitaplarınız, daha öncekilere oranla, yakın aralıklarla basıldı. Bunlar daha önce yazılıp yayımlanmayan dosyalar mı yoksa yoğun bir tempoda çalışarak ortaya çıkan metinler mi? Eğer ikincisi baskın ise bu tempo için motivasyonunuzun kaynağı nedir?

Evet. Birkaç yıldır daha velud, daha üretken olduğum söylenebilir. Aslında hep çalışan, çalışkan biriydim. Okuma yazma bilmeyen, bu yüzden, okumam için çok gayret eden, okuyup yazdığımda da çok sevinen bir ebeveynim vardı. Mesainin ve zorlu süreçlerdeki dış baskıların fazla yoğunlaştığı dönemler hariç tutulursa kitaba, kültür ve sanata, düşünceye yönelik ilgim çocukluğumdan beri canlı ve güçlüydü. Yıllarca iki üç saat uykuyla yetindim. Neredeyse hiç televizyon izlemediğim süreçler oldu. Günde kırk elli sayfa okumadan yatmamaya gayret ettim. Aslolan okumak çünkü. Okumak, tartışmak, zenginleştirmek, hak edeni önceleyerek başkalarıyla paylaşmak. Küp, içinde birikeni ondan sonra sızdırıyor. Mesuliyet duygusunu da göz ardı etmiyorum elbette. Anne babama, hocalarıma, dostlarıma, okuduğum yazar ve şairlere, bende emeği ve hakkı olanlara borcumu ödeyebileceğim en iyi yol belki de bu. Bir üyesi, parçası, öznesi olmaya çalıştığım inancın, tarihin, birikimin, çizginin gereği aynı zamanda. Bu bilincin, bu baskının da motive edici, besleyici hatta zorlayıcı bir tarafı vardır sanırım. Sağlığımı zora sokma pahasına, okuma ve yazmaya, birkaç yıldır daha fazla ağırlık verdim. “Eser darmadağın, emek yüzüstü” diyerek gitmek istemiyorum çünkü. Elimden gelene nefer oluyorum. Bir de eskiden kitaplarımızı yayımlayacak iyi yayınevleri bulmakta zorlanıyorduk. Şimdi imkânlar biraz daha arttı. Belli bir plan içinde yazıp yayımladıklarımın yanında, daha önce kaleme aldığım yazıları derleyip toparlama, gözden geçirip kitaplaştırma fırsatı da buluyoruz artık. Şu an bile tamamlanmayı bekleyen altı yedi dosya var elimde.

TEVHİD MERKEZLİ

Son zamanlarda tarihi romanları daha çok ilgi çekse de Ali Emre, edebiyata şiirle başlayan bir isim. Altı şiir kitabınız var. En son, geçen yıl, Çeyizime Bir Kefen yayımlandı. Son kitaplarınızda toplumsal ve siyasal eğilimin ağır bastığı tespitine katılıyor musunuz?

Aslında şiirimde, baştan beri insani, sosyal ve siyasal olana bir ilgi vardır. Edebiyata da hayat gibi olabildiğince bütüncül bakıyorum ben. Bütünlüklü, tevhit merkezli, güncel ve işlek bir dikkatle yaklaşıyorum. Belki bu toplamda, içinden geçtiğimiz zamana göre biçimlenen bir dil, bir düzlem yahut bir dozaj farkı vardır. Gençlik yıllarımda bu tür konuları daha çok düz yazılarımda ifade eden biriydim biraz da. O yıllardaki şiirlerimde lirik taraf, öznellik, duygu açıklamaları biraz daha baskındır. Doğru. Süreç içerisinde edindiğimiz birikim ve donanım kadar yaşadığımız ve tanıklık ettiğimiz dünya da ister istemez etkiliyor, baskılıyor bizi. Yaşadığımız coğrafyada olup biteni daha yakıcı yönleriyle görüyoruz. Tarihin ve kimliğimizin de bizi daha sıcak, daha canlı bir şekilde söz almaya çağırdığını düşünüyoruz. Sosyal ve siyasal vurgular benim şiirimde de bu eksende biraz daha artıp yoğunlaşmış, fark edilir hâle gelmiştir. Aynı zamanda ben Müslümanlık dairesi içerisinde yaşayışımı şekillendirmeye çalışıyorum ve edebiyat da dâhil bütün yapıp etmelerimden bir hesap vereceğime inanıyorum. Çocuk ölülerinin kıyılarımıza vurduğu, insanlığın belki eskisine göre daha büyük, daha kitlesel acılar yaşadığı bir süreçte, tarihin tekerinin eski dönemlere göre daha inanılmaz bir hızla dönmeye başladığı bir zaman diliminde, yazıp çizdiklerimin bunlardan uzak kalması mümkün de değil, doğru da değil zaten.

MÜSLÜMAN ŞARK

Nureddin Zengi, Selahaddin ve şimdi Baybars. Önemli, üzerinde fazla durulmayan kişileri merkeze alan bir üçleme. Bu tarihî romanlarla hem gençler hem de bizler için farklı bir okuma önerisi getirdiniz. Sekiz dokuz asır öncesinin havasını solumamızı sağlayan, aynı zamanda kendine özgü bir canlılık ve güncellik de taşıyan eserler bunlar. “Şark’ın Kalkanı” olarak nitelediğiniz Baybars, çiçeği burnunda bir eser. Nasıl bir biyografi ile karşı karşıyayız?

Baybars, Nureddin ile başlayıp Selahaddin’le devam eden üçlemenin son kitabı olacak. Müslüman Şark’ın peş peşe tarih sahnesine çıkardığı üç önemli lider, üç büyük Ortadoğu kaplanı… Zorlu ve çekişmelerle dolu bir biyografisi olan, Eyyubilerden hemen sonra karşımıza çıkan ve bugün Filistin’deki bazı direniş gruplarının bile adını hürmetle andıkları Baybars, Haçlıların son kalıntılarını ortadan kaldıran adam. Dahası, o dönemde Frenkler gibi başka bir küresel istilaya girişen, büyük zulüm ve zorbalıklarla ilerleyen Moğolları ilk kez durduran, yenen komutan. Yine çok sıkıntılı bir dönemde Müslümanların göğsünü genişleten, umudunu artıran bir önder. Kendi içinde çatışmaları, çelişkileri de var elbette. Özellikle de sultan oluncaya kadar, zaaf ile erdem, hayatında bir arada. Başından beri kabına sığmayan biri. Aynı zamanda o zamanın etkilerine, eğilimlerine de fazlasıyla açık. Çok cesur, pervasız. İnişli çıkışlı, fazlasıyla ilginç ayrıntılar içeren bir hikâyesi var. En yakın arkadaşlarının bile kanını döküyor yeri gelince. Nureddin ve Selahaddin gibi bilge biri değil, tarih sahnesine çıkarken. Fakat hayatında büyük acılar, büyük dönüşümler, büyük başarılar var. Sultan olduktan sonra yerini, kabını, şahsiyetini buluyor. Ciddi bir değişim geçirdiği söylenebilir. Yaşayışı, insana ve devlete bakışı, İslâm davasını kavrayışı kısmen dönüşüme uğruyor. Kudüs’e büyük hizmetleri oluyor meselâ. Bugünkü Mısır’ın ve Suriye’nin birçok şehrinde kıymetli eserler bırakıyor. Merhameti ve adaleti, gazabını zamanla bastırıyor. Eksiklerini, hoş görülmeyen özelliklerini üzerinden tamamen atamasa da yaşadığı zamanın belki de en büyük hükümdarı olarak görülüyordu Rükneddin Baybars.

İŞ BAŞA DÜŞTÜ

Başka isimler, başka önemli biyografiler var mı yazmak istediğiniz?

Yazmak istediğim çok isim var aslında. Bir Mehmed Âkif romanı yazmak istiyorum mesela. Fâtıma Fihrî, Tarık Bin Ziyad, Alpaslan, Şerife Bacı gibi isimler hakkında yazmayı düşünüyorum. Diz Çökmeyen adlı kitabımda yer alan portre/hikâyeler, bu düşüncenin ilk ve özet verimleri sayılabilir. Hayırlısı bakalım.

Şiirler, poetik ve eleştirel metinler, portreler, romanlar ve incelemeler. Bunlar arasında, ünlü yazar Jules Verne’in “İnatçı Keraban” adlı romanıyla ilgili incelemeniz, hak ettiği ilgiyi görmedi sanki. Bu konuda neler söylemek istersiniz?

Milyonlarca, belki de milyarlarca insanda az ya da çok emeği, hakkı, payı vardır Verne’in. Hiç kuşku yok ki bir armağandır o. Genelde Doğu’nun ve daha özelde de “Müslüman Şark”ın kültür ve sanat alanında en üzücü, en talihsiz taraflarından biri de bir Jules Verne’inin olmayışıdır bence. Bu durumu kitabın başındaki giriş yazısında çeşitli yönleriyle uzun uzadıya anlattım. Bendeki hakkı da büyüktür Verne’in. Bu kitap bir yönüyle bir vefa borcudur o yüzden. Diğer taraftan, İnatçı Keraban da bizim için önemli bir eser. Konusu Osmanlı coğrafyasında geçen ve kahramanları Osmanlı halkından seçilen bir roman. “İmparatorluğun en uzun yüzyılı”nda; Boğaz’dan geçiş vergisine yönelik bir itirazla İstanbul’da başlayan olaylar, serüvenlerle dolu ilgi çekici bir Karadeniz turunun ardından yine İstanbul’da sona eriyor. 1883’te yayımlanan bu roman hakkında müstakil hiçbir kitap yayımlanmamış şimdiye dek. İş başa düştü, dedim ben de. Bu ilginç romanı olay örgüsü, mekân, zaman ve kahramanlar yönünden ayrıntılı bir incelemeye tabi tuttum. Léon Benett imzalı 101 çizim var kitapta, onlara da değindim. Aynı zamanda, eserin “Bir Osmanlı hicvi” sayılıp sayılamayacağının da tartıştım ve eleştirel bir değerlendirme ile incelemeyi noktaladım. Ünlü Fransız yazarın, bizden söz eden tek romanı hakkındaki bu ilk incelemenin; sadece Jules Verne tutkunlarına değil, farklı bilim dalı ve disiplinlere de göz açıcı tespit ve yorumlar sunduğunu düşünüyorum.

OKUMADAN OLMAZ

Yıllarca öğretmenlik yaptınız. Eğitimci olarak da çalıştınız. Gençlerle iç içe oldunuz. Onlara, edebiyata ilgi duyan genç kalemlere ne tavsiye edersiniz?

Genç kardeşlerime şu kadarını söyleyebilirim naçizane: Okumaya önem vereceğiz öncelikle. Okumadan olmaz. Okuyacağız. Düşüneceğiz. Tartışacağız. İyi örnekler bulacağız. Bunları önemseyen öbeklerin, çevrelerin içinde büyüyeceğiz. Kendimizi böyle tartacak ve çok çalışacağız. Aynı zamanda hayata, ülkemizde ve dünyada olup bitene biraz da bu dikkatle bakacağız. Yazarken, adeta zihnimizin bir bölmesinde hazır bekleyen klişelere, dayatmalara, insanı boşlayan genellemelere, kağşamış görüşlere hemen teslim olmayacağız. İnsanî hizayı gözetmekten utanmayacağız. Bilginin, birikimin, duyargaları açık bir bakışın bize bir yol bilgisi sunacağını akılda tutacağız. Kimlik ve kişilik sahibi olmayı öteleyen, küçümseyen anlayışlara boyun eğmeyeceğiz. Bir şiirin hatta bir öykünün, romanın niteliğini, başarısını artıran temel unsurlar olan gerekçe, söz dağarı, biçim, ahenk, bütünlük ve özgünlük konularında daha fazla kafa yoracağız. Güzel ve erdemli yaşamayı ise hepsinin üstünde tutacağız. Ahiret bilincinin, yapıp ettiklerimize refakat etmesini önemseyeceğiz.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.