PİYASALAR

  • BIST 1001.1240.36%
  • ALTIN458.7270.19%
  • DOLAR7.6460.46%
  • EURO8.8840.09%
  • STERLİN9.770.55%
  1. HABERLER

  2. Körfez ülkeleriyle yeni dönem
Körfez ülkeleriyle yeni dönem

Körfez ülkeleriyle yeni dönem

A+A-
hurbaşkanı Erdoğan'ın Körfez ülkelerini ziyareti ile beraber bu ülkelerle ilişkilerin güçlendirilmesi, ekonomide birçok alanı etkileyecek. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Katar ve Bahreyn ile ilişkiler hem enerji ekonomisi hem de savunma ekonomisi açısından önemli gelişmeleri beraberinde getirecektir.

YENİ DENKLEM KURULUYOR

2000'li yıllara kadar Türkiye ve Körfez ülkeleri arasındaki ekonomik ilişkiler ihmal edildi. Bu ihmalkârlığın sebebi, özellikle 1990'lı yıllardaki Türkiye'deki siyasi ve ekonomik istikrarsızlık. Ancak, sadece bu değil sebep. Körfez ülkeleriyle ekonomik ilişkilerinin oluşmaması için özel bir çaba da vardı.
Dünya petrol ve doğalgazın yarısından fazlasının olduğu bu bölgede, geçmiş yüzyılda Türkiye yer almadı, bu bölgede aktörlerden birisinin Türkiye olmaması için ciddi bariyerler kuruldu. Sonuç olarak, bölgede denklemi kuranlar ve denklemde olacak ülkeleri belirleyenler, bölge ülkeleri değil, bölgede olmayan güçlerdi.
Türkiye'nin bulunduğu coğrafyada özellikle de petrol ve doğalgaz kaynaklarına sahip ülkelerle işbirliğine gitmesi, ekonomik anlaşmalar yapması ve özellikle de enerjide kaynak ülkelerle beraber hareket etme konusunda, devamlı ve sistematik bir şekilde engelleme çabası vardı.

Bölgede sürekli bir çatışma ortamının devam etmesi de, kurulan denklemi güçlendiriyordu. Dolayısıyla, denklemi kuranlar ve yönetenlerin adresiyle çatışma ortamını körükleyen adres aynıydı.
İşin ilginç tarafı, Körfez ülkelerini kötüleyen ve sürekli kaotik ortam oluşturan küresel güçler, denklemi kurup kendilerine göre işbirlikleri oluşturuyorlardı.

Petrol ve doğalgaz zengini birçok Müslüman ülke, petrol ve doğalgaz kanyaklarından elde ettikleri paraları kendileri kullanmazken, bu denklemi kuran ülkelere paralarını, kaynaklarını transfer etmek zorunda kaldılar. Türkiye başta olmak üzere birçok Müslüman ülke, hatta paralarını bu ülkelere aktaran ülkeler bile ihtiyaç duydukları sermayeyi bu ülkelerden borçlanarak karşılamaya mecbur bırakıldı.

Tam bir kısır döngüden bahsediyoruz. O kadar ki, bazen kendi harcamalarını karşılamak için kaynaklarını aktardıkları ülkelerden borçlanmak zorunda kaldılar.
Şu anda bile Müslüman ülkelerin büyük miktarlarda paraları, denklemi yönetmeye çalışan bu ülkelerde ve bu ülkelerin bankalarında yatıyor. Suudi Arabistan'ın elinde birçok ülkenin milli gelirinden daha fazla bir miktarda ABD'ye ait tahvil ve bonolar bulunuyor.

MÜSLÜMAN ÜLKELER İÇİN YENİ FIRSAT

Küresel ekonomide ve siyasi arenada söz sahibi olunmak isteniyorsa, en güçlü araç ekonomi. Ancak, tek başına ekonomik zenginliğin veya gelirin yüksek olması tek başına yeterli değil. Aynı zamanda, bu ekonomik potansiyeli kullanabilecek ve değere dönüştürebilecek işbirliklerine ihtiyaç var. Körfez ülkelerindeki ekonomik zenginliğin, ABD ve Avrupa ülkelerinde değerlendirilmesinin asıl sebebi de bu zaten. Müslüman ülkeler birlikte hareket edemiyor, beraber bir ekonomik ve siyasi enerji ortaya çıkaramıyor.

Üstelik, içinde bulunduğumuz dönem İslam topluluklarını her geçen gün küresel sistemin dışına daha da fazla itiyor, ötekileştiriyor. Müslümanlara karşı başlayan ve İslamifobia ile devam eden ayrımcı ve ötekileştiren politikalar, ayrıca Trump ile gündeme gelen Müslüman yasağı kararnamesi, Müslüman ülkeler için Müslüman ülkeler için yeniden bir değerlendirme yapmanın da zamanının geldiğinin açıkça göstermektedir.

Yeniden değerlendirmeden kastımız, bildiriler veya açıklamalar değil. Körfez ülkeleri başta olmak üzere Müslüman ülkelerin, ekonomide işbirliğini artıracak ve ekonomik değer oluşturacak adımları atmaları gerekiyor.
Bölgede ekonomik ve siyasi nüfuzu artan Türkiye ve Suudi Arabistan, bu süreçte lider ülke görevini üstlenebilir. Özellikle enerji ve finans alanında proaktif politikalarla ve uygulamalarla, diğer Müslüman ülkeler için de rol model oluşturulabilir.
Ülkeler arasında farklı siyasi ve sosyal uyuşmazlıkların bir kenara bırakılarak, ortak paydanın güçlü bir ekonomik işbirliğinin oluşturulması gerekiyor. Ancak bu şekilde, zaten gittikçe artan Müslümanların marjinalleştirme çabasına karşılık verebiliriz.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.