PİYASALAR

  • BIST 1001.5340.46%
  • ALTIN407.5030.77%
  • DOLAR7.3290.96%
  • EURO8.8150.73%
  • STERLİN10.1910.35%
  1. HABERLER

  2. FETÖ değil darbeciymişler, darbeye değil operasyona gitmişler
FETÖ değil darbeciymişler, darbeye değil operasyona gitmişler

FETÖ değil darbeciymişler, darbeye değil operasyona gitmişler

A+A-
15 Temmuz darbe girişimi sonrası açılan 'FETÖ' davalarından sembol öneme sahip iki dava da görülmeye başlandı. Bu davalardan biri Özel Kuvvetler Komutanlığı'nı ele geçirme girişimiyle ilgili olan, Astsubay Ömer Halisdemir'in darbeci general Semih Terzi'yi vurarak darbe girişiminin seyrini değiştirmesinin ardından şehit edildiği dava; bu dava Ankara'da başladı. İkincisi ise Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Marmaris'te kaldığı otele darbe gecesi giden suikast timinin yargılandığı dava; o da Muğla'da görülüyor.

Öncelikle şunu söylemek lazım; maalesef medya bu davalara yeteri kadar ilgi göstermiyormuş gibi görünüyor. Belli başlı isimler haricinde bu davaları takip edenlerin, iddianamelere, itiraflara hakim olan yorumcu ve yazarların sayısı oldukça az. Ergenekon, Balyoz gibi Özel Yetkili Mahkemeler'de FETÖ'cülerin kumpas kurduğu dava günlerini hatırlıyorum da, medyadaki çok sayıda FETÖ'cü, halihazırda kendi kurguladıkları dosyaları yalayıp yutmuşçasına tüm televizyonlarda, gazetelerde ve sosyal medyada dolaşır, tüm ülkenin dikkatini bu davalar üstünde toplar ve algıyı yönetmeyi başarırdı. Şimdi medyada birkaç kişi dışında bu davaları takip eden, bu kripto yapılanmanın kendisi yargılanırken dahi davaları kendi istediği yöne sürüklemek adına her şeyi yapabileceğini tahmin ederek dikkatli analizler yapan, gidişatı anlatan ve öngörülerde bulunan pek kimse yok. Bu da henüz bitmemiş olan FETÖ'yle mücadele işinde biraz erken gevşemeye ve tembellik edilmeye başlandığı hissini veriyor. Dileyelim ki, Türkiye'nin ana gündemi olan 16 Nisan referandumu sonrası bu davalara ilgi artsın.

FETÖ söz konusu olduğunda medya konusu haddinden daha fazla önem taşıyor. Örgütün medya üzerinden operasyon yürütmede profesyonel yapısı geçmişte pek çok kez kendini ortaya koymuştu. Bugün yargılanan tarafta olsalar da aynı uğraşı içinde olduklarını fark edebiliyorsunuz. Daha önce polis ve adliyede verilen ifadeleri büyük bir rahatlıkla reddetme pişkinliği, bazılarının neredeyse kendilerini darbeyi önleyen tarafta resmetmesi, ispatı delili olsa da her şeye itiraz etme ve en mühimi darbeci olsa da FETÖcü olduğunu asla itiraf etmeme halleri yurt dışındaki faal ve Türkiye'deki kripto FETÖcülerin medya üzerinden bir süredir kurgulamaya çalıştığı senaryoya hizmet ediyor.

Örneğin Muğla'da görülen davada, saklandıkları menfezde yakalanan MAK timi üyelerinden astsubay Zekeriya Kuzu'nun daha önceki ifadeleri nedeniyle etkin pişmanlıktan yararlanacağı düşünülürken, savunmasında daha önce söylediği Çiğli İmamı ve lakabının 'Paşa' olduğu iddialarının kendi kurgusu olduğunu söylüyor. Kuzu, Mahkeme Başkanı'nın "Bu ifadeleri verirken yanında avukatın yok muydu?" sorusuna da "Avukatım kördü, önüne geleni imzalıyordu," diye cevap veriyor. Üzerinde bulunan 1 doların ise para koleksiyonu yapan çocuğunun hatırası olduğunu söyleyen Kuzu'nun ifadesindeki en çok dikkat çeken yalanlardan biri ise ülkücü olduğunu iddia etmesi. Kuzu emirleri Binbaşı Taner'den aldığını, binbaşının da emrini Tümgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş'ten aldığını söylerken kendisine bir terör operasyonuna gidilecek denildiğini iddia ediyor.
Yani ortada o kadar delil olmasına rağmen kendisi bir FETÖcü değil, kandırılmış, zaten darbeyi de FETÖcüler yapmamış, emir komuta zinciri içinde gerçekleşmiş; 'menfez paşası' bunu demeye getiriyor.
Aynı suikast girişimi kapsamında tutuklanan SAT'çı üstteğmen Ali Sarıbey de duruşmada "Ben ölüm makinesi olarak yetiştirildim. Vatan milletim için terör operasyonuna katılmaktan mutluluk duyarım. Seve seve görevi kabul ettim," derken darbeyi Çiğli'de öğrendiğini, Sönmezateş'in TSK'nın darbe bilgisini burada kendilerine verdiğini, vali, kaymakam gibi üst düzey birisinin alınacağını düşündüğünü söylüyor. Telefonunda bulunan Bylock uygulamasını ise nasıl oluyorsa darbeden sonra ilk kez duymuş.

Bunlar sadece birkaç örnek. İfadeleri okuyunca profesyonel pişkinlikte birbirleriyle yarışıyor olmalarına bakıyor ve hayret ediyorsunuz. Meğer darbeye katılan altrütbelilerin alayı ya terör operayonuna ya da tatbikata katılmış, hiçbirinin darbeyle alakaları yokmuş, ama ne hikmetse duyduklarında da vazgeçmemişler; vur denince vurmuş, öldür denince öldürmüşler, zira emir-komuta zinciri içerisinde gerçekleşen bir kalkışmaymış. Kimi ülkücü, kimi, Atatürkçü, ama asla FETÖcü değil, hepsi vatansever adamlar oldukları için bunları da yapmışlar.

Aynı davada suikast girişimini yönetmekle suçlanan üstrütbelilerden tümgeneral Gökhan Şahin Sönmezateş ise ifadesinde her şeyi itiraf ederken bir tek FETÖ'cü olduğunu saklıyor. Sönmezateş, "Evet ben darbeciyim. İsterlerse beni idam etsinler. İdam cezamı versinler ama ben FETÖ'cü değilim" derken, darbeci olduğunu söylemekten geri durmuyor, ama kendisinin kandırıldığını ve kullanıldığını da öne sürüyor, ve incelikli bir şekilde darbenin emir komuta zinciri içinde gerçekleştirildiğini iddia ederek darbenin Genelkurmay Başkanlığı'nca bilindiğini, kendilerini oyuna yukarının getirdiğini ima etmeye çalışıyor. Yani kendini feda ediyor, mensup olduğu örgütü asla etmiyor. Hatta giderken de yanında temiz olanlardan birkaç kişiyi götürürse iyi olur diye düşünüyor olmalı ki, görevi darbe öncesindeki Çarşamba günü Semih Terzi'den aldığını söylemekle de yetinmiyor ve şunu soruyor: "Esas benim aradığım soru 4 saat boyunca neden, kim tarafından bekletildik? Cumhurbaşkanı Marmaris'ten ayrıldıktan ve Semih Terzi öldürüldükten sonra saat 02.20'de biz yola çıkarıldık. Tuzağa düşürüldük." Yani o da üstü olan Semih Terzi'yi ama daha da ötesi devamında Genelkurmay'ı da suçlayarak bunun kendilerine yukarıdan kurulan bir komplo olduğunu iddia ediyor.

Özetle, FETÖcüler talimat almışcasına bu darbenin emir komuta zinciri içinde yapıldığına inanan ve kandırılmış bir grupmuş gibi hareket ediyor. Cunta olarak ifade edilebilecek bu grubun kesinlikle FETÖcü olmadığı kurgusuna çalışılıyor. Medyacı FETÖcülerin aylardır içeride ve dışarıda yaymaya çalıştığı yalan da bu değil mi? Dinleri, imanları dahi yalan olduğu için buna şaşırmıyoruz ancak bu kolektif davranıştan şüphe etmeli miyiz? İşin burası bu beni düşündürüyor.
Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.