PİYASALAR

  • BIST 1001.11-0.36%
  • ALTIN456.6181.05%
  • DOLAR7.3371.11%
  • EURO8.6821.46%
  • STERLİN9.6460.94%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Dr. Yasin Kuruçay: İnsani Değerler Merkezli Bir Dünya Kurmalıyız
Dr. Yasin Kuruçay: İnsani Değerler Merkezli Bir Dünya Kurmalıyız

Dr. Yasin Kuruçay: İnsani Değerler Merkezli Bir Dünya Kurmalıyız

Aile Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Yasin Kuruçay “İslam’dan hızla uzaklaştığımız için Allah’ın yarattığı insandan da uzaklaşıyoruz” diyor.

A+A-

Haftalardır tüm dünya Koronavirüs ile yatıp, Koronavirüs ile kalkıyor. Tüm algılarımız bu konu üzerine yoğunlaşmış durumda. Dünya seferber oldu, hastalığı yenmeye çalışıyor. Allah’ın izniyle bu kâbus dolu sürecin bitmesini bekliyoruz. Peki bu meseleye bakış açımız nasıl olmalı Aile Akademisi Derneği Başkan Yardımcısı Dr. Yasin Kuruçay’a sorduk.

İLİŞKİLER SORGULANMALI

Yaşadığımız karantina süreci bir biyolojik savaşın ya da laboratuvar kazasının sonucu mu? İnsanlık nasıl bir anda kilitlendi?

Yaşadığımız süreci iyi anlamak için eleştirel bir okuma yapmak gerekiyor. Kritik yaparken komploculuk ile körlük arasındaki denge iyi kurulmalı. Abartılı komplo teorileri gerçek komploları görmemizi engelleyen maskelerdir. Bu bağlamda Dünya Sağlık Örgütü’nün destek aldığı küresel güç odakları ve ilaç endüstrisi ile ilişkisi sorgulanmalıdır. Rockefeller Vakfı’nın 10 yıl önceki raporunun, Bill & Melinda Gates ve WEF’nın 2019 Koronavirüs çalıştayının bugünleri nasıl öngörebildiği analiz edilmelidir. Davos gibi dünyanın geleceğinin planlandığı toplantılarda konuşulan; insan sorası toplum, insan ötesi toplum, yapay zekâ, hiper-gerçeklik, hibrit robotlar, genetik haritalama, Epidemik Hazırlık Birliği (CEPI- Gates Vakfı destekliyor) himayesinde bir aşı programı geliştirilmesi, akıllı-çipli ilaçlar, yeni sağlık sistemi, biyometrik sensörler, data şirketlerinin savaşları gibi konuların yaşadığımız süreçle nasıl bir ilgisi olduğu iyi araştırılmalıdır.

CİNSİYETSİZ TOPLUM

Peki virüs sonrası dünya eskisi gibi olacak mı?

Ortaya çıkan kriz ister planlı bir sürecin parçası olsun isterse bir kaza olsun dünya artık eskisi gibi olmayacaktır. Bu kriz derin ve etkin güçler için iyi bir fırsat olmuştur. Gidişat şunu göstermektedir: 20’nci yüzyılda yaşadığımız kadın (Feminizm) ve çocuk merkezli toplumdan sonra yakın gelecekte cinsiyetsiz topluma doğru gideceğiz. Daha sonra transhümanist ve posthümanist topluma doğru gideceğiz. En azından plan budur. Bu konulara biraz ilgisi ve bilgisi olanlar yaşadığımız kitlenmenin aslında 60-70 yıllık planların bir sonucu olduğunu biliyorlardı. Perşembenin gelişi çarşambadan belliydi yani. Hazır olmazsanız şok yaşarsınız. Bilinçli olmazsanız gafil avlanırsınız. Güçlü olmazsanız güçlülere yem olursunuz. Meselenin özü budur.

YILLARDIR SÜRÜYOR

Robotlaşma insan teorisi aynı zamanda İslam’dan uzak insan projesi mi?

Sorunuzun kısa cevabı evet. Ancak bu ‘Evet’in arka planı oldukça derin. Aldoux Huxley, insanların robotlaşacağını anlattığı ‘Cesur Yeni Dünya’ kitabını 1931 yılında yazmıştı. Yapay zekâ ile ilgili dünya çapındaki ilk önemli çalışmalar Rockefeller desteği ile 1956’da yapılmıştı. IBM’in ürettiği Deep Blue bilgisayarı, dünyanın en ünlü satranç ustası Kasparov’u yeneli (1997) 23 yıl oldu. Bu çalışmalar artan bir hızda devam ediyor. Türkiye’de transhümanist, posthümanist süreç ile ilgili akademik makale ve tezlerin sayısı on bile değil. Ama Google akademik sayfasında çoğu Amerika’da yapılmış yaklaşık 50 bin makale görüyoruz. Dolayısıyla robotlaşma süreci on yıllardır yürütülüyor. Dikkat edilmesi gereken temel nokta şudur: Günümüzdeki kültürel ve bilimsel süreci yönetenler bilim adamları değil; küresel elitler, çokuluslu şirketler ve okültist örgütlerdir. Bugün insanlık ontolojik, epistemolojik ve etik bir saldırı ile karşı karşıyadır. İslam’dan ve İslami değerler sisteminden hızla uzaklaştığımız için Allah’ın yarattığı insandan da uzaklaşıyoruz. Bu süreç aslında insanın ve tabiatın fıtratının yani doğasının değiştirilmesini ifade etmektedir. Hümanizm insanın, doğa ve Tanrı karşısındaki konumunu değiştirmeye talipti. Transhümanizm ise insan doğasını değiştirmek amacındadır. Hümanizmin rasyonel ve deneysel insanı yaratmak amacındaydı. Transhümanizm ise bionano-neuro-info teknolojileriyle desteklenmiş tanrı-insana geçişi amaçlıyor. Yahudi yazar Harari’nin Türkçe ’ye çevrilmiş kitaplarından birinin adı ‘Homo-Deus yani ‘Tanrı-insan’. Harari bu konularda çalışan önemli bir figürdür. Tanrı-insan bir büyüdür. Yeni dünyayı kurgulayanlar Prometheus gibi Tanrı’dan ateşi çalmaya değil, Tanrı’nın koltuğuna oturmaya niyetliler.

BELLİ OLMAYAN DÜNYA

Online hac, online namaz, Ramazan ayının ertelenmesi gibi fikirlere şahit olduk bu süreçte. Müminden dijital Müslüman’a bizi zorla yönlendirmek istiyorlar sanki…

Dijital dünya gerçeğin, doğrunun, iyinin ve güzelin ne olduğu belli olmayan dünyadır. Ekranda gördüğümüz bir şey simülasyon da olabilir gerçek de. Akışkan bir evrende insanca yaşamak mümkün değildir. Dijital hayatın namazımızı online yaptığı an, Müslümanlığımızın off-line olduğu zamandır. Dijital dünya sanal karakterler yaratmaktadır. Sanal kişilik kurgusal, ütopik ve mükemmeliyetçidir. Reel benliğimiz ile hayali-ideal benliğimiz arasındaki mesafe ne kadar açılırsa o kadar çok psikolojik problemler yaşarız. Bu zorlamaya topyekûn direnmeliyiz.

“TARİHİ DEĞİŞTİRMEK MÜSLÜMANLARIN GÖREVİDİR”

Youtube vaazları, fenomen alimler ve dijital Müslümanlara sık sık şahit oluyoruz. İçinde bulunduğumuz şartlarda Müslümanca kalmak nasıl mümkün?

Kur’an’ın ilk emri “Oku” dur. Okunacak bir metnin olmadığı zamanda oku ayeti “Analiz et, idrak et, tahlil et, kritik et” anlamına gelmektedir. Rabbimiz Hz. Peygamber’den vahyi ileteceği toplumun yapısını, sosyal, siyasal, kültürel, ekonomik özelliklerini, düşünsel kodlarını vs. “Oku”masını istiyordu. Son yıllarda İslam’ın iyiliği emreden (Emr-i bil ma’ruf ) özelliği ön plana çıkıyor ama kötülüğü engelleyen (Nehyi anil münker) boyutu gözden kaçırılıyor. Mecelle hukukunda bir kural vardır. “Def-i mefâsid, celb-i menâfiden evlâdır” der. Yani kötülüğü def etmek menfaat sağlamaktan önce gelir. Kötülük tarihte olmadığı kadar güçlenmiş durumda. Buna engel olmak çok ama çok önemli. Bunun için bugün biz de gelenek ile gelecek arasındaki dünyayı, dünyanın gidişatını iyi okumalıyız. Ve bizim ilk görevimiz bu düzene “La ilahe” demektir. Bilgiyle, fikirle, hikmetle, azimle “La” demeliyiz. Sonra “İllallah” demeliyiz. Yani insan merkezli, insani değerler merkezli bir dünya kurmalıyız. Allah, ahlak ve adalet eksenli bir dünya kurmalıyız. Bu süreçte insanlık, düşünsel ve teolojik bir travma yaşamaktadır. Batı düşüncesi neden olduğu sorunları çözebilecek düşünsel ve dini derinliğe sahip değildir. İslam bu derinliğe fazlasıyla sahiptir. İslam’ın inanç ve medeniyet değerleri küresel sorunlara çare olacak tek alternatif değer sistemidir. Yani doğrudan Kur’an’dan alarak ilhamı, asrın idrakine söyletmeliyiz İslam’ı.

İLAHİ KUDRET

Koronavirüs karşısında BM, AB ve Dünya Sağlık Örgütü neden çaresiz kaldı?

Dünyadaki virüslerin toplam ağırlığının 2 gram civarında olduğu söyleniyor. Yani ilahi kudret insanlığı felakete sürükleyen tüm kuvvetlerin kudretinden daha fazla. Bu virüs dünyaya gerçek patronun kim olduğunu göstermiştir. Pandemi krizi AB ve BM ve DSÖ gibi kurumların gerçek yüzünü göstermiştir. Krizin patlak verdiği ilk hafta IMF pandemi nedeniyle ülkelere birkaç trilyon dolarlık destek paketi sunulacağını ilan etmişti. Ancak vadettikleri yardımı yapmadıkları gibi Avrupa ülkeleri ve ABD birbirilerini maske ve eldiven gibi tıbbi malzemelerine el koymakla suçladılar. Küresel örgütler birkaç ülkenin küresel çıkarlarının maşası gibi hareket etmektedir. Bu örgütlerin kullandığı “Toplumsal dayanışma, halkların refahı, barış, küresel mutluluk” gibi kavramlar, halkları ve ülkeleri kandırmak için kullanılan kelimlerdir. Ekonomik ve siyasi menfaatler söz konusu olduğunda her türlü hazırlığı yapan ülkelerin bu konuda gerekli hazırlı yapmamış olmasının asıl sebebi, bu ülkelerin dünya halklarının iyiliği ile ilgili bir hassasiyetlerinin olmamasıdır.

“MAZLUMLARA KARŞI KAYITSIZLAR”

Filistin gibi ülkeler pek çok krizle uğraşırken Korona ile nasıl mücadele edecek? Dünya buna da kayıtsız kalacak mı?

Filistin ve Mescid-i Aksa toprakları hem kutsaldır hem de işgal ve ambargo altındadır. İslam ülkeleri ve AB, Filistin’e kısmi anlamda destek olmaktadır. Türkiye’nin Filistin’e Covid-19 kapsamında yaptığı yardım önemlidir. Ancak ağır ambargonun gölgesi altında yapılan yardımlar gerekli ihtiyacı karşılamamaktadır. Hali hazırda işgal devletinin BM desteğinde yürüttüğü ambargo gittikçe artan bir trajediye dönüşmektedir. BM’de İsrail’in kınanması önergesi onlarca kez ABD tarafından veto edildiği için ret edilmiştir. Dünyanın kaynaklarıyla dünyayı yönetenler maalesef mazlumlara karşı kayıtsız kalmaktadır. Bu bağlamda İslam ülkelerine büyük sorumluluklar düşmektedir. Bir yandan toprakları sürekli işgal edilen, bir yandan da açlık ve yokluk altında ölüm-kalım savaşı veren Filistinlilerin bu Koronavirüs ile mücadele etmesi zordur. Kavli ve fiili dualarımızla yeryüzünün tüm mazlumlarına ve Filistinli kardeşlerimize yardım etmemiz gerekiyor. Bu insanlık ve Müslümanlık görevimizdir.

PARÇALANMIŞLIĞIMIZ

Suriye, Irak, Yemen, Afganistan, yakın coğrafyamızda şahit olduklarımız… Tüm bunları düşününce İslam dünyasının gidişatını nasıl görüyorsunuz?

İslam dünyası iç ve dış iki büyük tehlikeye maruz kalmıştır. Dış tehlike İslam dünyasına musallat olan ülkeler, şirketler, kurumlar ve odaklardır. Bu maruz kalmışlığımızın birinci sebebi dış güçlerin ihtiraslarıdır. Dış güçler sistemli, planlı ve çalışkandır. En az onlar kadar disiplinli, üretken ve gayretli olmadıkça maruz kalmışlığımız devam edecek gibi görünüyor. İkinci büyük tehlike ise içimizdedir. Asıl büyük tehlike budur. Bu tehlikenin iki boyutu vardır. Birinci boyut yaşadığımız Stockholm Sendromu ’dur. Bize musallat olanlara olan aşkımız onların ihtiraslarının yakıtı olmaktadır. Mevlana’nın deniz gibi olma benzetmesini yanlış anladık sanki. Kültürümüze, düşüncelerimize, duygularımıza gelen her şeyi süzgeçten geçirmeden deniz gibi içimize aldık. Dünyaya açık olmak, gaflet içerisinde olmak değildir. Oysa iyi olanı alan, iyi gibi görüneni dışarda tutan bir tutum takınmalıydık. Aşağılık kompleksinden kurtulmalı, kendi değerlerimize güvenmeliyiz. İçimizdeki tehlikenin ikinci boyutu parçalanmışlığımızdır. İslam dünyasını enerjisini içeride eritmektedir. Kur’an’ın anlam haritasında “Mü’minler birbirlerine karşı merhametli, zalimlere/kâfirlere karşı şiddetlidir” (Maide,5/54). Farklı dillerde ve renklerde olmamızı, farklılıklarımızı Allah’ın büyüklüğünün işareti olarak görmemiz gerekirken (Rûm, 20/22), üstünlüğün Allah’a yakın olmakla ilgili olduğunu hesaba katmamız gerekirken (Hücurat, 49/13) böyle yapmadık. Dinlerini parça parça edip gruplaşan Yahudiler ve Hristiyanlar gibi olduk (En’am, 6/159). Cemaatlerimizi, mezheplerimizi, ırklarımızı ve ülkelerimizi üstünlüğümüzün ve doğruluğun merkezi olarak gördük. 1000-1500 yıl önceki ihtilaflı konulara takılarak, birliğimizi vahdetimizi bozduk. Birbirimizle çatıştık. Çok kritik bir zamandan geçiyoruz. Zaman birbirimize üstünlük taslama zamanı değildir. Zaman tüm Müslümanların hep birlikte Allah’ın ipine sımsıkı sarılma (Al-İmran, 3/103) zamanıdır. Allah zamana yemin etmektedir. Zamana yemin olsun ki insanoğlu hüsrandadır. Ancak iman edenler, salih amel işleyenler, birbirine hakkı ve sabrı tavsiye edenler kurtuluşa erecektir (Asr, 103/1-3).

RAMAZAN KUR’AN AYIDIR

Okuyucularımıza Ramazan ayı için tavsiyeleriniz var mı?

Ramazan ayı sosyal adalet, dayanışma, paylaşma, sabır ve şükür nimetlerini hissetmemizi sağlayan çok güzel bir aydır. Ramazan aynı zamanda Kur’an ayıdır. Ben böyle anlıyorum. Kur’an’la buluşalım. Kur’an bize felaketlerin Allah’ın azabı ve imtihanı olduğunu söyler. Dünya hayatı bir imtihandır. Allah insanlığı zorluklarla imtihan eder (Bakara, 2/155). Yaşadığımız imtihanı kazanabilmenin tek yolu ölümü öldüren bir bakışa ulaşabilmektir. Zararlarımızı Allah’tan başka giderecek herhangi bir güç yoktur: “Eğer Allah sana herhangi bir zarar verecek olursa, bil ki onu, O’ndan başka giderebilecek yoktur. Eğer sana bir hayır dilerse, O’nun lütfunu engelleyebilecek de yoktur. O, bunu kullarından dilediğine eriştirir. O, çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.” (Yunus, 10/107). Yaşadığımız süreçte insanların hayatlarına olumlu katkı sağlayacak birçok psikolojik ve pedagojik öneriler yapılmaktadır. Şüphesiz bu önerilerin çoğu faydalıdır. Ancak inancın ve maneviyatın insan psikolojisine, insan duygu ve düşüncelerine olumlu katkıları yeterince gündem olmamaktadır. Ben Kur’an ayında ağır ağır, üzerine düşünerek Kur’an okumamızı tavsiye ediyorum. Kur’an ruhumuzu yatıştıracak geniş bir manevi havuzdur. Bu havuzdan birkaç örneği ifade etmeye çalışayım. Ölüm ve sonrası hakkında hiçbir öğreti ruhun sorularına tatmin edici cevaplar verememektedir. Din insana “Uğruna yaşamaya değer bir yaşam amacı” sunarak insan hayatına anlam katmaktadır. Zorlu koşullar peygamberlerin ve bilge insanları içinde barındıran tohumlara benzer. İnancımızda yaşadığımız her olayın, her sıkıntının bir amacı ve anlamı vardır. İnsan yaşadığı sıkıntılara gösterdiği sabra göre ilahi mükâfata ulaşır. İslam insana yalnızca kendi hayatı ile ilgili değil, içinde yaşadığı toplumu, dünya ve tabiat ile ilgili ilkeler ve amaçlar koyarak yaşama bütüncül bir katkı sağlar. İnsanın umutlarını canlı tutmasını sağlar. Umut, ölüm korkusunun yenilmesi ve bir anlamda ölümün öldürülmesi anlamına gelmektedir. Din hayatı, dünya ve ahiret bütünlüğünde ele alarak umutsuzluğa ve anlamsızlığa çare olur. Ölüm, dinde bir son bir yok oluş değildir. Yeni bir hayata açılan yolculuktur. Din ahiret inancı ile insandaki sonsuz yaşama arzusunu sahiplenir ve hayatı anlamlı kılan bir zemine oturtur. İçe kapanmaların yoğun yaşandığı bu dönemde dini inanç yalnızlık duygusuna da katkı sağlar. Çünkü Allah bize şah damarımızdan daha yakındır (Kaf, 50/16) ve dua ettiğimizde duamıza icabet etmektedir (Bakara, 2/186). Tevekkül özellikle zor yaşantıların sonuçlarına yönelik olarak olumlu düşünmeyi sağlamaktadır. İnsanın her olayın tek müsebbibi olarak kendini görmesi ve her şeyi kontrol etmeye çalışması, kontrol yanılsamasıdır ve yıpratıcıdır. Tevekkül hem iradeyi devre dışı bırakmayan hem de sonsuz güçlü bir yaratıcıya dayanarak hayatı sürdürmeye katkı sağlayan özelliği ile oldukça önemlidir. Kişinin hem gerekli tedbirleri alması hem de başına gelen her olayda Allah’ın bir hikmeti olduğunu düşünmesi kişilerde rahatlamaya sebep olmakta ve kişilere tatmin sağlamaktadır. Bana bu fırsatı verdiğiniz için teşekkür ederim.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.