PİYASALAR

  • BIST 100105.520.15%
  • ALTIN379.4230.78%
  • DOLAR6.8130%
  • EURO7.5610.35%
  • STERLİN8.4250.33%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Dr. Ali Osman Çolak: “Bu Virüs Bize Mutlak Gücün Kimde Olduğunu Hatırlatıyor”
Dr. Ali Osman Çolak: “Bu Virüs Bize Mutlak Gücün Kimde Olduğunu Hatırlatıyor”

Dr. Ali Osman Çolak: “Bu Virüs Bize Mutlak Gücün Kimde Olduğunu Hatırlatıyor”

Küçükçekmece İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ali Osman Çolak Turuncu Dergisi’ne Konuştu: “Allah bizlere tankların, topların, büyük orduların, füzelerin, süper güçlerin, büyük zenginliklerin gözle görmekten bile aciz olduğumuz bir canlı karşısında hiçbir işe yaramadığını hatırlatıyor. ”

A+A-

Yatıyoruz Koronavirüs, kalkıyoruz Koronavirüs... Telefonumuza bakıyoruz, haberler Koronavirüs. Çok olunca da doğru yanlış kafalar karışmış durumda. Biz de konuyu uzmanına, Küçükçekmece İlçe Sağlık Müdürü Dr. Ali Osman ÇOLAK’a sorduk. Hem Koronavirüs’ü hem de sağlıkla ilgili kafaya takılan soruları konuştuk.

DÜNYA İÇİN BİR SINAV

Sizce filmlerde, kitaplarda karşımıza çıkan virüs savaşları reel dünyaya giriş yaptı mı?

Ben filmlerde, kitaplarda karşımıza çıkan virüs savaşları reel dünyaya giriş yaptığını zannetmiyorum. Ancak bütün dünyanın gözü önünde olup bitenleri de görmezden gelemeyiz. Tüm dünyada kaynaklar sınırlı, istekler sonsuz. Bir mutlu azınlık grubu bütün bu kaynakları yönetme, paylaştırmaya sahip olma arzusunda. Bu amaç için konvansiyonel silahlar yanında biyolojik silah denemeleri de mutlaka gündemdedir. Her şeyin genetiğiyle oynandığı gibi bakterilerin virüslerin genetiğiyle de oynanıyordur. Koronavirüs tüm dünya için bir test ve sınav. Daha önce AIDS, Ebola, Domuz Gribi, Kuş Gribi gibi hastalıklar vardı bundan sonra da olacaktır. Tüm dünya bunlar için çareler arayacak belki de bu musibetlerle bir arada hareket etmenin kaçınılmaz olduğu bir kez daha hatırlanacak tır. Allah bizlere tankların, topların, büyük orduların, füzelerin, süper güçlerin, büyük zenginliklerin gözle görmekten bile aciz olduğumuz bir canlı karşısında hiçbir işe yaramadığını hatırlatıyor. Mutlak gücün kimde olduğunu hatırlatıyor.

RUH SAĞLIĞI ÖNEMLİ

Son yıllarda geçmeyen ve çok ağır atlattığımız gripler neyin habercisi?

Aslında son yıllarda geçmeyen çok ağır atlatılan sadece grip değil tüm hastalıklar olarak değerlendirmek gerekir. Bilindiği üzere tüm dünyada özellikle sağlıkta önleyici hizmetler, hijyen, aşı, obezite ile mücadele, hareketli hayat, kanserle mücadele ve ruh sağlığı noktasında büyük bir çalışma mücadele var. Ancak bütün bunlara rağmen, GDO’lu tarım ürünlerinin, kimyasal maddelerle verimi artırılan ürünler, ilaçlarla şişirilmiş tavuklar, büyükbaş hayvanlar, çok süt almak için kimyasal yemlerle beslenen inekle, seralarda üretilen her mevsim bulunabilen meyve ve sebzeler; işte bütün bunlar günümüz insanının ve gelecek nesillerin kâbusu gibi. Aslında olayı sadece grip vakalarına indirgemek çok doğru değil. Tabii ki gündemde olan Koronavirüs’ün yol açtığı grip vakaları ölümcül olduğu için bu açıdan çokça değerlendiriliyor. Gribin çok ağır atlatılması öncelikle iyi beslenilmediğinden, hijyene dikkat edilmesi gerekiyor. Bu arada ruh sağlığımıza da dikkate etmemiz önemlidir.

TOPLUMSAL KORUYUCU

Biliyorsunuz aşı tartışmaları var. İlaç sanayimiz ne kadar yerli?

Maalesef son yıllarda aşı tartışmaları fazlaca artmış durumda. Toplumun bu konuda olur-olmaz, yerli-yersiz konuşmalarda insanların kafa karışıklığına yol açmaktadır. Yaşadığımız zaman diliminde bütün dünyanın kapıları herkese açık. Dünya globalleşiyor. Yani dünyanın herhangi bir yerinde olan bulaşıcı bir hastalık her an bizim ülkemize de gelebilir. Bu hastalıkların neredeyse tamamı aşıyla önlenebilir hastalıklardır. Aşıların hep olumsuzlukları konuşularak sanki bir algı oluşturulmaya çalışılıyor. Her işte olduğu gibi kar/zarar hesabıyla düşünüldüğünde bile aşıdan kesinlikle vazgeçilmemelidir. Şöyle düşünelim Koronavirüs için şu an aşı geliştirilse ve başarı oranı yüzde 70 olsa salgın olan ülkelerden hangisi bu aşıyı yaptırmaz? Kaldı ki kullandığımız aşıların koruyuculuğu yüzde 95’lerle ifade ediliyor. Aşı toplumsal bir koruyucudur. Öncelikle kendi sağlığımızı korumak için çocuklarımızı aşılatmalıyız.

İLAÇ ÜRETEN BİR ÜLKEYİZ

İlaç sektörü hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Türkiye sağlık sisteminde dünyada ki sayılı ülkeler arasına girmiştir. Son yıllarda yapılan AR-GE çalışmaları, insan gücüne yatırım ve sanayiye verilen büyük desteklerle çok büyük yol kat etmiştir. Türkiye’de ilaç sektörü özellikle 2014 yılından sonra altın çağlarını yaşamaktadır. Devletin stratejik planları çerçevesinde sektör yıllık bazda yüzde 15 seviyelerinde büyüme göstermektedir. Özellikle yeni aşı çalışmaları çok yoğun bir şekilde devam etmekte Sağlık Bakanlığı Bağışıklama Danışma Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan difteri ve tetanos için yerli aşının önümüzdeki yıl kullanılmaya başlayacağını açıkladı. Bu bile çok büyük bir eşiğin aşıldığını göstermektedir. Avrupa’da sadece 5 ülkenin üretebildiğini düşünürsek bu başarının küçümsenmeyeceğini söyleyebiliriz. Türkiye tüketilen 100 kutu ilacın 80 kutusunu kendi üretiyor. Bu ilaçların yüzde 20’si patentli ilaçlar. Bu açıdan da kendi patentli ilaçlarımızı arttırmamız gerekiyor.

ŞEHİR HAYATI ALERJİYİ ARTIRIYOR

Alerjik bir nesil büyütüyoruz evlerimizde. Çok steril büyümüş ve aklınıza gelecek hemen her şeye alerjisi olan bir nesil. Bu nesli gelecekte neler bekliyor?

Alerji bağışıklık sisteminin bir bozukluğudur. Vücudun normal insanlarda bir sorun oluşturmayan bir maddeye karşı aşırı reaksiyon gösterme durumudur. Yani yanlış alarmdır. Bu yanlış alarm burunda olursa ‘Rinit’, akciğerde olursa ‘Alerjik Astım’, gözde olursa ‘Alerjik Konjonktivit’, ciltte olursa ‘Alerjik Dermatit’ olarak adlandırılır. Bu durumun gelişmesinde çevresel ve genetik faktörler beraber etkili olur. Alerjilerin ve gıdalara yönelik hassasiyetin artmasının arkasında çevresel nedenler olduğu ve bunun Batılı yaşam tarzıyla bağlantılı olduğu düşünülmektedir. Yapılan araştırmalar gelişmekte olan ülkelerde alerji görülme oranının az gelişmiş ülkelere göre daha yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca yine araştırmalarda kırsal kesimde alerji oranlarının kentlere göre daha düşük olduğunu gösteriyor. Hava kirliliğinin olmaması, beslenme alışkanlıklarının değişmesi ve bağışıklık sisteminin mikroplara daha az maruz kalması kırsal hayatın avantajları arasında yer almaktadır. Şehir hayatında hijyen şartlarının iyileşmesi, eskiye nazaran daha az mikropla karşılaşması, D vitamini eksikliği, daha az güneşe maruz kalma alerjik olayları arttırmaktadır. Sonuç olarak doğal hayat şartları her sağlık sorununda olduğu gibi alerjik olaylarda da daha değerli. Şehir hayatının, aşırı steril hayatın çokta tercih edilmesi istenmeyen bir hayat tarzı olarak dikkat çekiyor. Sağlıklı beslenme, temiz hava, stresten uzak bir yaşam, doğal ortamları tercih etmek bu sorunu çözmekte etkin olacaktır.

ÜLKEMİZDE OBEZİTE ARTIYOR

Küreselleşmeyle sağlık hizmetlerinin sınırları genişledi mi daraldı mı?

Küreselleşme diğer bir deyişle globalleşmeyle sağlık hizmetlerinin sınırları genişledi elbette. Ancak bununla birlikte sağlık sorunları da sınır tanımaz hale geldi. Dolayısıyla sağlık hizmet sunucularının artmış olması sayısal olarak müspettir. Hastalıkların durmadan şekil değiştirmesi, sorunların farklılaşması, sınırların geçirgen olması bütün bu hizmet artışına rağmen sağlık sorunlarının çözümünü zorlaştırmaktadır.

Türkiye’nin sağlık haritasına baktığımız zaman ne görüyorsunuz?

Ülkemizin sağlık haritasına baktığımızda; 0-6 yaş grubunda; yüzde 31,6’nda üst solunum yolu enfeksiyon hastalıkları en yaygın hastalık grubudur. 7-14 yaş grubunda yüzde 23,9’nda oranında ağız ve diş sağlığı sorunları ilk sırada yer almaktadır. 15 yaş üstünde ise ilk sırada kas-iskelet sistemi problemleri ön plandadır. 15 yaş ve üzeri, nüfusun yüzde 16,9’u obez ve yüzde 33’nün fazla kilolu olduğu görülmüş. Vücut ağırlığının, boy uzunluğunun karesine bölünmesiyle hesaplanır. Yapılan çalışmalarda sigara ve hipertansiyonda insanların farkındalığı arttıkça diyabet ve obezitede de artışın devam ettiği tespit edilmiştir. Sağlık alanında gelişmeler tüm dünyada ve ülkemizde beklenen ömür sürelerini arttırmış durumdadır. Dolayısıyla yaş artışıyla birlikte hipertansiyon ve şeker hastalığı gibi sorunlar da ön plana çıkmaktadır. Hareketsiz yaşam ve beslenme şekillerimiz (fast food) obezite ve beraberinde diyabet, hipertansiyon ve kalp-damar hastalıklarının artmasına sebebiyet vermektedir. Ülkemizde maalesef çekirdek aile mantalitesi yüzünden yaşlılarımızın huzurevlerinde, hastane köşelerinde yaşamlarının belki de en zor günlerini geçirmelerine neden olmaktadır. Unutmamalıyız! “Sağlık insanın bedenen ve ruhen iyi oma halidir” Dolaysıyla sadece bedeni iyileştirmek sorunu çözmeyecektir. İnsanın ruhen de iyi olması sosyal hayatının varlığı, düzeni insanlarla ilişkilerine bağlıdır.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.