Yeşilçam Çocuklarıydık

Zeliha Tamer Uçar

Toplumsal değerleri benimseyen Yeşilçam filmleri ben değil biz demeyi, dayanışmayı, el ele vermeyi, sevgiyi, saygıyı, düşene el uzatmayı öğretirdi.

Çocukluk yıllarında hafta içi sanayide çıraklık yapan, hafta sonu da sinema salonunda gazoz satan babamın yeşilçam filmlerine merakı, yetmişli yıllarda doğan her çocuk gibi beni de bu renkli dünyaya çekmişti. O yıllarda lüks olarak kabul edilen, ülkenin ekonomik şartlarından dolayı çoğu evde olmayan televizyon, babamın Yeşilçam filmleri sevdasıyla bizim evin başköşesinde yerini almıştı. Annemin, çeyizinden dantel bir örtüyle süslediği televizyonumuz gündüzleri açılmaz, akşam babamın gelmesiyle evimizi şenlendirirdi.

Hafta sonu, evinde televizyonu olmayan akrabalarımız bizde toplanırdı. Hep beraber Yeşilçam filmlerini izler; filmdeki esas oğlanla esas kızın kavuştuğu sahnelerde utanıp izlemiyormuşuz gibi boşluğa bakar, en dokunaklı sahnelerde ağladığımız belli olmasın diye gözlerimizi birbirimizden kaçırırdık.

SOBANIN ETRAFINDAKİ MİNDERLER

Kardeşlerimle aramızda sobanın etrafındaki minderlerden birinde yer kapma yarışı olurdu. Bu minderler; sobanın sıcağının verdiği rehavetle, önümüzden kimse geçmeden televizyonu keyifle izleyebileceğimiz, sinemalardaki loca değerindeydi. Az önce yenilip kabukları sobanın üzerine konulmuş mandalina kokusuyla sobanın üzerinde kış boyunca kaynayan ıhlamurun birbirine karışan kokusunu içimize çekerek Yeşilçam filmi izlemek en büyük mutluluktu bizim için. Bazı akşamlar evimize kendine has kahkahası ve tiplemeleriyle hepimizin beğenisini kazanmış Adile Naşit: Hababam Sınıfı’nın elinde okul ziliyle koridorlarda koşturan Hafize Anası, Gülen Gözler’de Yaşar Usta’nın tonton eşi Nezaket Hanım, Neşeli Günler’in en iyi turşu suyunun sirkeyle olduğunu iddia eden girişimci kadını Saadet olarak konuk olurdu. Sanki arka mahalledeki komşu teyzelerden biriymiş gibi benimseyip; göbeğini hoplata hoplata, hızlı hızlı koşar gibi yürüyüşü, telaşlı konuşması, ünlü kahkahasıyla onu sevip bağrımıza basmıştık.

ADİLE NAŞİT, MÜNİR ÖZKUL…

Seksenli yıllarda, ilkokul çağlarında olan kardeşlerim ve ben , akşamları Adile Naşit’in ‘Uykudan Önce’ adlı programını beklerdik. “Kuzucuklarım” diye seslenişiyle içimizi sevgi sarardı. Şen kahkahasıyla teker teker saydığı isimler arasında bizim de ismimizi sayabileceği ümidiyle heyecanlanırdık. Adile teyzemizin sözünü dinler masaldan sonra yatağa girerdik.

Türk tuluatının unutulmaz oyuncusu Münir Özkul: ‘Hababam Sınıfı’nın tatlı sert müdür yardımcısı Kel Mahmut’, Gülen Gözler’in Yaşar Ustası ve daha nice karakterlerle rol aldığı filmlerde daima iyinin, haklının ve zayıfın yanında yer alan toplumsal değerleri, geleneksel aile yapısını ve insan ilişkilerindeki samimiyeti ve sıcaklığı yücelten tiplemeleriyle bize rol model olmuş, gönlümüze taht kurmuştu.

BİZ DEMEYİ ÖĞRETİRDİ

Kemal Sunal, Münir Özkul gibi genellikle toplumsal değerlerin işlendiği filmlerde rol alan oyuncular, insanı ezen katı yürekli karakterlerin karşısına tüm ezilenler adına çıkar insanlık dersi verirdi. Filmin başında katı yüreğiyle izleyicinin tepkisini alan karakterler dahi olay örgüsü içinde genellikle fakir ama gururlu, babacan, iyi yürekli karakterler tarafından edilen ders verici iki çift laf ile yaptığı haksızlıkları düşünür, doğru yolu bularak iyi bir insana dönüşürdü. Toplumsal değerleri benimseyen Yeşilçam filmleri ben değil biz demeyi, dayanışmayı, el ele vermeyi, sevgiyi, saygıyı, düşene el uzatmayı öğretirdi.

Yeşilçam filmleri denilince aklımıza Ayhan Işık, Belgin Doruk, Sadri Alışık, Hülya Koçyiğit, Fatma Girik, Türkan Şoray, Tarık Akan, Cüneyt Arkın, Ediz Hun, Emel Sayın, Gülşen Bubikoğlu, Filiz Akın, Şener Şen, Kemal Sunal, Kadir İnanır, Kartal Tibet, Zeki Alasya, Metin Akpınar, Ayşen Gruda, Hulisi Kentmen, Aliye Rona gibi daha nice efsane sanatçılar gelir.

“NAYIR NOLAMAZ!”

Yediden yetmişe hepimizin dilinde dolaşan film sözlerini: “Nayır nolamaz, anneciğim ben bu adamı çok sevdim, size amca diyebilir miyim, beni paranla satın alabileceğini mi sandın, güzel olduğunuz kadar küstahsınız da, görüyorum görüyorum, ne olur gerçeği söyleyin doktor, yaşayacak mıyım” ve bunlar gibi yüzlerce sözü çocukça kurguladığımız oyunlarımızda kullanıp eğlenirdik. En az Yeşilçam filmleri kadar meşhur: ‘Sana Neler Edeceğim, Feride, Artık Sevmeyeceğim, Ah Nerede Vah Nerede, Ah Kalbim Delisin, Bu Ne Dünya Kardeşim, Dert Ortağım, Boş Vermişim Dünyaya, Gözüm Sende’ gibi daha nice şarkı dillerimize pelesenk olurdu.

TÜRK TOPLUMUNUN MAYASI

Hepimizin en çok sevdiği Atıf Yılmaz’ın Selvi Boylum Al Yazmalım filmi bugün de hemen herkes tarafından izlenip sevilmiştir. Sanırım: ‘Sevgi neydi? Sevgi sahip çıkan, sıcak dost eli. İnsan emeğiydi. Sevgi iyilikti, sevgi emekti.’ sözleri hepimizin zihnine kazınmıştır.

Bugünden çocukluk ve ilk gençlik yıllarıma baktığımda zamanın bütün imkansızlıklarına, düşük film bütçelerine rağmen Yeşilçam filmlerinin gönlümüze taht kurmasının nedeni bizi bize anlatmasıydı diye düşünürüm. Yeşilçam filmleri, Türk toplumunun mayası olan: İnsana değer vermeyi, karşılıksız sevmeyi, içtenliği, dürüstlüğü, bağlılığı, omuz omuza vermeyi, düşene el uzatmayı ve daha nice güzel hasletlerimizi sinema ekranlarından bize yansıtarak içimizi ısıtmaya hala devam etmektedir.