TEMASSIZ ŞİDDET

Gaye Yardımcı

“Sosyal Medya Düzenlemesi Kanunlaştı.” Geçtiğimiz Temmuz ayında bu başlıkla yüzlerce haber, binlerce yorum okuduk. Neydi bu kanun teklifi, neden gerek duyuldu? 

Londra merkezli We Are Social kuruluşunun yayınladığı Digital 2020 Türkiye raporuna göre;  ülkemizde 54 milyon aktif sosyal medya kullanıcısı var ve bunun 38 milyonu Instagram, 37 milyonu Facebook ve 11.8 milyonu Twitter kullanıcısı.

Türkiye’deki internet kullanıcılarının en çok kullandıkları sosyal medya platformlarının ilk 5’ini %90 ile Youtube, %83 ile Instagram, %81 ile Whatsapp, %76 ile Facebook ve %61 ile Twitter oluşturuyor. Yani ülkemizin yarısı sosyal medya kullanıcısı. Hal böyle olunca an be an saniyeler içinde ülkede tanınan, sevilen, nefret edilen hatta yolda yürüyemez bir kullanıcı olmanız işten bile değil! 

Sosyal medya platformlarının taciz edici ve küfürlü tepkileri önlenemez şekilde artmaya başlayınca kişilik haklarının ve özel hayatın gizliliğinin korunması amacıyla, devletlerle birlikte sosyal ağ platformlarının da yasa dışı içerikle mücadelede sorumluluk üstlenmesi ihtiyacıyla “Sosyal Medya Düzenlemesi” kanunlaştı. 

Ülkemizde 1 günde internette geçirilen ortalama süre yaklaşık 8 saatle Dünya ortalamasının üstünde. Dolasıyla sosyal medya platformlarında yaşadığımız hayatımızda gördüklerimiz, dinlediklerimiz, okuduklarımız ilk elden muhatabına ulaşırken beklenildiği gibi saygı, edep, empati, doğruluğun teyidine gerek duymadan Allah ne verdiyse, günümüz tabiri ile linç edilen binlerce insan ‘Temassız Şiddet’e maruz kalıyor.

Verdiği değerle bir an da sokaktaki adamı şöhret yapan halk, yine bir an da ‘milyonların gönlünde taht kuran’ şöhreti yediği yemekten, yanındaki kişiden, bir konu hakkındaki beyanından dolayı yazılan binlerce mesajla kapı dışarı ediyor! Linç etme kültürü ile ‘Temassız Şiddete’ maruz kalan kişi, adalet yerini bulana kadar sokağa çıkamaz hale geliyor. 

Yığın psikolojisinin aldatıcılığının dayanılmaz hafifliğini yaşayan linç edici kullanıcılar düşünmeyle inanmayı, çözümlemeyle yakınmayı, eleştirmeyle suçlamayı birbirine karıştırmaya son sürat devam ediyor! 
Oysa düşünme çözümleme eleştirme birer erdemdir, çünkü emek ve çabanın yanı sıra ele alınan sorunlara muhakeme kullanarak özen göstermeyi de gerektirir. 

Bizzat görülmemiş, yaşanmamış, sadece duyulmuş, inanılmış, güvenilmiş ‘öğrenilmiş’ hakikat diye kabul edilmiş olaylar üzerinden hakkımız olmayan ne varsa fütursuzca yazılanlar yüzünden uğradığımız ‘Temassız Şiddet’ e çaresizce maruz kalıyoruz. 

Ne İsa’ya ne Musa’ya yaranamayanlar diye kitap yazsak sayfalar yetmez! Şiddetin her türlüsüne karşıyız diye çıktığımız bu yaşam yolunda tek tek en baştan küçücük bir çocuğa öğretir gibi adabı muaşeret mi öğretmeli, edep mi öğretmeli, kişisel özgürlüklerin ne olduğunu alnımıza mı yazmalı bilemedik!

Nasıl ki bir düğme ile ateşlenebilir atom bombasını düğmeye basarak ateşleyen birisi sadece düğmeye bastığını zannediyorsa, kendi güvenli ortamında klavyenin başında kendisi gibi düşünmeyen insanları linç eden kişi de sadece yazı yazdığı yanılgısını yaşıyor günümüzde; ta ki bir gün o atom bombası üzerinde patlayana dek.

Ve Aziz YeniKapıHaber okuyucuları Psikolojik harekat ve algı operasyonuna karşı faaliyet gösterecek Stratejik İletişim ve Kriz Yönetimi Dairesi Başkanlığı kurulacak kadar ciddi durum. 

Gücü gücü yetene insanları damgalamak, etiketlemek, tutuklatmak, ayrıştırmak, her şeyi görmek istediği gibi görmek yerine anlamayı, empatiyi tercih edin. Hala imkan varken yapın bunu! Çünkü; algıların acelesi varken gerçekler çok sabırlıdır.

Baki selam ve sevgi ile...