SİZİN HANENİZİN ADI NE?

Ayfer Balaban

Hanelerin numara ile değil isimle müsemma olduğu zamanların çocuklarıyız biz.

Evlerin kimliği , kişiliği olduğu zamanlar.

Evimize bir isim versek ne olurdu meselâ? Aklıma ilk gelen, gülhane, (gül ev(i)) oldu elbet.

Gülhane, evin hem bahçesini hem de başımıza tâc eyledigimiz o 'gül-i gülzâr-ı nübüvvet' Muhammed Mustafa'ya (sav) remz olduğu için şüphesiz.

Başka ne olabilirdi bizim evin adı?

Kütüphane olabilirdi meselâ Garip geldi değil mi?

Bir ev ki elini attigin her yer kitap...Merdivenlere de kitap koyduğum olur bazen. Kutularda raf bekleyenler de var. Onları bir an önce yerleştirebilsem yerine.

Nereden aklıma geldi durup dururken bu mevzu.

Yok yok öyle durup dururken değil. Kendine gelmenin yolu kitaplara kaçmak.

En sevdiğim iki nimet kitap ve çay.

İlle kitap, ille çay.

E, çay bahçesinde sallanmış beşiğimiz. Olacak o kadar.

Fırça molalarında, kitap okumak dinlendiriyor beni, iyi geliyor.

Bir kelime ne pencereler açıyor kalbimde/ kafamda, kelime bana, ben kelimeye yoldaş alıp gidiyoruz başımızı başka ufuklara, kısıtlama falan da yok.

Bazen rastgele bir kitap alıyorum kitaplıktan, rastgele bir sayfa açıyorum. Söyle bakalım nedir bana sözün? Diyorum.

Bugün de oyle bir gün. Bir dergi geldi elime.

'Sevgi ile,...) diye başlık açmış yazar.

Vedud ismi dairesinde gezinmiş kalem.

'Ey Musa, sana kendimden bir sevgi koydum.'

İşte bu derin mevzu.

Fıtratta var sevgi...

'Sevgiye verdik gönlümüzü' demiş ibn Arabi.

Sormadan edemiyor insan kendine?

Sen gönlünü neye verdin ey can?

Gönlünü neye verdiyse, ömrünü ona veriyor insan.

A nerden nereye geldi mevzu?

Sahi sizin hanenin adı ne?