Şeb-i Arus İkliminde

Şeyma Çakıroğlu Yeşil

Modern insan günümüzün teknolojik kolaylıklarıyla çevrelenmişken bile hala hayatın güçlüklerinden müşteki. Hayatın tam da merkezindeki rol sahibi olandan tutun daha az yorulan hayata daha kenarından müdahil olana kadar herkesin aradığı bir mutluluk formülü var. Ortalıkta da bu arayışlara cevap oluşturma gayretinde reçeteler cirit atmakta. Moda tabirle ister meditasyon ister biyoenerji, densin, hepsinin ortak özelliği ‘Öz’ e dönüş. Şahsi özelliklerinin farkına vararak yaratılışının özünü, maksadını bulmaya çabalayarak ruha atılmış kementlerden buhranlarından kurtulma çareleri sunulmakta.

ARADIĞIMIZ HER ŞEY BİZDE

Kimiz?

Ne için varız?

İnsanoğlunun esası kaybederek farklılaşıp imtihan mecrasını kendi öz malı görmesiyle nefsani hareketleri bizi ideal fikir ve maksattan saptırmış. Esası kaybediş, bizi ruhi buhranlara sevk etmiş durumda. Şimdi edindiğimiz hastalıkların tedavisi için kaynağı özümüzde, kültürümüzde, dinimizde olanı bilemediğimizden, devşirme ithal felsefik düşüncelere ve terminolojiye bağlanmaya çalışıp medet umuyoruz. Bu ithal çözüm sistemleri, var olan tek gerçek hükmünden yola çıkılarak doğruya yönelmiş farklı yollar da olsa bizi doğru istikameti göstereceğini aklen kabul etmekle birlikte, kullanılan terminoloji üslup ve tarzı bizi tam da mutmain edememekte. Zikrin tedavi ediciliğini, teslimiyetin ruha şifasını, kadere boyun eğmenin huzurunu, her şeyin gelip geçici olduğu bilincini unutmuşuz. Hâlbuki aradığımız her şey bizde, kendi öz kültürümüzde, topraklarımızda.

HUZUR İÇİNDE YAŞADIK

Rûm ikliminin manevi mimarları Anadolu’yu ihya etmiş tarih boyunca…

Felsefenin, fikrin, medeniyetin, bilimin, ilmin harmanlandığı bu topraklar sadece büyük medeniyetlere ev sahipliği yapmamış. Bu muhteşem medeniyetlerin manevi mimarları, Allah dostları, gönül insanları asla eksik olmamış. Bu sayede 72 millet asırlarca bir arada huzur içinde İslam sayesinde yaşayabilmiş. Böyle bir medeniyetin mirasçıları olarak bizler bugün 72 milyon için aynı barış, huzur ve kardeşlik ortamını yaşayabildiğimizi maalesef söyleyememekteyiz. Coğrafyamız hudutları daraldıkça sanki yüreklerimiz de aynı ölçüde daralmış!

KENDİMİZLE BARIŞMAK

İşte tam da böyle bir durumda bir kere daha tarihimizin manevi mimarlarından Mevlâna ve Şeb-i Arus ile ihya olunacak bir zaman dilimini karşılamaktayız. Bir kere daha Mevlâna ile birlikte kardeşliğin, huzurun, huşunun iklimi ve sıcaklığı saracak tüm memleketi ve tüm dünyayı. Aşina olduğumuz bu anlayış, sadece biz Müslümanlara değil, ulaşabildiği gayrimüslim pek çok insana da arayışlarında yol gösterici ve ilham kaynağı olmuş. Hümanizm adı altında pek çok akıma rehberlik etmiş. Kardeşliği, hoş görüyü, affediciliği, rahmeti kısacası insan olabilmeyi insanca yaşayabilmeyi öğretmiş asırlarca eskimeden.

Aradığımız formül işte tam da burada bu topraklarda özdeş olmuş tüm dünyada geçerliliği malum, kendi öz kaynaklarımız ve kültürümüzle tekrar barışmaktan, tanımaktan, kaynağından öğrenip uygulayabilmekten geçmekte. Nasiplenebilmek için nasibe hizmet edilmesi gereğini de hatırlatarak hepimize, hayat yolculuğumuzu daha mutlu ve huzurlu geçirtecek manevi atmosferi yakalayabilmeyi ve bunun için artan gayretin nasibini diliyorum.