Peruk Tarayan Kadınlar

Ümmügülsüm Tat

Siz hiç perukçuya gittiniz mi? Ben gittim. Üniversite sınavını yeni kazanmıştım, kayıt için gerekli olan başı açık fotoğrafımı kadın bir fotoğrafçıya çektirmiştim. O zamanlar kadın fotoğrafçı bulmak hiç kolay değildi, fotoğrafların hikâyesi yoktu, kalitesi vardı. Bir fotoğrafın kalitesini alnı açık mı, boynu açık mı, saçları fönlü mü yoksa başörtüden yeni mi çıkmıştı gibi sorular belirliyordu. Başörtülü fotoğrafları hatıra niyetine çektirirdik. Başı açık fotoğraflar ise tüm resmi evraklarda nüfus cüzdanından sonra yanımızda taşımamız gerekenler listesinin başında yer alıyordu. 28 Şubat günlerinin üzerinden birkaç yıl geçmişti fakat tartışmaları hala devam ediyordu.

‘OKUL İÇİN Mİ?’

Şehrin belirli yerlerinde perukçular açılmıştı. Kahverengi, kestane ve siyah peruklar. Altına bone takıyorsun, üstüne peruk. Perukçuya girdiğin anda ‘Okul için mi?’ diye soruyorlar. ‘Evet’ diyorsun mahcup bir edayla. Birkaç çeşit gösterirken olur da sohbet etme imkânın olursa soruyorsun: ‘Nasıl temizleyeceğim, tarayacağım, alerji yapar mı, başımdan düşer mi’ gibi sorularını. Aldığın peruğu siyah bir poşete koyuyorlar, elinde poşetle eve geliyorsun. Elinde sanki bir yükle eve geliyorsun. Kayıttan itibaren kampus kapısındaki bir barakada, ağacın arkasında, otobüsün içinde peruğu bonenin üzerine takıyorsun. Bazı fakültelerde başörtünün üzerine peruk takılmasına müsaade ediliyor ve o fakültelerin ne kadar şanslı olduğu konuşuluyor.

‘AĞIR’ BİR ŞEY

Peruk hava almayan, sentetik ve başa geçirdiğinizde ağır bir şey. Kulaklarınız duymuyor önce, başınız terliyor, alışma sürecinde birçok sıkıntı yaşanıyor. Sonra bölümün peruklu öğrencisi oluyorsun. Özgürlük, eşitlik, devrim yazıyorlar okul duvarlarına seni görmezden gelenler. Yurt dışında başörtülülerle beraber doktora yapan hocaların Türkiye’ye gelince demokrasinin ve anayasanın temelini perukla atıyor. Peruğun üzerine inşa ediliyor sanki o bin yıl sürecek dedikleri sistem.

‘FÜTURAT’…

Peruk. Beş harf, iki kelime. O günlerde ağır bir yük taşıyor aslında. Başörtülü kızların eğitimine ufak da olsa kapı aralıyor. Hocalar fetva veriyor perukla ilgili. Muhafazakâr entelektüeller peruğu tartışıyor. Bazı solcular tek bir risk almadan ‘Aslında başörtü yasakları özgürlüklere aykırı’ diyor en kısık sesleriyle. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nde Leyla Şahin’in mücadelesi devam ediyor. Merve Kavakçı çoktan vatandaşlıktan çıkartılmış. ‘Bu kadına haddini bildirin’ cümlesi zihnimizin bir köşesinde duruyor. Başörtülü kızlar perukla okuyor okullarda. Mezun olunca ne olacağını bilmeden. FETÖ zaten ‘Füturat’ dediği başörtüsünü bir gecede çıkartma emri varmış. Herkes kendi hayatında, kendi hikâyesinde çözüm arayışına girmiş. Calcilus, ekonomi, imar hukuku gibi tüm dersleri geçsen ne çıkar. Önümüzü göremiyoruz. Birçoğumuzun üniversiteden mezun olup olamayacağımız bile meçhul. Mobbing kelimesi o zamanlar düşmemiş dilimize. Baskı diyoruz, başörtülüyüz, peruk takıyoruz, başımızı okulda açıyoruz fakat yine de baskı altındayız. En çok ilkbaharda sıkıştırıyor hocalar. ‘Sen öyle terlemiyor musun, çok uzun giymişsin, Mekke’den dün gelmiş gibi’… Bazen tek bazen üç beş başörtülü var sınıflarda fakat herkesin en hassas noktası bu konu. Başörtüsü yasakları kalkacakmış diyorlar, inanmıyoruz. Bugünleri hayal bile edemiyoruz. Sanki uzun yıllar daha kızlar perukla okuyacak, peruğu taşıyamayanlar okulu bırakacak, her sabah güvenlikle başörtülü kızların arasında tartışma yaşanacak, kantinde, kütüphanede bir çift göz sizi takip edecekmiş gibi. Başörtülü yani şüpheli, sakıncalı, anayasanın ve demokrasinin tehdidi.

GEÇİCİ BİR YOL

O günlerde hem sırdaşımız hem yoldaşımız peruklar. Çantamızın en altında sakladığımız, arada bir evde çıkartıp havalandırdığımız peruklar. Bugün bakılınca bir anlam ifade etmiyor belki ama bir nesil Türkiye’de peruk taktı. Kadınlar peruk takarsa oğulları askeri okul sınavına alındı, kocaları terfi etti, kızlar üniversite sınavına girdi. Üzüntüden saçlarımız dökülürken peruklar bize kamusal alanda geçici bir yol açtı. Bugün gazetelerde yazan entelektüeller, akademisyenler, azıcık vicdanı olanlar bile bize en fazla acıdı. 28 Şubat sonrasında öyle bir atmosfer oluşturuldu ki bu darbe sadece imam hatiplilere ve başörtülülere yapılmış gibi. Başörtülüler evcil hayvanlarla bir tutuldu, bu ülkeden gidin pankartları açıldı, ikna odaları kuruldu, eylemlere katılanlar tutuklandı, nüfus cüzdanlarına yıllarca el konuldu.

UNUTTURULMAK İSTENİYOR

Şimdi baş açma kampanyaları düzenleniyor, önceden başörtülü olup daha sonra başını açma kararı alanların bireysel hikayeleri üzerine defalarca yazılıp, çiziliyor ve çantasında peruk taşıyan kızların hikayeleri unutturulmak isteniyor. Oysa bu ülkede başörtülü kadınlar zorla peruk taktı. Kamusal alanda var olmanın tek çözümü peruktu. Dünya milenyumu konuşurken biz başörtüsü ve anayasayı tartışıyorduk. Ne 28 Şubat’ı ne de bize başımızdaki örtüyü çok gören darbeci zihniyeti unutmadık. 28 Şubat her yönüyle ağır darbeydi. Şükür ki atlattık o yılları. Peruklar ve yaşadıklarımız çok şükür mazide kaldı. Anılar hafızalarımızda, unutmadık. 28 Şubat’ı bize unutturmak isteyenlere karşı unutmadık. Allah’ın yolu kimsesiz kalmaz diyerek yürüdüğümüz yolları unutmadık. Peruk tarayan kadınların hikayelerini unutmadık.