Haşhaşiler…

Erkan Hacıfazlıoğlu

Son birkaç yıldır Haşhaşiler gündemimizde. Haşhaşiler nasıl bir yapı? Kim kurmuş, nerelerde yaşamışlar ve neler yapmışlar? Yazıda bunlara değinirken günümüzde yaşadığımız olaylar aklımıza gelecek. Türk-İslam tarihinde sadece Haşhaşi zilleti başımıza bela olmamış, tarihimizde dini duyguları sömürerek ihanet şebekesi haline gelmiş birçok yapı vardır. Ben burada tarihteki ilk teröristler olarak bilinen Haşhaşi olayını inceleyeceğim.

***

HAŞHAŞİN TARİKATI’nın kurucusu Hasan Sabbah’tır. 1050’de İran’ın Kum kentinde doğmuştur. 1124’de ölmüştür. Yemen kökenli olduğu rivayet edilir. İsmaili Tarikatı’nın yaygın olduğu yerlerde eğitim almıştır.

***

Hasan Sabbah otoritesini mehdilik inancıyla pekiştirmiştir. Bu konuda Haşhaşilerin yaşadığı yerden geçmiş olan meşhur seyyah Marco Polo seyahatnamesinde Hasan Sabbah için; “…basit dağlı halkı kendisini yüce bir peygamber olduğuna inandırmıştı” der (Prof.Bernard LEWIS, Haşhaşiler, Kapı Yay, 2016, s.26).

***

Haşhaşilerin Doğuşu ve Alamut Kalesi

İsmaililik mezhebi esaslarına dayanan ve Kuzey Afrika’da kurulan Fatımiler Devleti (909-1171) içindeki dinsel çekişmeler sonucu iki yapı ortaya çıkmıştır. Haşhaşin Tarikatı bu iki yapıdan biri olan Nizarilik’in temsilcisi olarak önce İran sonra da Suriye topraklarında faaliyet göstermiştir.

***

Hasan Sabbah, Hazar Denizi’nin kıyısında olan Alamut Kalesi’ni müritlerinin yaptığı entrikalarla ele geçirerek 1090’da gizlice kaleye girmiş ve böylece Haşhaşin Hareketini başlatmıştır.

Alamut Kalesi bir vadi yamacında heybetli bir kayalık üzerine inşa edilmiş, verimli topraklara bakan ve tek erişim noktası sarp ve dolambaçlı bir patika yolu olan yerdeydi.

Hasan Sabbah’ın Alamut'a yerleştikten sonra, 34 yıl boyunca buradan hiç ayrılmadığı, hatta oturduğu evin dışına bile iki kez çıktığı rivayet edilir.

***

Örgütlenme Ağı ve Suikastları

Haşhaşiler o kadar iyi örgütlenmişti ki, Selçuklu Devleti’nin üst düzey memurlarını dahi kendine mürit yapmışlardı. Haşhaşiler suikastlarda bu örgütlenme ağından yararlanmıştır. Hasan Sabbah, Alamut'a yerleştikten sonra Büyük Selçuklu Devleti ve Abbasilere karşı mücadele etmiştir. Onun döneminde elliye yakın suikast yapılmıştır.

Hasan Sabbah’ın yaptırdığı suikastların en önemlisi ve ilki Büyük Selçuklu Veziri Nizamülmülk'ün öldürülmesidir. Haşhaşilerin esas mücadeleleri İslam’ın düşmanlarına karşı değil, egemenlerine karşı olmuştur. Haşhaşiler yerli Hristiyanları veya Yahudileri hedef almamışlardır.

***

Haşhaşiler kurbanını öldürdükten sonra kaçmaz ve orada ölümü kabullenirdi. Haşhaşilerin görevden sağ kurtulması utanç verici olarak kabul edilirdi. Haşhaşiler bu yönüyle günümüzün canlı bombalarının ataları olarak kabul edilir.

S.Martin “Tapınak Şövalyeleri” adlı kitabında; Haşhaşilerin Tapınak Şövalyeleri ile istikrarsız ama iyi ilişkiler geliştirdiğine değinmiştir (Sean Martin, s.106).

***

Haşhaşi İsmi

“Haşaş”’la sarhoş edilmiş kimselere “Haşhaşiler” denir. Arapça “haşiş” sözcüğü, aslen “ot”, anlamına gelir. Daha sonraları, yalnızca ortaçağ Araplarının uyuşturucu tesirine aşina oldukları hintkeneviri yerine kullanılmaya başlanmıştır.

Haşhaşi sözcüğü Fransızcaya assassin şeklinde geçmiştir ve “katil” anlamına gelir. Haşhaşileri çekici kılan bu isim bilhassa Batılı gözlemciler tarafından kullanılmıştır. Ancak ciddi İslam kaynaklarında tarikat mensuplarının uyuşturucu kullandığına yönelik bir tespit yoktur.

Haşhaşi hareketi, tamamen dinin kullanılması suretiyle ve cennet vaadiyle uyuşturulan müritlerin Şeyhlerinin emir ve talimatlarına adanmışlığı olarak ifade edilebilir.

***

Dönemin yazarları Haşhaşileri; Şeytan misali, farklı farklı milletlerin ve halkların kılık kıyafetlerini, dillerini, adetlerini, hal ve tavırlarını taklit ederek kendilerini iyilik melekleri olarak gösterirler; böylece kuzu postuna bürünmüş kurt gibi davranırlar diye tanımlar.

***

Haşhaşi Fedaileri

Küçük yaşlardan itibaren yoksul ailelerin çocuklarını alıp yetiştirirlerdi. Hassan Sabbah’ın kendilerine cennetin güzelliklerini bahşedeceğini ama en ufak itaatsizliklerinin cezasının ölüm olacağını zihinlerine kazırlardı.

Hasan Sabbah bu yetiştirilen fedailere suikast emri vermek için huzuruna çağırıp altın bir hançer hediye ederdi ve sıradaki kurban kim ise onun üzerine salardı.

***

Haşhaşilerin sayısı 60 bin kadardı ve 100 kadar farklı kalede yaşadıkları kaydedilmiştir. Bu fedailer Şeyhleri için ölümü yaşama tercih ederlerdi.

***

Bir haşhaşinin kurbanını öldürmesi, dindarca bir fiilden ibaret olmayıp, neredeyse dini bir ayin hüviyetine bürünürdü. Bunlar şeyhin bir emri ya da işaretiyle kendilerini kalenin surlarından aşağıya bırakabilirlerdi. (Prof.B.LEWIS, s.198).

***

Haşhaşilerin Sonu

Moğol İmparatoru Cengiz Han’ın torunu Hülagu 1256’da Alamut Kalesi’ni yerle bir etti. Haşhaşilerin kalelerinin birçoğu Moğolların eline geçti. Bu tarihten sonra İsmaililer, doğu İran’a ve Afganistan’a doğru giderek silik bir tarikat olarak varlığını sürdürdüler. 19. yy'da içinden Ağa Hanların çıkacağı bir imamlar nesline öncülük ettiler. Nizarilik kolunun bugün dahi 50 bin dolayında takipçisi vardır.

***

Prof.Bernard Lewıs, Haşhaşileri: “Haşhaşilerin tarihte başka bir eşi bulunmamaktadır; o da, terörün politik bir silah olarak uzun vadede planlı ve sistematik bir şekilde kullanılmasıdır… Haşhaşiler için ilk teröristler diyebiliriz… Haşhaşiler devlet içinde devlettir… Haşhaşiler, takiye öğretisinin bir uyarlaması olan gizlilik kaidesiyle hem güvenlik hem de dayanışmayı sağlamışlardır… Ancak, bu hareket nihai ve topyekûn bir BAŞARISIZLIĞA uğramıştır” şeklinde anlatır.

***

Bugün ise Türk Milleti’ni içten yıkmaya çalışan hainler farklı yapılar içinde kripto olarak yer aldığı herkesin malumudur. Bu hainlerin deşifre olanlardan çok daha tehlikeli “kuzu postuna bürünmüş kurtlar” olduğu unutulmamalıdır. Beynini kiraya veren ve sorgulamayan bir kişi kutsal kitabımız Kuran-ı Kerim’in ilk indirilen Alak Süresi’nin ilk ayeti İKRA’=OKU (okumak; aklı kullanmayı, anlamayı ve sorgulamayı kapsar - Kuran’ı Kerim’de; “siz aklınızı kullanmaz mısınız?, “akledebilecek bir kavim”, “akıl sahipleri”, “akıl etmiş olsaydık” gibi ifadeler birçok yerde geçer) buyruğuna aykırı hareket etmiş olur.

Sonsöz olarak; manevi değerlerimizi istismar eden bu tür yapılar içinde yabancı ajanların cirit attığını ve yeni hain yapılanmaların oluşmasına karşı Devletimizin/Milletimizin daha çok teyakkuz halinde olması gerektiğini okuyucuların dikkatine sunuyorum.