Evlat için muhasebe günü

Şeyma Çakıroğlu Yeşil

Modern çağın kaçınılmaz sıkıştırılmış ithal ettiğimiz değerler günlerinden biri daha Babalar Günü. Hâkim medeniyetin karşı konulamaz etkisiyle tarz olarak milli manevi değerlerimize ters de olsa her evde en azından telaffuz edilmekte. Günübirlik hatırlanmalar, iltifatlar, itiraflar…  Analık, babalık gibi her anı özel meşakkatli özverili cefa ve vefa ve daha nice can içre canan durumlarını barındıran makamlara tek günlük iade-i itibar. Bunu yaparken dahi devşirilmiş ritüeller.

ŞANSLI BİRİYİM 

Çocukken anne babamıza sevgimizi göstermek hem bize kolay hem de çok tabii idi. Büyüdükçe hayatın düzeni bizi daha dışa dönük ve yoğun bir gündeme sevk ederken, ebeveynlerimiz ise daha çok aileye yoğunlaştırmaya başlar. Büyümeyle birlikte aileye karşı da artan sorumluluklar, görev haline gelen her şey gibi can sıkıcı olabilir. Hele de kendi ailemizi kurduğumuzdaki durum bizi artık başka alanlara sürükler. Geriye dönüp bakmanın lazım olduğu ve vefanın İstanbul da bir semt olmadığını bilmemiz için durup geride bıraktıklarımıza bakmalıdır.

Babasız ilk babalar gününde şimdi kendimle hesaplaşmadayım. Ebeveyni yanlarında yaşlanan şanslı biriyim. On sekiz yıl boyunca hayat arkadaşının ardından hayatını evladının yanında yaşayan babam… Nasipliydi. Rabbim ona torunlarıyla yaşlanmayı, gülüp şakalaşmayı, onlarla avunmayı nasip etti. Torunları daha da şanslıydı dedelerinden masallar dinlediler, ona hizmet edip duasını aldılar, iltifatlarıyla şımartıldılar.  

BABADAN ÖTE CAN YOLDAŞIDIR 

Babaların güçlü kuvvetli olması ve hep öyle kalması gerekliliği kuvvetli bir temenni, lakin gerçekler hiç de öyle olmayabiliyor. Yaş aldıkça bir de bakıyorsunuz ki babanız bazı sebeplerden yürüyemez oluyor, hareketler kısıtlanıyor. Evde sabit bir yerde kendisine ait olacak ve rahat edebileceği bir düzen kuruluveriyor bir anda ve hayat o merkezin etrafında dönmeye başlıyor. Zaman akıp giderken, hayatla bağlantısı sadece siz olduğunuz ebeveyniniz sizin gözünüze bakar ve ahir ömründe yük olma durumunun etkisini bakışınızda arar. Artık bütün silahlarından zırhlarından rollerinden sıyrılmış ruhunun en yalın haliyle size ilginize sevginize muhtaçtır. Kabullenişin ne kadar zor olduğunu anlatabilmek imkânsız. Artık evlat ve babadan öte can yoldaşı, arkadaşı, dayanağı, güvendiğisinizdir. Çok ince naif bir çizgide aranızdaki ilişki bambaşka haller alır. Roller değişmiş olsa da çocuk gibi olmaz yaşlanan ebeveyn söylenenin aksine. Evet hassas, evet muhtaç fakat tüm hayat tecrübeleriyle yine o kuvvetli karakterdir ve bu unutulmamalıdır. Çocukluk maskaralıkları yakıştırılmamalıdır onlara. Korkuları vehimleri çoktur. Unutmak; sözü, işi, kişiyi hatta kendisini …  Peygamber duasıdır artık en çok zikredilen her daim: Erazil ömürden sana sığınırım. 

BİR İMTİHAN

Hayata herhangi bir dahli olmasa bile var olmasının yettiği şahsiyetlerdir babalar ve anneler. 

Her şey gibi ömür sermayesi de bitici. Geriye yapılamayanların vicdanda bıraktığı yarayla elden gelenin tamamının yapılmaya çalışmış olmanın gönül rahatlığı… 

Yine de Rahman’ın eksikleri tamamlayıcılığına kusurları örtücülüğüne rızayı kazanabilmeye gayretin takdirine duyulan ihtiyaç her daim hissedilen oluyor.  Gayretleri ve iyi niyetleri zâyi etmeyen Rabbe iltica her dem tek teselli olarak kalıyor insanda. Zira bu imtihan peygamberlerin bile sığındığı bir hal. Bireysel olmadığı gibi geniş bir halka olarak etrafını da içine alan bir imtihan. Babalar günü kutlanmalı evet ama öyle tek günde hatırlayarak değil. Kendi vicdan muhasebemizde ak çıkabileceğimiz Rabbimizin buyruğuna uyan bir hal üzere olmakla her an kutlamalıyız. Bir gün aynı hallerle hallenebileceğimizin bilinciyle, Allah korkusuyla O’nun emri üzere, vicdan ve insafla düşünmeli davranmalı.

Herkesi olması gereken nizama getirebilecek bir muhasebeyle kul olmanın insan olmanın hasletini taşımak… 

Dağların bile yüklenemediğini yüklenen ademoğluna en büyük ihtar olan ayet-i kerimeyi tefekkürle “Her kim anne babasından biri ya da ikisi…” gayemiz de muhatabımız budur. Gerisi berisi bahaneleri hepsi laf-ı güzaf...