ATIK DEĞİL KATIK

Ümmügülsüm Tat

Birçoğumuz dünyaya geldiğimizde babyshowerlar, doğum odası süslemeleri, birinci yaş doğum günü kutlamaları yoktu. Bizim için istiflenmiş ıslak mendiller, bebek bezleri, şampuanları, yağları, tulumlar, her şeyi yedeğiyle alınmış bebek bilumum malzemeleri… Hiç birisi yoktu. Hayatın kendi akışı içinde yaşandığı ve ihtiyaçların istiflenmeden yalnızca satın alındığı dönemlerdi. Hemen hemen herkesin evinde bir çuval un, şeker vardı. Büyük harflerle yazılmış indirim etiketlerini takip etmiyor, gross marketlerden toplu alışveriş yapmıyor, ihtiyacımız kadar olanını alıp onu da arttırarak kullanmak için çaba sarf ediyorduk.

ELİMİZDEKİLERİ DOĞRU KULLANMAK

Bereket… O yılların vazgeçilmeziydi. “Bereketli kullan, bereketini kaçırma, bereketi arttır” cümlelerini sık sık duyardık. Her işe besmeleyle başlar, sofradaki ekmek kırıntılarını kuşlar için ayırır, tenceredeki son kepçe yemeği ertesi güne kaldırır, bir şeyi atmak yerine başka bir yere katmak için çalışırdık. Hayat, zaman ve insan kıymetliydi. İnsanın kıymetli olduğu yerde kullandıklarımız da değer kazanıyordu. Hedefimiz tüketmek değil elimizdekini doğru kullanmaktı. Doğru kullandığımız her şey bereketlenir, çoğalır ve daha çok işimize yarardı. Birim miktarda yüzde yüz etkinlik tanımını cümle içinde kullanmasak da yaptığımız aslında tam anlamıyla buydu.

Hayat bilgisi derslerinde ekmek ve su israfından kaçınmamız için sıkı sıkı tembihlenir, ev ekonomisi derlerinde eski gazete kağıtlarını salça kutularına yapıştırarak kalemlik yapardık. Toplu iğne ucu kadar olan her şeyin bir kıymeti vardı. Eşyaya kıymet aslında doğaya ve onu yaratana hürmetti.

GEREĞİNDEN FAZLA TÜKETMEK

90’lı yıllarda bugün gözümüz kapalı tükettiğimiz birçok şeyle yeni yeni tanışmaya başlamıştık. İlginç bir şekilde aynı dönem çevreci hareketlerin, grupların adlarını da duymaya başladık. Birileri sanki bize önce tüketmeyi öğretiyor, tüketim bir bağımlılık haline gelince de ‘Şimdi çok tükettiniz, biraz da çevreci olun’ diyordu. Gereğinden fazla tüketmeye başlamıştık. Peçeteler, havlu kağıtlar, deterjanlar, plastik ürün kataloğunda çeşit çeşit malzeme… Sonra reklamların dili. İhtiyacımız olmayanı ihtiyacımız varmış gibi göstermeleri, tüketirken belli bir sınıfa ya da zümreye ait olacağımıza dair oluşturulan o his, daha çok tüketimin daha rahat bir hayata kapı aralayacağı vurgusu… Evet, tüm bu süreçlerden tek tek geçtik. Geçerken de büyük bedeller ödedik.

EVLER BÜYÜDÜKÇE İHTİYAÇLAR ARTTI

Birçoğumuzun beslenmesi, hayat tarzı, sağlığı büyük bir erozyona uğradı. Tükettiklerimizden ortaya çıkan çöp yığınları doğayı ve insanın doğadaki hareket kabiliyetini sınırlamaya başladı. Birileri bize sürekli ‘Satın al’ diyordu. Bir ürünün her kalitede üretilmiş olması farklı fiyat aralıklarında alıcı sayısını arttırıyordu. Satın aldıklarımız evlere sığmadı, evlerimizi büyüttük. Evler büyüdükçe ihtiyaçlar daha da arttı. Çözümü yine satın almakta aradık. Gün için kullanmadığımız konutların ihtiyaç fazlası masraflarıyla uğraşmaya başladık. Satın aldıklarımızı taşımak ve onlarla yaşamak ağır geldikçe yürümeyi ve toplu taşım araçlarını kullanmayı unutup daha çok özel araç kullanmaya başladık. Sahip olduklarımız dolaplardan, odalardan taştıkça sonrasını hiç düşünmeden çöpe attık. Çöpe attıklarımız doğaya zarar veriyor mu, acaba bunlara ihtiyacı olan insanlara ulaştırmanın bir yolu var mı, sahip olduklarımız yalnızca bizim mi ve çöpe atma kültürümüz milli serveti etkiliyor mu diye hiç düşünmedik bile. Kullan at ürünleri daha çok sevdik. Kendimizi kötü hissedince alışverişe çıktık, mutlu olunca yine alışverişe çıktık. Maaşlarımızdan çok daha fazlasını harcamak istedik, kendi düzenimizi kendimiz bozduk.

Sonra bir gün hayata format atmanın zamanı geldiğini anladık. Peki, bunu nasıl yapacaktık? İlk adımı nasıl atacaktık?

SIFIR ATIK HEDEFİ

Toplumsal duyarlılığı ve öngörüsü ile ulusal ve uluslararası alanda yaşanan sorunlara çözüm bulan Hanımefendi Emine Erdoğan, aşırı biriktirme ve gereğinden fazla tüketim konusunda devrim niteliğinde bir adımı yani sıfır atık hareketini başlattı. Hanımefendinin himayesinde gerçekleştirilen çalışmalar bugüne kadar Türkiye’ye ve topraklarımızda yaşayan tüm vatandaşlara değer kattı. Zaten AK Parti’nin başarısı toplumun ihtiyaçlarını doğrudan görerek siyaseti bir çözüm aracı olarak kullanmasındadır. Hanımefendi ülkemizin geçirdiği tüm süreçleri bizzat yakından takip etmiş, potansiyelleri doğru değerlendirmiş ve insanlığa ufuk açıcı çalışmalara imza atmıştır.

Sıfır atık bugün ülkemizin 2023 hedeflerinden biri. Kamu kurumlarından, toplumsal mekanlara ve evlere kadar uzanan bir sistemde kullandıklarımızı atmayı değil dönüştürmeyi öngörüyor. Sahip olduklarımızın bir emanet olduğu vurgusuyla yola çıkan sıfır atık vizyonu Türkiye’nin en büyük çevre hareketi olma özelliğini de taşıyor. İlk olarak Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde başlatılan sıfır atık çalışmalarıyla geri dönüşüm kapsamındaki her ürün başka bir üretimin hammaddesi olarak kullanılıyor. Sebze ve meyve kabukları komposta, atıklar ‘Katığa’ dönüştürülüyor. Milletin evine yani Külliye’ye bugün neredeyse hiç çöp kamyonu girmiyor. Kamu kurumlarında da Külliye’de ve Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde kurulan sistemin bir benzeri uygulanarak atık yönetim çalışmaları yapılıyor.

EMANETİ EN GÜZEL ŞEKİLDE DEĞERLENDİRMEK

Sıfır atık konusunda hedef tüm Türkiye’de geri dönüşümü profesyonel bir biçimde sağlamak ve gündelik hayatın ritmine uygun şekilde geri dönüşüm alışkanlıkları kazandırmak. Bu da eğitimlerle, kamu spotlarıyla ve kadınların bilinçlenmesiyle mümkün. Pakistanlı şair Muhammed İkbal “Bana yeni anneler verin, dünyayı yeniden kurayım” derken kadınların bir şeyi değiştirmek istediklerinde ne kadar başarılı olduklarını vurgulamış. Bugün sıfır atık hareketi de kadınların sahiplenmesiyle büyüyor. Evet kurumsal anlamda ar-ge çalışmaları başta olmak üzere birçok proje yürütülüyor ama kadın farkındalığı var olan bilginin pratiğe dönüşmesini ve onun alışkanlık olarak zihinlerde yer edinmesini sağlıyor.

Hanımefendi Emine Erdoğan sıfır atık hareketinin yalnızca katı atık yönetiminden ibaret olmadığını, yeryüzünün tüm imkanlarıyla insana emanet olduğunu ve bu emaneti en güzel şekilde kullanarak geleceğe miras bırakmamızın insani bir görev olduğunu birçok konuşmasında vurguluyor. Çevreye duyarlı çalışmalarıyla uluslararası kamuoyunda dikkatle takip ediliyor.

SORUMLULUĞUMUZ VAR

Biliyorsunuz, 2019 yılı başında plastik poşetlere ücret uygulaması hayata geçirildi. Bu uygulama sonucunda günlük plastik poşet kullanım miktarı ciddi anlamda düşerken, çantalar ve fileler poşetlerin yerini aldı. Tek kullanımlık poşetler doğada neredeyse 100 yılda ancak çözülürken, geri dönüşüm ürünlerinden yapılan çantaların ve filelerin hem ömrü daha uzun oluyor hem de kullanımı daha sağlıklı.

Çevreye duyarlı seçim kampanyasını; kâğıt, cam ve pil kumbaralarının erişilebilirliğinin arttırılmasını, evlerdeki geri dönüşümün belediyeler tarafından takip edilerek desteklenmesini geçmişte hayal bile edemezdik. Oysa bugün akıllı ve çevreci şehirleri, sıfır atık uygulamasının olumlu geri dönüşlerini, akıllı bir tüketici olmanın gerekliliğini konuşuyoruz. Uygulamalarla çöpe atmadan yaşamayı öğrendiğimiz yeni bir süreçten bahsediyoruz. Tüm bunları hayata geçirmek büyük bir tecrübenin ve uzun soluklu sistemli çalışmaların ürünü.

Sıfır atık bizlere yeni bir hayat tarzı öneriyor ve başka bir dünya mümkün diyor. Şimdi biz de Hanımefendi öncülüğünde sıfır atıkla hayata değer katmak için yola çıkıyoruz. Yalnızca ihtiyacımız olanını tüketiyor ve tükettiklerimizden geriye kalanları ayrıştırmadan doğaya bırakmıyoruz. Atıkları devşirip hayata katık yapıyoruz. Çünkü yarınları inşa etmek bugünden başlıyor. Çünkü omuzlarımızda taşıdığımız sorumluluk dünya mirasını korumamız gerektiğini söylüyor. Hanımefendi’nin vizyoner bakış açısı gelecekte sorun yaşamak yerine bugün çözümün bir parçası olmayı vurguluyor.

Atıklar katık oluyor. Topraklarımıza bereket katıyor.