PİYASALAR

  • BIST 1004.8740.33%
  • ALTIN1051.2070.01%
  • DOLAR18.6230%
  • EURO19.391-0.02%
  • STERLİN22.5320.01%
  1. YAZARLAR

  2. Zeliha Tamer Uçar

  3. SIRADAN HİKÂYELERİN SIRADIŞI ANLATICISI: SAİT FAİK ABASIYANIK
Zeliha Tamer Uçar

Zeliha Tamer Uçar

Yazarın Tüm Yazıları >

SIRADAN HİKÂYELERİN SIRADIŞI ANLATICISI: SAİT FAİK ABASIYANIK

A+A-

Sait Faik adını ilk kez lise yıllarımda duymuştum. Sıra dışı bir edebiyat öğretmenimiz vardı. “Bırakın dilbilgisi kurallarını papağan gibi ezberlemeyi. Duru, canlı, temiz Türkçeyi Sait Faik Abasıyanık, Refik Halit Karay’dan öğrenin,” derdi. Bu iki yazar o yıllarda elimden tuttular. Sonra da başucumdan ayıramadım onları. Bu ay Abasıyanık’ın birbirinden güzel öykülerinin yer aldığı Alemdağ’da Var Bir Yılan adlı öykü kitabı yeniden masamdaydı.

Türk edebiyatının usta yazarı Tahsin Yücel’in söylemiyle  “Kökü kendisinde olan,” büyük öykücü Sait Faik Abasıyanık’ın ismi söylendiğinde, zihnimde ağa yeni takılmış balık gibi taze, canlı, oynaşan cümleleri canlanır. Abasıyanık öykülerini süssüz, yapmacıksız, temiz bir Türkçe ile kaleme almış edebiyatımızın kendi tarzını oluşturmuş usta yazarıdır. Sait Faik’in öykülerinde şiirsellik, yalınlık, insanlık halleri; iyi insanları iyilikleriyle, kötüleri de kötülükleriyle kabulleniş vardır. Abasıyanık öykücülüğü dendiğinde insanlık hallerinin anlatıldığı öykülerinde geçen adalar, sahiller, oynaşan dalgalar, kahvehaneler, balıkçı kulübeleri, ağır ağır sallanan tekneler dizilir gözümün önüne.

Nurullah Ataç da “Hikâyeciliğimizin en özgünü, en ustası, en büyüğü,” olarak değerlendirir Sait Faik’i. Kuru bir anlatım yoktur Abasıyanık’ta. Hikâyelerinde şiir dolu bir anlatımla ördüğü atmosferlerin soluk alıp verdiğini hissedersiniz; deniz havası, iyot kokusu, ağların şıkırtısı dolar odanıza.

23 Kasım 1906'da Sakarya'da dünyaya gelen Abasıyanık, yazı hayatına şiirle başlar. Adapazarı Lisesi’nde okurken Hamal isimli ilk şiirini kaleme alır. İlk öyküsü olan İpekli Mendil’i Bursa Lisesi’ne devam ettiği yıllarda edebiyat dersi ödevi olarak yazar. Abasıyanık’ın ilk yayınlanan hikâyesi Uçurtmalar ise 9 Aralık 1929'da Milliyet gazetesinin sanat sayfasında okurlarla buluşur. Abasıyanık, 1934-1940 arasında Varlık, Ağaç, Servet-i Fünun, Uyanış, Ses, Yeni Ses, Yaprak, Yenilik gibi dergilerde yayınlanan öyküleriyle edebiyat dünyasında kendini duyurur.

İlk kitabı Semaver,  Remzi Kitapevi tarafından baskı maliyetini babasının karşılamasıyla yayımlanan Abasıyanık, ilk kez 1937'de Kurun’ da ve ardından 1940' ta Varlık’ ta yayımlanan Çelme öyküsü sebebiyle, Askeri Mahkeme'de yargılanır. Dava Sait Faik’in beraat etmesiyle sonuçlanır. Yazarın 1944'te yayımlanan Medar-ı Maişet Motoru adlı romanı asılsız bir ihbar üzerine toplatılır.  Hikâye ve diğer yazıları Milliyet, Kurun, Vakit gazeteleri ile başta Varlık olmak üzere Ağaç, Büyük Doğu, Yücel, Yeni Mecmua, Servet-i Fünûn, İnkılapçı Gençlik, Yürüyüş ve Yedigün dergilerinde yayımlanır.

Semaver, Şahmerdan, Kumpanya ve Alemdağ’da Var Bir Yılan gibi birçok esere imza atan şair, öykü ve roman yazarı Sait Faik Abasıyanık, yazmaya olan tutkusunu Haritada Bir Nokta öyküsünde şu sözlerle yansıtır: "Söz vermiştim kendi kendime. Yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da bir hırstan başka ne idi? Burada, namuslu insanların arasında, sakin ölümü bekleyecektim. Hırs, hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye. Kalem, kâğıt aldım. Oturdum. Adanın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkarttım. Kalemi yonttuktan sonra tuttum öptüm. Yazmasam deli olacaktım..."  Bu satırlar bir yazarlık tavrının söylemi gibi dikiliyor karşımıza. Tıpkı Sait Faik’te olduğu gibi insanın iyi ve kötü yanlarını gözlemleyen, iyiye doğru yol almasından sevinç duyan, kötüye saplanmaması için çirkin olanı kalemiyle resmeden, iyiliği ve güzelliği toplumsal ilişkiler içinde gösteren ve insanlığın gelişimi için; her yazdığıyla katkı sunmaya çalışan, meselesi olan kişidir yazar. Abasıyanık da susmaz, deli olmamak için; haksızlık karşısında öfkelenince, yalnızlıktan bunalınca, âşık olunca, iyi bir insana rastlayınca yazar.

Eftalikus’un Kahvesi adlı öyküsünde nasıl yazdığını soran bir delikanlıyla şöyle bir sohbet geçer aralarında:

 “Körü körüne yazarım. İşte, sözgelişi, şimdi bir öykü yazıyorum. Hem adını bile koydum.”

“Demek ilkin adını koyarsınız?”

 “Yok yahu. Öyle yapmam. Doğrusunu ister misin, ben öykünün nasıl yazıldığını da bilmem.”

Usta öykücünün yazdıklarını okudukça kastettiğinin sıradanlık değil öykülerinin hayatın içinden insan hikâyelerini konu edinişi olduğunu anlarsınız. Sait Faik’i edebiyat tarihimizde farklı bir yere koyan dilinin canlı oluşudur düşüncesindeyim. Öykülerinde değişik, okuyanı şaşırtan anlatım yolları denemiş olan Abasıyanık’ın dili de zekice anlatımına uydurduğunu görüyorum. Yazar, Tıpkı Lüzumsuz Adam(1948) öykü kitabında yer alan Bizim Köy Balıkçı Köyüdür adındaki öyküsündeki gibi büyüleyici bir anlatımla efsunluyor okuyucusunu.

“Bakarsın yakamoz (geceleyin denizdeki parıltı) beyazdır, sanki denize kül serpilmiş gibidir. İşte Torik! Hemen çevirmelisin. Bakarsın yakamoz derinden toplana açıla parlıyor: Kolyozdur. Bakarsın yanlara doğru açılıyor: Uskumrudur. Yakamoz yukarıda parlarsa palamuttur. Bir de torik gibi parlayan zargana vardır. Kim uğraşacak onunla, para etmez ki ... Biri kül serpilmiş gibi parlar, öteki fındık fındık, leblebi leblebi bir parıltı yapar....”

            Bu ay yeniden okuduğum Sait Faik’in ölümünden önce yayımlanan son kitabı  Alemdağ’da Var Bir Yılan yazarın ustalık eseridir. Hemen isimlerini sayıvereceğim Hişt Hişt, Alemdağ’da Var Bir Yılan, Panco’nun Rüyası, Melâhat Heykeli, Dünger Balığının Ölümü gibi yazarın klasikleşmiş on yedi öyküsü  bu kitapta bir araya toplanmış.  

Abasıyanık büyük, önemli olaylardan ziyade küçük insan hikâyelerini öyküleştirmiş.  “Sokakta, bir dükkânda, bir kalabalık yerde durup herhangi bir adamın yüzüne bakarak hayatın hiç olmazsa bir kısmını hikâye etmek mümkündür, diyen Sait Faik’i farklı kılan; temiz, duru, canlı Türkçesiyle kaleme aldığı öykülerinde cümleleriyle resmettiği, okuyucuyu da içine alan soluk alıp veren atmosferdir.

Bu yazı toplam 458 defa okunmuştur.
Önceki ve Sonraki Yazılar