PİYASALAR

  • BIST 100100.073-0.16%
  • ALTIN279.538-0.19%
  • DOLAR5.717-0.31%
  • EURO6.28-0.52%
  • STERLİN7.113-0.41%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. "Meselemiz bir çocuğun hayatına dokunma meselesidir"
"Meselemiz bir çocuğun hayatına dokunma  meselesidir"

"Meselemiz bir çocuğun hayatına dokunma meselesidir"

Yeni öğretim yılı öncesi Milli Eğitim Bakanı Prof. Dr. Ziya Selçuk Turuncu Dergisi'ne verdiği röportajda dikkat çekici açıklamalar yaptı. Bakan Selçuk, “Eğer çocuklarımızı madde ve manayı, kalbi ve ruhu beraber kuşatan bir anlayışla yetiştirebilirsek, zaten sorun kendiliğinden ortadan kalkacak. Bugünkü medeniyet bize maalesef araçlarda zengin, amaçlarda fakir bir medeniyet sunuyor.” açıklamalarında bulundu.

A+A-

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan geçtiğimiz yıl kabineyi açıkladığında hemen hemen herkes bir isim üzerinde yoğunlaştı. Prof. Dr. Ziya Selçuk’un Milli Eğitim Bakanı olarak ismi kamuoyuna sunulduğunda gerek sosyal medyada gerekse öğrenci, öğretmen ve velilerde büyük bir heyecan söz konusuydu. Ziya Selçuk, kimi öğretmenlerin fakülteden hocası, kimisinin sempozyumlarda dinlediği ve bildiği; eğitimin eksikliklerini daha doğrusu eğitimi bilen, değişim ve dönüşüm heyecanı olan ve bunu sözleriyle ve aldığı kararlarla yansıtan bir hocaydı. O, herkesin Ziya Öğretmeniydi. Biz de Turuncu Dergisi olarak okulların açıldığı bu ayda, Ziya Öğretmen’in kapısını çaldık; yeni eğitim ve öğretim yılından kendi hikayesine pek çok konu hakkında konuştuk. Buyurunuz…

 

MUAVİNLİK, ŞOFÖRLÜK, TAKSİCİLİK

 

TURUNCU: Bize biraz kendinizden, Ziya Öğretmen’den 'Milli Eğitim Bakanı’na ulaşan başarı hikâyesinden bahseder misiniz?

BAKAN SELÇUK: Aslında bu toplumun ortalama hikâyelerinden bir tanesi… Ankara Gölbaşı’na bağlı bir köyde doğdum. Birinci ve ikinci sınıfı köyde okuduktan sonra Ankara’ya taşındık. İlkokulu Seyranbağları’nda okudum. Mimar Kemal Ortaokulu, sonra da Ankara Atatürk Lisesi’ni bitirdim. Babam ilkokul mezunu bir dolmuş şoförüydü, annem hiç okula gitmemiş, ama bütün hayatını biz okuyalım diye altı kardeşe, ‘Okumazsanız hakkımı helal etmem’ diyecek kadar bu meseleye baş koymuş bir kadındı rahmetli.

Köyde gübre torbaları olurdu bej renkte, bu gübre torbalarından defter dikerdi annem, keserdi, sonra onu yaprak yaprak dikerdi, biz onu defter olarak kullanırdık. Bir tane önlük vardı abime alınan, abim eskitir ablam giyer, ablam eskitir ben giyerdim.

Önce dolmuşta muavinlik yaparak çalışmaya başladım, sonra şoförlük, taksicilik vs. işin rengi değişmeye başladı. Ankara Üniversitesi’nin Psikolojik Hizmetler Bölümünü bitirdim.

Ama benim hep gönlüm eğitim tarafındaydı. Önce Selçuk Üniversitesi’nde beş sene, Hacettepe Üniversitesi’nde doktora, ondan sonra Gazi Üniversitesi’ne geldim. Gazi Üniversitesi’nde bir vakıf okulunun kuruluşunu gerçekleştirdik. Orada üç sene yöneticilik yaptım. Hep eğitimin içindeydim. Yani her zaman bir okulun içerisinde nefes alıyordum. Sonrasında üç yıl Talim Terbiye Kurulu Başkanlığı yaptım. Bu dönem bürokrasiyi yakından tanımamı sağladı. Netice itibariyle Sayın Cumhurbaşkanımızın bir daveti ve tensibiyle Bakan oldum.

 

EVRENSEL ÇERÇEVE

 

TURUNCU: Bakanlık görevine atanır atanmaz ilk iş olarak ‘2023 Eğitim Vizyonu ’nu hazırlayarak uygulamaya koydunuz. Hedeflilerinize ulaşmada başarı şansınız nedir?

BAKAN SELÇUK: Bakanlığın içine girdikçe başarılabileceğimize olan inancım artıyor.

Peki, eğitimle ilgili durum nedir? Eğitimin temel sorunu ya da fotoğrafı şu bence: Eğitim, her dönemde belirli bir insan tipini yetiştirmenin aracı olarak görülmüş. Oysa eğitim, bir mutabakat zemini ister. Yani bir milli şuurun hasıl olabilmesi için bir milli mutabakat zemini gerekiyor. Millet bu mutabakatın üzerinden yeşeriyor, aksi takdirde fay hatları oluşuyor, gruplar, hizipler oluşuyor ve herkes kendi tipindeki insanı yetiştirme çabasına yöneliyor. Bizim bu topraklarda bulunan insanlar olarak evrensel, cihanşümul ve milli bir çerçevemizin olması lazım.

Bugünkü medeniyet bize maalesef araçlarda zengin, amaçlarda fakir bir medeniyet sunuyor. Bilimi ahlakla yıkamayan bir medeniyet insana hizmet etmez. Eğer bilim sermayenin güdümüne girerse, küresel anlamda tüketimin hizmetine sunulursa, bilimin etik kodları zayıflar ve artık başka bir araç haline gelir.

Bu anlamda da bizim bilim, hikmet, kültür, irfan olarak düşünce çerçevemizin evrensel bir çerçeveye sahip olması lazım ve bu çerçeveyi insanlık için kurduktan sonra bu toprakların boyasıyla boyayıp bu coğrafyanın nefesiyle nefeslenip buraya özgü bir şey yapmamız lazım.

Bugünkü 2023 vizyonuyla ilgili de konu aslında buradan neşet ediyor. Muhakkak surette bu milli benlik tasarımına hizmet etmek için bir, birlikte ve beraber olmak ve toplumda ihaneti olanlar hariç, hainliği olanlar hariç, İstiklal Marşı’na, bayrağa hürmeti olmayanlar hariç bunların hepsini bir potada düşünmek, bir şemsiye altında güneşlendirmek gerekiyor.

 

DESTEK YAZILIM GEREKİYORDU

 

TURUNCU: 2023 Eğitim Vizyonunun temel parametreleri nelerdir?

BAKAN SELÇUK: Biz önce bir mekanik kurmaya çalışıyoruz 2023 Vizyonuyla. Diyoruz ki; bizim fizibilitesi olmayan bir iş yapmamamız lazım, bir karar destek sistemimizin olması lazım. Buradaki bütün datayı büyük veride toplayıp buradan politika üretmemiz lazım. Mesela bir etkileşimli tahtaya hangi öğretmen kaç kere niye dokunuyor, hangi öğrenci teneffüste neye bakıyor, bunun big datasına bakıp neyi arıyor, neyi dinliyor, bakıyor bilmemiz lazım. Mesela okul yapacağız ama neye göre yapacağız? Bununla ilgili bir karar destek yazılımı gerekiyor. Geçen ay bir coğrafi bilgi sistemini tanıttık. Buradaki temel sav şuydu: Uydudan bütün okulları izleyebilen imar durumu dahil bütün derslikleri, metrajı, onun içindeki araç gereçleri, öğretmenleri vs. hepsini mobil olarak görmek. Bunu da geçen ay bitirdik, hizmete açtık. Bu anlamda 2023 Vizyonu bir eğitim sisteminin bütün alt sistemlerini birlikte ele alıyor.

 

 

 

SADECE SORU SORUYORUZ

 

TURUNCU: Sayın Bakanım birkaç örnek daha verebilir misiniz? 

BAKAN SELÇUK: Bütün Avrupa ülkeleri dilleri konusunda söz varlığı dediğimiz bir çalışması yapmış, 1930’larda bitirmişler. Bu ne demek? Sizin dilinizin söz varlığı nedir? Hangi yaşta hangi çocuk hangi kelimeyi bilmelidir, ders kitabı neye göre yazılmalıdır, anne-babalar, öğretmenler neye dikkat etmelidir, siz kendi dilinizin gelişimini nasıl izleyebilirsiniz, izlemek için bir referans çerçeveniz var mı sorularının yanıtlarını veren ‘Corpus’. Ama bu istenilen manada yok Türkçede. Şimdi bu olmayınca verimlilik ortaya çıkmıyor; ders kitabını yazamıyorsun, uygun çocuk kitabı yazılamıyor, yaşlara uygun gelişimi takip edemiyorsun, uluslararası mukayese yapamıyorsun. Bu çalışmanın birinci fazını kasım ayında, ikinci fazını da 2020 Mayıs’ta bitiriyoruz inşallah. Bizim yaptığımızın şöyle bir farkı var, ilk kez makine öğrenmesi temelli bir corpus yapılıyor dünyada, diğer yandan Türkçede dört dil beceri testi yok. Diğer ülkelerde TOFEL, IELTS benzeri testler var. O ülkelerin kendi dillerinde her yaş çocuğuna böyle bir sınavları var ve çocuklarının dil gelişimini ayrıntılı olarak ölçüyor. Biz çocuğun Türkçesini ölçemiyoruz, sadece soru soruyoruz. Soruya cevap verdi mi vermedi mi, başarısına bakıyoruz. Ama okuduğunu anlama, dinleme, konuşma seviyesi nedir, şimdi ben bunu bilmezsem, matematikteki zayıflığının matematikten mi, yoksa okuduğunu anlamamaktan mı kaynaklandığını anlayamam.

 

 

ÖĞRETMEN YETİŞTİRME BİÇİMİ YENİDEN ELE ALINMALI

 

TURUNCU: Dil bilgisi çok önemli….

BAKAN SELÇUK: Türkçesi iyi olmayanın İngilizcesi de iyi olmaz, yani dil çok önemli. Dil, bizim düşüncemizin ve medeniyet tasavvurumuzun anahtarı. Bu dilin altyapısını güçlendirmeye yönelik çalışmalar yapmamız lazım.

Şimdi toplum düşünüyor tabii… Diyor ki; okul yaptın mı, sınıflar kaç kişilik diyor. Ama ben meseleye hem öyle bakıyorum hem de diyorum ki; ‘Corpus’ olmadan bir dil çalışmaları sağlıklı yapılamaz. Vizyon belgesiyle ilk kez ülkemizin eğitim sistemi, uluslararası standartlarla mukayeseli olarak alt sistemlerini bütünleşik olarak ele alıyor. Ölçme değerlendirme gibi, öğretmen yetiştirme gibi alt sistemleri birbiriyle ilişkili hale getiriyor ve bir senkronizasyon yapısı getiriyor. Örneğin okul öncesinde, beş yaşta zorunluluk olması mezun sayısı, derslik sayısı, finansman gibi çok sayıda alt sitemi etkiliyor. Mesele nicel problemlerin daha ötesini de içeriyor. Öğretmen yetiştirme nicelden çok nitel bir sorunla, hatta politik bir sorunla iç içe. Öğretmen sorunu sadece öğretmenlerin alan bilgisi testlerinde düşük puan almaları değil. Öğretmen yetiştirme biçimimizin yeniden ele alınması mecburiyeti var. Türkiye’nin kendi öğretmen yetiştirme damarını 12 Eylül’de bırakması, 1974’te başlatılan terör hadiseleri vasıtasıyla öğretmen okullarının yok edilmesi tarihi bir travma. Kasıtlı olarak bir emperyalist müdahaleyle yapılan bir iş bu. Ondan sonra da bir Anglosakson kopyasıyla 12 Eylül’ün öğretmen yetiştirme süreci var. Bu süreçte öğretmenin kimlik erozyonu ve öğretmenliğin bir geçim vasıtasına dönüşmesi yaşanıyor. Oysa bir peygamberlik mesleği olan öğretmenlik, ana babanın rızasının alınması gerektiği gibi, çocuğun rızasının da alınması gereken bir meslektir. Yani çocuklar sizden razı değilse iki dünyanızı da berbat edersiniz. Eğer öğretmenliği geçim vasıtası olarak görüyorsanız o zaman hakikaten bu dünyanız da öbür dünyanız da sıkıntıya girer. Bu mesele bir çocuğun hayatına dokunma meselesidir ve bilimsel, teknik yönünün yanı sıra ilahi bir meseledir. Terbiye meselesi Esma’dan gelir. Terbiyenin mürebbilikle alakası, mürebbiliğin Rab ile alakasını kurduğunuzda ontolojinizi de kurmuş olursunuz. Eğitimin böyle bir ontoloji ve mana atmosferi kurması gerekiyor.

 

ÇOCUKLARIN SOSYALLEŞMESİNİ ENGELLİYORUZ

 

TURUNCU: Kamuoyunda ve kendi çevrelerimizden gördüğümüz kadarıyla vatandaşın eğitim konusundaki sürekli şikâyetleri, değişen sistemleri ile ilgili (Sınav sistemi, müfredat, eğitim süresi vb.) Sizce artık bu sorun tamamen çözüldü mü? İnsanlar çocuklarını eğitim sisteminde geleceğe dair bir değişiklik endişesi olmadan yetiştirebilecek mi?

BAKAN SELÇUK: 2023 Vizyonuyla şunu yapmaya çalıştık: Dedik ki nasıl büyük bir gökdelenin projesi yapılırken bir mimari projesi olur, eğitim sisteminin de bir projesi olmalı, yol haritası olmalı. Yine topluma dedik ki; bakın biz taahhütte bulunuyoruz, bizi izleyin ve üç sene içerisinde bu ülkede eğitimle ilgili olarak ne yapılacağını önceden bilin. İkide bir kural değişmesin, ikide bir sistem değişmesin ve müktesep haklar korunsun.

Mesele, zamanın ruhuna uyma meselesi. Biz bu çocukların çağını dikkate almak zorundayız ve öyle bir çağ geliyor ki bizim neslin kendini taş devrinde hissedeceği kadar büyük bir değişim geliyor dünyaya. Yani insanlık tarihinde ilk defa biyolojik olan bir bedene yazılım yüklenecek döneme geliyoruz 2030’ların sonunda. İşlerin yüzde 80’ine yakınının robotlar tarafından yapılacağı bir döneme doğru gidiyoruz. Mesela on sene içerisinde muhasebecilik diye bir şey kalmayacak. Bizim bildiğimiz mesleklerin çok büyük bir kısmı ortadan kalkacak. Bugün ilkokulda olan çocuk 2040’ın başında iş hayatına atılacak. Diyecek ki; “Siz bizi neye hazırladınız?” Sınav düzeni, ezber düzeniyle bir şey öğrenmiyoruz, biz sadece A, B, C, D seçeneklerini işaretliyoruz. Yıllarca odalara kapanıyoruz, soru çözüyoruz ama sorun çözemiyoruz. Soru çözen, ama sorun çözemeyen kuşaklarla bu coğrafyada barınmamız zor. Geleceği düşünmek zorundayız, ona göre bir altyapı kurmak zorundayız. Bunun için de soru çözen değil de sorun çözen, temel jenerik beceriler dediğimiz becerilere sahip, dünyadaki akranlarıyla rekabet edebilecek çocuklara ihtiyacımız var. Fakat bu sınav düzeninde bu olmaz. Yani yıllarca sınavlara hazırlanan, odalara kapanan çocuklar yıllar sonra odadan bir çıkıyorlar Ashab-ı Kehf oluyorlar. Yani çocuk; düğün, bayram, cenaze, akraba, misafir bilmiyor, niye? Sosyalleşmesini engelliyoruz. Okullar arsındaki imkân ve öğrenme farklılıklarını azaltarak birkaç yıl içinde bunu dönüştürmek, iyileştirmek mümkün. Zaten çalışmalarımızı bu doğrultuda yürütüyoruz.  

 

EĞİTİMLE SEKTÖR UYUMLU HALE GELECEK

 

TURUNCU: Mesleki eğitimde çok adımlar attınız, protokoller imzaladınız. Yıllardır çözülemeyen nitelikli eleman sorununa çözüm olacak mı?

BAKAN SELÇUK: Yani o kadar net bir yol haritası var ki aslında önümüzde; ithalat analizine baktık, Türkiye’nin dış ticaret açığına baktık. Türkiye’deki bütün şehirlerin sektör analizini çıkarttık. Dedik ki, hangi ilde hangi sektörler var, o ilde ki meslek okullarındaki branşlar ne, dallar ne? Meslek liselerinin gerilemesinde katsayının büyük etkisi olmuştur. Belki daha önemli bir etki sektörler dijitalleşirken meslek liselerinin konvansiyonel kalmasıdır. O zaman çözümü ne? Fabrikaların içine, OSB’lere, büyük otellere okul yapmak, melek eğitim merkezlerinin sayısını artırmak. Mevcut okulları iyileştirmek.

Kültür ve Turizm Bakanlığımız ile çok kapsamlı bir çalışma yapıyoruz. 200 iş garantili okul açacağız. Bunların hepsi otellerin içinde olacak. Bir kısmı açıldı zaten. Turizm programında liselerimizde eğitim-öğretim takvimini de değiştiriyoruz Sezonla bitecek, sezonla başlayacak. 11 tane otelde turizm lisemizi açtık. Memnuniyet oranı en üst seviyede. Ortamda sürekli etkileşim olduğu için yabancı dil de öğreniyor çocuk. 

Türkiye’de ihtiyaç duyulan alanlarla okuldaki dallar arasında da uyumsuzluk var. Bunları sırasıyla çözüyoruz. Mesela, Türkiye’nin mikro mekanik alanında tek bir tane mezunu yok, ama her sene yaklaşık 2 bin elemana ihtiyacı var. Şimdi Bursa’da bölümünü kurduk. Dış ticarete, ithalata baktık, ahşap oyuncak ithal ediyoruz. Niye ediyoruz? Biz yapalım dedik ve dört okulda başlattık. Dört okul üretiyor. Okul üretimlerinden hazine kesintisi yüzde 15’ti, yüzde 1’e indirdik. Mesleki eğitimi tüm bileşenleriyle sektörle uyumlu hale getiriyor ve istihdam kanallarının önündeki engelleri birer birer kaldırıyoruz.

 

VELİNİN HER ZAMAN HAKLI OLMASI MÜMKÜN DEĞİL

 

TURUNCU: Eğitim camiasında okulların aşırı veli endeksli bir hal aldığı, öğretmenlere bakım memuru/bakıcı muamelesi yapıldığı ve velilerin öğretmene karşı bu üstenci tavırlarının öğretmenlerin hevesini kırdığı yönünde şikayetler var. Veli her zaman haklı mıdır?

BAKAN SELÇUK: Öğretmenlerin itibarını güçlendirme konusunda çalışmalar yapıyoruz. İstiyoruz ki veli velilik yapsın. Öğretmen öğretmenlik. Öğretmeni zayıflatmak ebeveynlere de zarar verir. Sınıf içinden başlayan bazı çalışmalar da var. Örneğin bir çocuk dört işlem bilmeden lise bitirirse bu ülkenin omurgası çöker. Yani çalışan çalışmayan ayrılmazsa burada sıkıntı oluşur. Çocuk diyor ki, ben derste uyuyacağım, geç yattım diyor. Öğretmenim sen işine bak, hocam ben nasılsa geçeceğim diyor. Şimdi öğretmen orayı nasıl kontrol etsin? Edemez, çünkü çocuk zaten geçiyor. Bu konuda tedbirler alıyoruz. Uzun bir hazırlık gerektirdiği için kısa da olsa aman alacak alt yapıyı dönüştürmek.

Velinin her zaman haklı olması elbette mümkün değil. Önemli olan ilkeleri belirleyip herkesin ona uyması. Velilerin çocukları şımartması ve aşırı ilgi göstermesi öğretmenlere yönelik baskıyı artırıyor. Şimdi beş çocuğun olsa ilgi, sevgi, dokunma, para, zaman hepsini beşe bölersin; bir tane olunca beşinin hakkını birinin üstüne boca ediyorlar, çocuk doz aşımına maruz kalıyor. Yani ilgi zehirlenmesi yaşıyor. Teneffüslerde bazı veliler çocuklara ellerinde kaşıkla ilkokul üçüncü, dördüncü sınıf öğrencisine yemek yediriyor. Yani bir veli bir yaşından itibaren asla çocuğun yemeğiyle ilgilenmemeli, önüne koyacak çocuk alacak. Asla bir şey vermemeli… Tabii, bu şekilde birkaç kelimeye sığdırabileceğimiz bir konu değil bu… Bu başlı başına bir makale konusu…

 

 

60 YAŞINDA Z KUŞAĞI TAVRI SERGİLEYENLER VAR

 

TURUNCU: Y ve Z kuşağının üzerinde sosyal medyanın çok büyük etkisi var. Kişilik oluşumlarını sosyal medyada tamamlayan bir nesil söz konusu. İnternet bilgisi okulun ve eğitimin yerine geçiyor sanki. Bu tehlikeyle nasıl başa çıkacağız?

BAKAN SELÇUK: 2023 Eğitim vizyonumuzun en temel prensiplerinden birisi çocuklarımızın araçlarda zengin, amaçlarda fakir kalmamasıdır. Temel gayemiz araçların amaç haline gelmemesidir. Sosyal medya bir araçtır. Tüm araçlarda olduğu gibi iyiye ve kötüye kullanım alanları mevcut. Eğitimin bu süreçten etkilenmemesini beklemek mümkün değil. Biz de zaten öğrenmeyi sadece okul duvarlarıyla sınırlandırmak istemiyoruz. Doğa, mahalle, aile birer okuldur. Okullar gerçek hayatın bir provasıdır. Topluma uzanan birer köprüdür. ‘Tasarım ve Beceri Atölyeleri’mizde yeşertmeye çalıştığımız felsefe de budur.

Bugünün dünyası platformlar, kanallar, web siteleri, oyunlar, uygulamalar çağıdır. Bugünün nesilleri çoklu ekranlarda hayatlarını devam ettirmektedirler. Masaüstü, TV, akıllı telefon, oyun konsolları… Son derece yararlı içerikleri olduğu gibi son derece zararlı içerikler de mevcuttur.

Çocuklarımızı Y ve Z şeklinde sadece doğum yıllarına göre damgalamak taraftarı da değilim açıkçası. 60 yaşında Z kuşağı davranışı sergileyen bireylere kolaylıkla rastlayabiliriz. Sosyal medya ve dijital alem tüm kuşaklar için parlak bir dünya sunmaktadır. Bunun literatürdeki ismi parlak ekran sendromudur. Aslında altını çizmek istediğim nokta bahsettiğiniz tehlikenin sosyal medyayı da aşan, onu içine alarak kavuştuğu yeni durum ve formdur. Yapay zeka teknolojilerindeki gelişmeleri es geçmek olmaz. Yapay zeka çağı otomasyon ve algoritmalar çağıdır. Algoritmalar kararlarımızı derinden etkileyebiliyor. Bakın 1994’te tüm dünyada 3 bin web sitesi vardı. Bugün bu sayı 1.71 milyardır. Türkiye’de bazı sosyal medya platformlarına üye sayısı 55 milyon sınırına dayandı. Günde hatırı sayılır saat dijital oyun oynayan yaklaşık 25 milyon insanımız var. Sosyal medyayı ve tüm bu teknolojik araçları eğitim ve öğretime destek amaçlı kullanabileceğimiz gibi son derece etik dışı davranışları da gözlemleyebiliyoruz. 

Bu sadece çocuklarımızın sorunu değil. Bu toplumun bir konusudur. Eğer çocuklarımızı madde ve manayı, kalbi ve ruhu beraber kuşatan bir anlayışla yetiştirebilirsek, ahlak ve etik konusunda bilinçlendirebilirsek zaten sorun kendiliğinden ortadan kalkacak.

 

ARADA SINIFTA OLMAYI ÇOK ÖZLÜYORUM

 

TURUNCU: Öğretmenliği özlüyor musunuz?

BAKAN SELÇUK: Aslında öğretmenlik çocuğa bir şey öğretmek değil, öğretmenlik kişinin kendi kemâlât yolculuğudur, kendi öğrenme serüvenidir. Öğretmen aslında öğrenendir. Çocuğa faydası olur mu? Olur, o ikincildir. Yani öğretmenlik sanki çocuğa bir şey öğreten kişi gibi algılanıyor çok yanlış bir şey. Yani kâmil olmak meselesi öğretmenin kendi içsel vazifesi. Öyle olmaya çalışmadığında da faydalı olmaz, sadece aktarır. Öğretmenin kendi olgunlaşması önemli, bu yüzden de her an öğretmeniz aslında. Her an birbirimizden bir şey öğreniyoruz. Sınıfın içerisinde olmanın çok ayrı bir hazzı var. Bakan olmadan önce de sürekli olarak sınıflarda bu duygumu tatmin ediyordum. Şimdilerde de arada bir sınıfta olmayı çok özlüyorum. Neyse ki gidecek okullarımız var.

 

 

MESLEKİ EĞİTİMİ ÇOK ÖNEMSİYORUM

 

TURUNCU: Eğitim sistemine dair çok güzel çalışmalarınız var.  Çeşitli alanlara müdahil oluyorsunuz, revize ediyorsunuz sistemi. Bunların içinde üç tanesini saymak gerekirse en fazla önem verdiğiniz politika nedir?

BAKAN SELÇUK: Öğretmen eğitimlerini ve yetiştirmeyi çok önemsiyorum. Mesleki eğitimi çok önemsiyorum. Her sistemin bir donanım bir de yazılım boyutu vardır. Bunun aracı olarak da tasarım beceri atölyelerini çok önemsiyorum. Yani bu atölyeler çocuğun ilkokul birden itibaren binlerce kez tecrübe etmesini, kendisini tanımasını, neye yatkın-neye değil, sanatın ince ayarından geçmesini, sporla, tarımla tanışmasını istiyoruz. Bir mühendislik atölyesinde mekanik, tasarım ne demektir, çocukların bunları öğrenmesini çok önemsiyorum. Onun için de bütün okullarımızda birkaç sene içerisinde atölyeler kurmayı çok öncelikli iş haline getirdik.

 

 

Yenikapı Haber / ÖZEL

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.