PİYASALAR

  • BIST 100110.8630.68%
  • ALTIN273.317-0.11%
  • DOLAR5.780.22%
  • EURO6.4530.63%
  • STERLİN7.7661.85%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. İşadamı, Aktivist Mustafa Tuncer: Görgünüz Zenginleştikçe Dünyanız Genişler
İşadamı, Aktivist Mustafa Tuncer: Görgünüz Zenginleştikçe Dünyanız Genişler

İşadamı, Aktivist Mustafa Tuncer: Görgünüz Zenginleştikçe Dünyanız Genişler

İşadamı, Aktivist Mustafa Tuncer: Görgünüz Zenginleştikçe Dünyanız Genişler

A+A-

Mustafa Tuncer Amerika’da yaşayan Türkiye’de de pek çok yatırımı olan bir iş adamı. Aynı zamanda eski MÜSİAD ABD başkanı. Söyleşinin odağında Amerika’da bir Türk iş adamı olmak vardı fakat Mustafa Tuncer benim için bu kimliklerin ötesinde, 28 Şubat sürecinde başörtüsü eylemlerinde öğrenci hareketinin öncü isimlerinden olan bir aktivist. Yazılan sloganlarda, okunan bildirilerde kısaca bu kavgada yarası beresi, emeği olan bir kişi. Aradan yıllar geçti hem ülkemizde hem dünyada pek çok şey değişti. Tüm bunların ardından Türkiye’ye geldiği bir zamanını yakaladık, geçmişe ve bugüne dair söyleştik. Söyleşinin benim için unutulmaz anı 5,8 şiddetindeki depremin röportaj esnasında gerçekleşmesiydi. Başkan, metanetini koruyarak söyleşiyi tamamladı ‘Rabbim beterinden korusun’ duasıyla.

DEMOKRASİ HAKKI REVA GÖRÜLMEDİ

Kişisel serüveninize baktığımızda bir başarı hikâyesi görebiliriz. Yani sıfır noktasından belli bir noktaya gelebilme özellikle kişisel gelişimciler açısından örnek alınabilecek bir hikâyeye sahip. Kitaba dönüşebilecek bir mücadele var yaşamınızda bildiğim kadarıyla. Bu görünüm hakkında neler söylersiniz?

Hayat her an yeni bir süreç ve insanda hep ‘Olma-erme’ yolunda. Ben de kendimi hamdım, piştim ve oldum üçlemesinin orta yerinde hissederim. Sorunuzun nesnel cevabını vermek için start noktası kabul ettiğim ilk gençlik yıllarıma dönüp bir pencere açmam gerekir. Bu ideolojik, fikir özgürlüğü, insan haklarıyla anlatabileceğim bir zemin. O yıllarda Türkiye’deki serüvenimize baktığımızda 28 Şubat sürecinden bahsetmek zaruri. O zamanlar dini alanla kamusal alanın ayrıştırılması, kişilerin dini tercihlerinin kamusal alanda görmezden gelinmesi bir problem olarak karşımızdaydı. Hâkim anlayış kendisi gibi düşünmeyen zihin dünyasını, hayata farklı bakan insanları, kamusal alanda görmek istemiyordu. Bu tahakkümcü bakış, kolluk kuvvetlerinin vermiş olduğu güçle dindar insanlara baskı yaptı. Bunun temel mantığı demokrasi standartlarıyla taban tabana zıttır. Batı kendi içinde ciddi bedeller ödemiş, iç savaşlar geçirmiş nihayetinde de yaşadıkları coğrafyada farklı renk, ırk ayrımından vazgeçip eşit haklar vermeleri gerektiği kanaatiyle demokrasiyi geliştirmişlerdir. Fakat diğer taraftan gelişmekte olan ülkeler olarak tanımladıkları coğrafyalara -Bizi de o yıllarda konumlandırdıkları nokta- bu hakları reva görmemişlerdir.

ARKASINDA KAN VE ŞİDDET VAR

Batı’nın demokrasi sicili temiz değil ama…

Evet, kesinlikle hatta ‘Dehşet’ ifadesini kullanabiliriz. İspanyollar 16’ncı yüzyıl başlarında Güney Amerika’da Azteklere katliam yapmış ya da İngilizler Avustralya’ya emperyal bir şekilde gittikleri zaman Aborjinleri katletmişler. Buralarda yapılan katliama dair rakamları kesin olarak hatırlayamıyorum ama o rakamları okuduğumda çok hayret etmiştim. Yüz binlerce insanı katletmişler. Bu katliamı hem bedensel olarak hem de zihinsel olarak yapmışlar. Kültürel bir soykırım var. Bugün Amerikan yerlileri olan ‘American Indian’ diye anılan insanlar hayatta artık görünür olmaktan iyice uzaklaşmışlar, kendilerine ait bir lokasyonda, bir çeşit kamp yaşamı gibi alanları var ve bu alanlarda kültürel, folklorik bir öğe olarak varlıkların sürdürüyorlar. Kısacası bugün Batı’nın sunduğu demokrasi standardı gerisinde kan ve şiddet var. Tüm bu süreçler sonunda da eriştikleri noktayı ‘İdeal ve model’ olarak kabul ederler.

KORKUNÇ ÖTÜKİLEŞTİRME

Biz de Batı’nın o ideal yollarına yakalandık sanıyorum 28 Şubat’ta?

Bu yakalanışların ilki değildi tabi diye not düşerek böyle olduğunu belirteyim. Türkiye’de bizde 28 Şubat sürecinde de hâkim anlayışın zihninde Batı’ya refere edilen ideal bir insan tipi var ve bu modele uymayan kimselerin yasama, yürütme ve yargıda söz sahibi olamayacağını ve muhakkak düzeltilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. Bu zihniyetin kendince ideal vatandaş tarifi vardı ve bu dinlediği müzikten, yemek-içme tercihlerine kadar tüm yaşam biçimini dizayn eden bir bütündü. Bu bütün dışında kalanların tespiti erkekler kısmen mümkün iken başörtülü kadınlar direkt bu bütün dışında kabul ediliyorlardı. O yıllarda korkunç bir ötekileştirme ve haksızlıklara şahit olduk.

GELECEK TASAVVURUMUZ ELİMİZDEN ALINDI

Burada araya girip bir ekleme yapmak isterim. Bu süreçte başörtüsünden vazgeçirme çabaları hem yasaklarla hem de farklı propagandalarla da yapıldı…

Evet. İkna odaları bu dediğiniz kısımda zikredilebilir. Kendi ölçülerine uymayanları kendilerince bir ıslah programına daha doğrusu psikolojik işkenceye tabi tuttular. İnsanları gelecekleriyle tehdit ederek ölümü gösterip sıtmaya razı edelim mantığıyla hareket ettiler. Müslüman bir erkek olarak, tüm bunların fiili muhatabı olmasam da hissiyat olarak o haksızlık ortamından mustariptim. Bu baskı ortamı aynı zamanda ekonomik-sosyal tüm alanlarda yaşamlarımızı etkiledi. Hepimizin gelecek tasavvurunu elinden aldı. İnsanlar geleceklerini görmek ister. Mesela biriyle evleneceği zaman bile kriterleri vardır, ne iş yapacağını nerede oturacağını kurgular. Bir işe başvuran da bir işveren çalışan alacağı zaman da geleceğe dönük olumlu planlamalar yapar. İşte biz tam 28 Şubat’ta tüm bu insani duygulardan yoksunduk. Geleceğimize dair hiçbir öngörü yapamayacak bir hale getirilmiştik. Yurtdışına ilk çıkarken amacım donanımlarımı geliştirmek, dil öğrenmekti ve bu ülkedeki atmosferin getirdiği bir yılgınlık halini aşmak istiyordum. O vakit henüz evli değildim ama nişanlımda başörtüsü yüzünden okulundan uzaklaştırılmıştı. Dolayısıyla ikimizin geleceği açısından böyle bir karar verdik. Gittiğimde ben yeni mezun hayata başlarken, eşim de Türkiye’de alamadığı eğitim hayatını tamamlamak arzusundaydı.

EMEĞİMİN ZEKÂTI

O günlerden geldiğiniz nokta arasında ciddi bir emek ve alın teri var. Çalışma motivasyonunuz nedir diye sorsam?

Bir cerrah mesleği adına bilimsel gelişmeleri takip ediyorsa biz ona şunu diyebilir miyiz ‘Ey cerrah sen yıllardır beyin ameliyatları yapıyorsun artık bu ameliyatları yapma ya da bu takip ettiğin yeni çalışmalara ne gerek duyuyorsun?’ Bu cerrah ameliyatları yaptığı için parasını kazanıyordur ama aynı zamanda birilerinin hastalıklarına derman oluyor. Şimdi bu cerrahı mutlu edebilecek şey bindiği arabanın markası, oturduğu ev değil ise işini en iyi şekilde yapmaya devam edecek ve kendini geliştirecektir. Derdi maddi şeyler ise koşturmasına gerek yoktur. Ticari hayattaki birisi de eğer meseleye sadece konforlu bir yaşam olarak bakarsa belli bir noktada çalışmayı bırakıp kazandıklarıyla yaşamını idame ettirebilir. Fakat diğer insanlara istihdam alanı açtığınızı düşünüyor ve onlara da katkı sağladığınıza inanıyorsanız yeni alanlar açmak için çaba sarf edeceksinizdir. Temel mesele başarıyı nasıl okuduğumuzdur. Maddi olanakların çokluğu genel geçer başarı ölçütü gibi görünse de benim nezdimde itibar görmeyen bir şeydir. Ticaret hayatında başarı daha fazla istihdam oluşturabilmek çalışanlarına iş hayatında daha yaşanılabilir ve çalışılabilir bir iş ortamı oluşturabilmek. Bu bakış açısını ve Müslümanca ticari ahlaki yaygınlaştırma kaygımı temel aldığımın altını çizmek isterim. Hem kendimi hem çalışma arkadaşlarımı her seferinde birkaç basamak yukarıya taşıyabiliyor ve bunları yaparken ticaret kurgusu içerisinde ilerleyebiliyorsanız, çalışanlarınıza makine olarak bakmayıp ahlaki değerleri öne çıkarabiliyorsanız başarıdan söz edebiliriz. Meseleye bu kurgu içerisine bakıyorum. Üniversiteyi bitirmiş bir Mustafa’dan bugüne ekonomik olarak daha iyi şartlar altında olabilirim ama iyi insan olarak kalmak ve iyiliği yaygınlaştırmak benim için asli unsur. Çocukluğumda sucuk yemek lüks bir şeydi, şimdi sucuk orta gelirli bir aile için normal. 350 yıl evvel dünyada açlık yüzünden toplu ölümler vardı bugün ise gıda yetersizliği değil gıdaya ulaşamamak mesele. Adil olmayan dağılım sorun. Eskiden İstanbul’u fetheden kumandan Fatih Sultan Mehmet, dünya lideri olarak Çinli bir sanatçıyı dinlemeyi dilediğinde bu sanatçıyı oradan getirtmesi gerekiyordu. Bugün Fatih Sultan Mehmet olmanıza gerek yok herhangi bir kişi dünyanın diğer ucunda ki bir müzisyenin eserini dinleyebilir çünkü artık hayat insanlara sunduklarıyla insanları eşitledi. 500 yıl evvel sıradan bir insan için imkânsız olan pek çok şey bugünün insanı için mümkün. Fakat farklı problemler var. Bizim imtihanımızda bunlara odaklanmak. Çalıştığım alanları büyütmek, geliştirmek bana bir insan olarak yaratanın verdiği bir misyon olarak düşünüyorum. İmkanlarımı da çağımızın ahlaki meselelerin çözümüne katkıda kullanmayı önemsiyorum. Ya durduğum yerde duracağım ya da kendimi kendimle beraber iş ortamımı çalışma arkadaşlarımı inkişaf ettirecek ülkeme katkı sağlayacağım. Benim emeğimin zekâtı da bu.

GÜVENİLİR BİLGİ KAYNAĞI

İletişim mezunusunuz ama ticaret yapıyorsunuz bu anlamda ertelenmiş hayallerden ya da halen gerçekleştirmek istediğiniz alanınızla alakalı işler var mı?

İletişim mezunuyum evet ama hayatın tamamı zaten bir iletişim değil midir? Anne bebeğiyle, baba oğluyla, işçi işverenle kısacası insan her an iletişim halinde bir canlı. Her alan iletişim becerilerini gerekli kılar. Bu anlamda eğitim alanımdan her zaman faydalandım. Fakat formel anlamda ele alırsak da bu alandan da kopmadım esasen. Amerika’daki tek Türkçe gazete olan Forum USA’in imtiyaz sahibiyim. Forum USA on iki-on üç yıldır diasporada çıkardığımız mütevazi bir gazete. Burada Türkçe yayın yapmak zor bir şeydir bunu başardığımıza inanıyorum. Gazetemizin belli bir kısmı Türkçe bilmeyenler için İngilizce ama hem gençlerimiz hem kendimiz için Türkçe yayın yapmayı önemsiyoruz. Hem Amerika’da olup bitenle ilgili hem de Türkiye’den haberler noktasında güvenilir bilgi kaynağı olma gayretindeyiz. Amerika’daki Türk toplumunun tarihini kayda geçirmesi, bir ajanda işlevi görmesi hem bugün hem de yarınlarda kaynak olması açısından bu yayınımızı önemsiyorum. Mesela Amerika Birleşik Devletleri’nde bir Türk ailesine karşı bir kundaklama hadisesi cereyan etti ve bunu medyada bir nefret suçu olarak ilk bizim muhabir arkadaşlarımız haberleştirerek servis etti.

GURUR DUYUYORUM

Bir meselenin içinde olduğunuzda bakış açınız dışarıda olduğundakiyle farklı olabilir fakat içerisinde iken bunu fark edemez ve dışına çıkmadan da böyle olabileceğinizi bilemezsiniz. Bu anlamda sizin yurtdışına çıktığınızda bakış açınızda farklılaşmalar oldu mu? Daha da genelleştirirsek bulunduğunuz yerden Türkiye nasıl görünüyor?

Allah farklı renklerde, ırklarda, coğrafyalarda insanlar yaratmış ve farklı özellikler vermiş. Dünyanın bir kısmı uzun süre kar altında kalırken diğer coğrafyalar da yaşamları boyunca kar nedir bilmeyen insanlar var. Siz çevrenizde kuş olarak kargadan gayrısını görmez iseniz, size kuş resmi çizin deseler ancak karga resmi çizebilirsiniz. Görgünüz zenginleştikçe dünyanız da genişler. O vakit flamingolar, rengârenk papağanları da çizersiniz. Geniş coğrafyaları, farklı kültürleri, insanları görmek farklı kitapları okmak size hayata bakarken başka pencereler açar. Şöyle bir örnek vereyim; yeğenim bir gün “Dayı şurada bir tatlıcı var dünyanın en iyi tatlısı orada” dedi. Onun gözünde dünyanın en iyi tatlısı oradaydı. Oysa hiç yaşadığı şehirden çıkmamıştı. Dünyaya, geleceğe dair bir kurgu yaparken eğer perspektifimiz geniş değilse yaptığımız kurgu sadece bu coğrafyaya has kalır. Şimdi cep telefonuyla, bilgisayarla dünyanın diğer ucunda yaşananlardan haberdar oluyoruz dolayısıyla artık sorunlarımıza çözüm üretirken de bunları adlandırırken de sorun tespit ederken de hepsinden faydalanıyoruz. Felsefemizi bu ufukta kurgulamak önemli ve ben yaşam tecrübemin bana pek çok şey kattığını görüyorum. Ülkeme baktığımda ise dünya ölçeğinde her geçen gün yerini belirginleştirmesinden gurur duyuyorum. 28 Şubat günlerini aşarak gelinen nokta hem ekonomik hem siyasal anlamda sevindirici.

ACI BİÇİMDE GÖRDÜK

FETÖ elebaşının ve ana aktörlerinin Amerika’da yuvalanması söz konusu. Sizin de onlarla mücadelede öncülük ettiğinizi biliyoruz. Son cümlelerinizi bu konuyla alakalı kurmanızı istesek neler söylersiniz?

FETÖ yanlış kurgulanan bir hareketin, yanlış kurgulanan bir dini anlayışın nerelere kadar varabileceğini gösteren bariz bir örnek. Haddizatında Cumhurbaşkanımızın çok güzel bir tespiti var: “Tabanı ibadet, ortası ticaret tavanı ihanet olan çete.” Bu tanım çok önemli. İnsanı zihnini işgal edip, sorgulanamayan bir inanışa mahkûm eden her hareket sıkıntılıdır. Finans kaynağı belli ve şeffaf olmayan her oluşum istediği kadar iyi niyetle çıkmış olsun varacağı yer kötü bir noktadır. Biz FETÖ ile o kötü noktayı acı biçimde gördük. Şu anda da ne yazık ki Amerika’da bu terör örgütü mensupları şer faaliyetlerine devam ediyor. Burada da köklerinin kuruduğu günleri görmeyi ümit ediyoruz. Fakat burada atlamamız gereken soru şu; hesaplaşmamız nasıl olacak, bataklığı kurutacak mıyız yoksa sivrisinekle mi uğraşacağız? Onlar gibi başka örgütler gene olacaktır belki farklı coğrafyalar da benzer yapılar da vardır bunu bilemiyoruz ama ana vatanımızda da tekrar ortaya çıkabilecekleri zeminleri ortadan kaldırmalıyız.

Bize vakit ayırdığınız için Turuncu okurları adına teşekkür ederiz.

Ben teşekkür ederim geçmişi anımsama ve dile getirme fırsatı verdiğiniz için.

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.