PİYASALAR

  • BIST 100102.5561.45%
  • ALTIN260.156-0.16%
  • DOLAR5.7110.46%
  • EURO6.369-0.14%
  • STERLİN7.101-0.15%
  1. HABERLER

  2. ÖZEL HABER

  3. Bir tarih bekçisi: Çemberlitaş Hamamı
Bir tarih bekçisi: Çemberlitaş Hamamı

Bir tarih bekçisi: Çemberlitaş Hamamı

Üçüncü Murad'ın annesi Nurbanı Sultan tarafından Mimar Sinan'a yaptırılan 400 yıllık tarihi Çemberlitaş Hamamı, zamana inat hala ayakta ve ziyaretçilerini ağırlıyor. Mekanın hikayesini bir de işletme sahibi Dilara Köktürk Erdem'den dinledik.

A+A-

Sevgili Dilara Köktürk Erdem’in de anlatıcı olduğu bir bir masal anlatısında ilk defa Çemberlitaş Hamamı’nı gördüm. Masal etkinliği bu tarihi mekânda gerçekleşmiş ve hamam masalları anlatılmıştı. Egzotik bir ortam oluşturulmuş, masalın yanı sıra hamam sahibinin kestane ve çay ikramlarıyla aklımda kalan bir akşam olmuştu. Bu kez Dilara ile Turuncu okurları için buranın işletmecisini ziyaret ettik. Röportajı tek başına yaptığımı söyleyemem. Dilara bu kez masalcı değil sağlam sorularıyla söyleşiyi zenginleştiren oldu. İlk olarak ona sonra da elbette hamamcı Mustafa’ya teşekkür ediyorum.

 

Burasının tarihine geçmeden önce dilerseniz sizin hikayenizden başlayalım... 

Ben bu kültürün içine doğdum. Hamamcı bir aileden geliyorum. Bu kültürü 54 senedir, çocukluğumdan bu yana yaşamış birisiyim. Mesela çocukken evde annem hiç yıkamamıştır beni. Burada yıkanmadığım da kendim pis hissediyorum bu farklı bir kültür. Eski siyah-beyaz Türk filmlerinde zengin başrol karakteri han hamam sahipleridir. Bugün de pek çok ünlü hamam sahibidir. Bu bir ayrıcalıktır, tabi bize babamızdan kaldı.

 

Burasının tarihinden bahsedebiliriz bu girişen sonra ne dersiniz?

Burası 1584’e Üçüncü Murad’ın annesi Nûrbânû Sultan tarafından yaptırmış. Dört bir tarafı da tarihi yapılarla örülü. Köprülü Mehmet Paşa Camisi ve medresesi, Vezir han gibi. Burası birbirinin aynısı olan kadın ve erkek bölümü olarak inşa edilmiş. Mimar Sinan’ın eseri. Cumhuriyet’ten sonra Osmanlı hazineleri arasında fakat buraları ufak tefek meblağlara satmışlar esasen bunların hepsi vakfı malıdır. Nûrbânû Sultan Vakfı’na aittir ama kişilere satıldığı için artık ticari işletme olmuş. 

 

HÜRRİYET GAZETESİ’NİN DEPOSU OLARAK KULLANILDI 

 

Peki burası farklı maksatla kullanılmış mı?

Hayır, hatta bu hamam bir Roma hamamının üzerine kurulmuş yani tarih boyunca hamammış. Osmanlı da ilk olarak cami olarak planlanmış aslında hatta dışardan bakınca kesilmiş minareyi de görürsünüz. Burası  yapıldığı  günden bu yana hamam olarak varlığını sürdürmüş sadece bayanlar bölümünün külhan bölümü iptal edildiği zaman bir dönem Hürriyet Gazetesi’nin deposu olarak kullanmış. O yıllar epey tahrip olmuş. Bir de Divanyolu’na bakan kısımın bir bölümü Cennet Muhallebicisi’ydi. Bizim gençliğimizde ünlü bir buluşma mekanıdır.

 

Batılılar da seyahatnamelerinde Türklerdeki hamam kültüründen şaşkınlıkla bahseder. Hatta çok yıkandıkları için derilerinin inceldiğini, saydamlaştığını yazarlar. Bu kültür büyük oranda yok oldu sanırım. Eskiden evlerde doğal gaz, hızlı sıcak su bulunmadığından insanlar sürekli hamama giderler hatta haftanın belli günlerini buralara ayırırlarmış. Rivayet edilir ki; bir kadın kendisine hamam izni vermemesi nedeniyle kocasını kadıya şikayet etmiş. Kadı hükmünü şöyle vermiş; bu kadın her salı hamama gidecek  ve ücretini de kocası karşılayacak. Ama dediğiniz gibi şu anda durum değişti.

 

Hamam hem şifa hem keyif içeren bir kültür…

12500 hamam var ülkede. İstanbul’da 28 tane tarihi hamam var benim bildiğim. Buralar gerçekten şifa kaynağı. Bugün modern yöntemlerle çare aranan pek çok hastalığın şifası buralarda. Mesela suyun sesi başlı başına bir terapi. Kişi burada arınma duygusu yaşar ki sadece kirden arınmaktan bahsetmiyoruz, ruhlar da arınıyor. Kişi burada tüm meşgalelerine nokta koyar, dışarıdan uyaranlara kendisini kapatır. Telefonunuzdan koparsınız bu bile kendinizle kalmanız için çok önemlidir. Burada gerçek dünyadan, telaşlardan koparsınız. Hamamlar aynı zamanda sosyalleşme yerleridir yani esnaf burada aynı zamanda sohbet eder yani sadece hamamları temizlik kültürünün bir parçası olarak okumamak lazım burada aslında insanların tıpkı mezar gibi eşitlendiği bir yer yani sosyal statüsünü zenginliğini gösterecek bir durum yok yani burada eşitlenirsin. Her çeşit insan gelir. 

 

ŞİFALI OLDUĞU KESİN 

 

Buranın sularının şifalı olduğunu okumuştum doğru mu?

Evet. Bu Beyazıt Halk Kütüphanesi’nin sağında da yazar. Nûrbânû Sultan hekimbaşından şifalı su bulmasını ister. Sıcak ve sağlığa faydalı bu suyu bulunca da üç kese altınla ödüllendirilir. Biz Çapa Tıp Fakültesi hidroklimatoloji anabilim dalına bu suyu analiz ettirdik. Gerçekten doğum sonrası için ve kadın hastalıklarıyla alakalı pek çok faydası olduğu ortaya çıktı. Belgrad ormanlarında ki kaynağından sıcak çıkıyor 58 km yol geldiğinden soğuyor tabii. Fakat kötü haber şu ki biz uzun süredir bu suyu kullanamıyoruz. Biz suyun daima ölçümlerini yapıyorduk. Makinamız kolibasiliye rastlarsa direk şartel iniyordu ve su geçişini kesiyordu. Bir defa oldu biz makinenin yıllarca kullandığı için arıza yaptığını düşündük fakat ikinci alarm verdiği an artık o suyu kullanmamaya başladık. Yakında yapımına izin verilen otel inşaatı esnasında olduğunu tahmin ediyoruz dehlizlere molozlar yığılmış.

 

Dilara; peki aşağıdaki dehlizlerin durumu nasıl? 

Tıpkı minareye döne döne çıkıldığı gibi burayada dönerek dehlizlere inilir. 2014 yılında kadar sürekli temizliğini yapıyorduk fakat artık su gelemiyor. Buradaki su kanallarla Topkapı Sarayı’na Sarayburnu’na oradan denize dökülürdü. Bu su altı metre yüksekliğinde bir kubbe olan bir yerde birikiyordu. Bu dehlizler yapılırken mum konacak, kıyısında yürünecek alana kadar güzel bir şekilde planlanmış. Dinlenme alanları var. Tramvayı biraz küçülttüğünüzü varsayın bu kanallardan gidip gelebilir. Yerebatan Sarnıcı’na giden sular, Mahmutpaşa’dan inerken sağda akan çeşmeler vardır ‘acı su’ derler bu sular kanallara paraleldir 40 çeşme suları denen sulardandır ve buradan gelirler. Bu sularda akrep, çıyan, fare bulunmaz. Yazın gittiğinizde buz gibi kışın gittiğinizde ılıktır. İçerde hoş bir rüzgâr eser. Ne yazık ki çok hasar verdiler hatta buraya kanalizasyon verildi. Bu asıl utançtır. Kuyumcuların atıklarından kanallara siyanür de sızdı.

 S

iz burada masal etkinliği yaptınız?

Evet yani benim bunlardan ticari bir kaygım da olmadı. Bu tarz etkinliklerle burayı yaşatma amacındayım. Hamamlar sosyal mekanlardır buna katkı sağlamak istedim. Burada yıllarca Bianellere ev sahipliği yaptık. Bosna’daki savaşın temsili göbek taşında kadınların çarşafları yıkama sahnesi ile canlandırıldı. Bir günde 300 -500 kişi izledi. Bu vakitlerde müşteri almadık.

 

TURİSTLER ÇOK FAZLA GELİYOR 

 

Peki daha çok yerli mi yabancı mı konuk geliyor? 

Normalde yarı yarıya diyebilirim yüzde 80 yabancı tabii ama mevsimsel olarak da değişiyor.

 

Yabancılar için şaşırtıcı mı peki burası?

Mesela Topkapı Sarayı’na gidip ‘Kaşıkçı elması’nı görüyor ama burada sultanların yıkandığı bir yerde yıkanıyor. Bizim nasıl yıkandığımızı görmek için değil tarihte burada olan insanların deneyimini tekrar edebilmek o kültürü yaşamak istiyorlar. İstanbul’da yaşayıp da da Sultanahmet’e gelmeyen ya da buraya tarihini hiç farketmeden gezenler var ne yazık ki. Ramazan’da gelip camii bahçesinde sohbet dinliyorlar ama buradaki kültürel yapılarla ilgili olmayan insanlar var. Arkeoloji Müzesi’ne, Ayasofya’ya, Yerebatan Sarnıcı’na gitmemiş insanlar var.

 

Hiç unutmadığınız enteresan bir anınız var mı?

Bir şey yiyip içtiğinizde damak tadı olur. İnsanla uğraşıyorsun ama bir damak tadı yok. Biz insanla uğraşıyoruz. Mesela biri geldi ‘Sizin suyunuz çok ıslak’ dedi. Birisi ‘Suyunuz çok soğuk’ dedi. ‘Hayır efendim suyumuz 41 derece’ dedim. ‘Sıcak suyu kastetmiyorum soğuk suyunuz çok soğuk’ dedi. Anlayacağınız değişik insanlarla karşılaşıyorum.

 

AİLEMDEN BİRİNİ YETİŞTİRİYORUM 

 

Yani memnuniyetsiz insanlar bahsediyorsunuz?

Bir defasında hamamın içinin soğuk olduğunu söyledi birisi. 20 dakika sonra ‘Şimdi çok iyi’ dedi asla hiçbir şey yapmamıştım. Gazetede 1980-90 arası burasıyla  alakalı ‘Her kim olursa ola çocuğu olmaya gelip bir burada yıkana çocuğu ola’ diye bir dörtlük çıkınca Kars’tan Edirne’ye, Anamur’dan Mersin’e kadar her yerden kadın buraya akın etmişti. Yani kıtlık var da ekmek dağıtılıyor gibi kalabalık. Bir gün içerde kavga çıktı, tabi o yıllarda bayan polisi yok. Kavga konusu burası benim tarafım, tasımın üstüne tas koydun gibi basit bir şeydi.

 

Kültür üretmiyoruz ve çöküş başlayacak diyorsunuz…

Evet. Mesela Almanya ilk giden kafile tertemiz Anadolu insanlarıydı. İkinci ya da üçüncü kuşak artık Alman değerlerini kuşandılar. Çünkü arkadaş çevresi farklıydı. Dini değerlerden yoksun kaldılar. Burada da hızla dejenerasyon var. Aile hızla çöküyor. İnsan robotlaşıyor. Belki ölümsüzlük de bulunacak fakat insan duygu ve ruhu yok olacak, makineleşecek yani bu süreçte.

 

Peki hamamın geleceğini nerede görüyorsunuz?

Hiçbir şey sonsuz değildir. Şu anda bina 435 senelik. Bina ömrü ne kadar olur bilemem. Ben yaşadığım sürece burayı yaşatmak arzusundayım. Oğlum devam etmeyecek ama ailemden abimin oğlunu burada yetiştiriyorum ve kısmet olursa hayalimiz bu işi onun sürdürmesi. Yakın gelecekle ilgili bunu söyleyebilirim Uzun vadede ne olur tabii ki bilemiyoruz.

 

BOYNUMUZUN BORCU 

 

Yaptıklarınız ve bakış açınız hamamcı olmaktan çok bir tarih bekçisi olduğunuzu çağrıştırdı bana…

Sultanahmet’teki her taşın öpülesi bir kıymeti vardır çünkü sadece Osmanlı  mirasından bahsetmiyoruz, Bizans, Roma da burada. Tarihe karşı ne yazık ki çok saygısız ve hoyrat davranıldı. Birçok tarihi yapı içinden ağaçlar çıkması sonunda tahrip oldu. Sultanahmet’te de halı müzesi olan hamamı yakın zamanda açılmasına vesile olduk. Otel yapılmak için tahrip edilen, tarihi duvarların kara sıvayla kapandığı pek çok örnek var maalesef. Biz orijinal haliyle yapıyı korumak için savaş veriyoruz tabi bu tür yapıların tamiratı, ustalığı oldukça maliyetli evinize sıradan bir şeyi yaparsınız ama buradaki ustalık ve işçilik çok yüksek paralar ödersiniz. Mimarı, uygulamacısı farklıdır. Şöyle düşünüyorum; Nûrbânû Sultan Allah rızasını gözeterek vakfiye yaptırmış, buraya Tokat’tan gelen bir aile işlesin diye yaptırmamışlar aslında. Onlara da hürmetimizden böyle yerleri yaşatmak boynumuzun borcudur. RÖPORTAJ: GÜLŞEN ÖZER

Önceki ve Sonraki Haberler

HABERE YORUM KAT

UYARI: Küfür, hakaret, rencide edici cümleler veya imalar, inançlara saldırı içeren, imla kuralları ile yazılmamış,
Türkçe karakter kullanılmayan ve büyük harflerle yazılmış yorumlar onaylanmamaktadır.